‘Yerin Altından Uğultular Geliyor’ – Onur Bütün ile Yeraltı Maden İş Deneyimini Konuştuk

Yeraltı Maden-İş deneyimi emek tarihinde özgün bir yere sahip… Yeraltı Maden-İş Sendikası deneyimi, aşağıdan yukarıya doğru örgütlenmenin, konseyler, komiteler gibi son derece önemli araçları kullanan, işçilerin söz ve karar sahibi olduğu bir deneyimdir. Onur Bütün’ün “Yerin Altından Uğultular Geliyor/Yeni Çeltek’ten Soma’ya Maden İşçileri” adlı kitabı bu deneyime dair bellek ve sözlü tarih çalışması aynı zamanda teorik tartışmaların yer aldığı önemli bir çalışma olarak Dipnot Yayınları tarafından basıldı. Onur Bütün ile kitabı üzerine söyleşiyi arkadaşımız Evren Jülide Koç gerçekleştirdi.

-Türkiye bir unutuş ülkesi… Türkiye sınıf hareketi içinde özgün bir yeri olan Yeraltı Maden-İş deneyimini çoklu araç ve yöntemlerle çalıştınız. Unutuşa karşı bellek ve tarih çalışması diyebileceğimiz kitabınızın ortaya çıkış sürecini anlatır mısınız?

Aslında bu kitabı Çetin Abi (Uygur) ile konuşalı 15 yıl kadar oldu. Çetin Abi bypass ameliyatı olmuştu. O dönem "Filler sürüden ayrılacağı zamanı bilir, ben sürüden ayrılmayı düşünmüyorum” dedi Çetin abi şakayla. Yeni ameliyat olmasının da bunda etkisi olmuştu. Yeraltı Maden-İş deneyimini yazma isteğimi ötelemiş oldu. Arada birkaç kez daha zorladım ama kabul etmedi. Nisan 2014’te karar verdik kitabı çalışmaya. Çetin Uygur ve arkadaşları aracılığıylabirçok insana ulaşmaya başladık, ziyaret ettik, sözlü tarih çalışması için elimizde ne varsa belge-bilgi toplama, ses kaydı alma, fotoğraflama gibi yöntemleri bir arada kullandık. Biz kitabı çalışmaya başladıktan 20-25 gün sonra Soma katliamı gerçekleşti. Zonguldak’ta Mayıs ayının sonunda Maden kongresine gittiğimizde Çetin Uygur ve Kamil Kartal ve arkadaşları Soma’da nasıl bir çalışma yürüteceklerini konuştular. Ve ardından 75 -80 yılları arasında ve 92-98 yılları arasında yapılan Yeraltı Maden İş-Sendikası’nın fikri takibi olan işyeri komite ve konseyleri Soma’da başlamış oldu. Dolayısıyla biz de bu yüzden kitaba Soma’da yürüttüğümüz anket çalışması ve söyleşileri dâhil ettik. Popülist bir yaklaşımla kitapta Soma’da olsun diye bir fikrimiz yoktu.

Yeni Çeltek’ten başlamak kaydıyla bütün bölgeyi, maden havzasında Yeraltı Maden-İş’lilerin ve dönemin Devrimci Yol’cularının çalışma yürüttüğü yerlerde başta maden işçileri olmak kaydıyla, maden mühendisleri, topoğraflar, madencilerin eşleri ile söyleşiler yaptık. Bu söyleşileri Ankara’da Maden Mühendisleri Odası’nda, Zonguldak’ta, İstanbul’da, Suluova ve civarında sürdürdük. Görüştüğümüz herkesin özyaşam öyküleri yanında politikleşme süreçlerini de belirginleştirmeye çalıştık. Özyönetim ve komite konsey deneyimleri, Yeni Çeltek ve Aşkale’de madenleri işgal edip üretime devam etmeleri -yalnız Aşkale’de satışı gerçekleştirmek sorun oluyor ama tonlarca kömür üretiliyor ve yığılı kalıyor. Aşkale’de satış organizasyonu yapacak kadar yan politik bağdaşıklıklar güçlü değil, faşistlerin çok ciddi saldırıları var- üzerinde ağırlıklı durduk. Komite konseylerin nasıl ortaya çıktığını, hangi ihtiyaçtan ortaya çıktığı, bunun zihinsel, politik arka planı var mıydı? Kendiliğinden gelişen bir süreç miydi? Bunları sorgulamaya çalıştık. Dolayısıyla kitap önemli oranda bir sözlü tarih çalışmasıdır.

-Kitapta hem sözlü tarih çalışması olarak tariflenecek bölümler hem de teorik metinlerin yer aldığı bölümler var. Kitabınızın ana sorunsalı maden işçilerinin önemli deneyimlerinden biri olan, Yeraltı Maden-İş Sendikası’nın tarihini kayıt altına almak ve onların komite-konsey örgütlenmeleri ile hayata geçirdiği öz-yönetim örneklerini incelemek, tartışmaya açmak açısından bölümleme gayet uygun olmuş.

Soma katliamı sonrasında madenciler ve örgütlenme deneyimlerine dair ilgi biraz canlandı, duyarlılık oluştu.Kitabı üçbölüm olarak görebiliriz: Yeraltı Maden-İş Sendikası Tarihi 1. Dönem (1975-1980) ve Yeraltı Maden-İş Sendikası Tarihi 2.Dönem (1992-1998), teorik bölümlerde(Ciddi ve Önleyici Bir ‘Madenci Denetimi’nin İhdası ve Bekası İçin; Kamusallığı Diriltebilecek Bir Antikapitalist Mücadele Programı Gerekiyor!/ Mehmet Tayfun Özuslu ve Yerin derinliklerinden gelip, günü ve geleceği aydınlatan emeğe, madenciye bir borç olarak tarihten öğrenmek: Türkiye İşçi Sınıfı Tarihinde İşçi Öz-yönetim Deneyimleri ve Bugünkü Olanaklar/ Özgür Narin) iyi bir tartışma yürütüldü.Dünyadaki örneklerle birlikte Soma’yı da içine alanbir tartışma var. Özgür Narin’in yazısı Osmanlı’dan günümüze Türkiye işçi sınıfı tarihinde işçi öz-yönetim deneyimlerine odaklanıyor. Bu çok özyönetim deneyimlerinin bütünsel derlenmesi ve tartışılması için son derece anlamlı bir çalışma oldu.

Bu makalelerin ardından ben “Sınıf Mücadelesinden Sınıf Savaşına” ve “Zihin/Beden Emeği Birliğinin, Sendikal Örgütlenme ve Komünizmle İlişkisi” başlıklı iki makale yazdım. Yeraltı Maden İş deneyimi sınıf mücadelesinden sınıf savaşına geçişin bir örneğidir. Yasadışı grev ve işgaller, üretimden satışa kadar bütün üretim ilişkisini organize etmek sınıf mücadelesinin devlet tarafından çizilmiş sınırlarının tamamen dışında, fiili yaşamak anlamına gelir. Son bölümde Yeraltı Maden İş Sendikası’na dair fotoğraf, karikatür vb materyaller yer alıyor.

-Yeraltı Maden İş de komite konseyler aracılığıyla işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda etkin bir yol izliyor.

Denetliyorlar. İşçi sağlığı ve emniyet sendikanında etkin gündemi… Maden işçileri ve mühendisler ortak eğitimler yaptıkları için herkes maden ocağının işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından emniyetli olması konusunda son derece yetkin duruma gelmişler. En önemli ve ilk eğitim hatta Çetin Uygur’un sendikaya işçi daha adımını atmadan diye tabir ettiği, sendika nedir, sınıf nedir?gibi tartışmaları yapmışlar. Öğrenirken kendi iş kolundaki iş güvenliği açısından, kazaların önlenmesi açısından son derece yetkin hale getiriliyor. Buna dair bir anekdot var: Yurtdışından YeniÇeltek madenlerine bir kadın uzman, maden rezervlerinin yeterli olup olmadığı, kapatma, üretime devam edip etmeme sorunu için geliyor. Tahlisiye işçilerinden birisi kadın ile birlikte ocağa iniyor ve kadın maden işçisini maden mühendisi zannediyor. Çünkü işçiler yetkin ve bilgilerinden de eminler.Üretim sürecinde maden işçisinin hâkim olmadığı düşünülen her bir konu teker teker saptanır,  aktarılır, anlatılır ve işçilerin inisiyatifine teslim edilir. İşçiler ocakta kaderlerine bağlanmış bir bilince değil, bilimsel yöntemlerle çalışmanın bilincine sahip olurlar. Okuma yazması olmayan işçilere okuma yazma öğretmekten tutun, madendeki mühendislik bilgisinin hemen her ayrıntısı maden işçileri ile birlikte öğrenilir, deneyimlenir. Madende iş ve işçi güvenliği açısından Yeraltı Maden-İş üyesi her bir işçi, maden mühendisinin deneyimsel ve teknik bilgisini kolektif bir süreçte öğrenmiştir.

-Sadece Devrimci Yolcular yoktu sanırım komite konsey deneyiminde…

Yeni Çeltek Devrimci Yol Davası diye bilinir maden işçilerinin yargılandıkları dava. 900’ün üzerinde madenci ilk açılan davaya dâhil edilmişti. Belirtmek gerekir ki Devrimci Sol, Emeğin Birliği, TDKP/Halkın Kurtuluşu gibi yapılardan da tutuklu insanlar var dava içerisinde…

-Soma’da ve diğer bölgelerde komite konsey çalışmasına katılan madencilerle nasıl bir çalışma yürüttünüz?

 Soma’ya dair gerçekliği bir anket çalışmasıyla gözler önüne serebiliriz diye düşündük. Bu süreçte madenci arkadaşlardan ve maden mühendislerinden madencilerin terminolojisini öğrenmek gerekti. Bunun yanında maden mühendisi, madenci arkadaşlar ve eşleri, siyasi kadrolarında dâhil olduğu pek çok insan bu yazılara birçok kez okudu, gözden geçirdi.  Ankara’da çok uzun iki toplantıyla bu bilgiler ortak belleğin süzgecinden geçirildi. 40 yıl öncesine ait bir deneyimi yazabilmek için böyle bir ortak hafıza etkinliğine ihtiyaç duyuldu. Herkesin öznel hafızasında yıpranmalar, unutmalar başlamıştı. Soma’da da benzeri bir titizlikle çalışmaya çaba gösterdik. Çünkü orada da son derece travmatik bir yaşantı vardı. İlk söyleşiyi yaptığım iki maden işçisinden biri biyografik bilgileri alırken daha “Ben konuşmaya devam edemeyeceğim, tedavi görüyorum bir yandan. 90’ın üzerinde maden işçisi arkadaşımın cesedini çıkarttım. Onların ailelerine yalan söyledim. Bu durum birkaç gün sürdü. Burnumdan o günlerin kokusu gitmiyor” dedi. Bilmediğim için özür dileyip konuşmayı kestim. Soma’da da tarih çok yakın olmasına rağmen travmanın büyüklüğünden dolayı bir amnezik durum yaşanıyor. 93 maden işçisiyle birebir görüşüldü. Şunun altını çizmem gerekiyor, akademi dışı bir çalışma olduğu için bu çalışmanın bağımsızlık sorunu yoktu. Bir yerden kaynak almadı, finanse edilmedi. Dolayısıyla politikleşmekte olan, komite konsey çalışmalarına katılan hem DİSK/Dev Maden-Sen üyesi hem Türk İş/Türkiye Maden-İş üyesi işçilerden seçilmiş bir örneklemle çalışıldı. Dolayısıyla Türkiye’nin genel maden işçisi tipolojisi ile karşılaştırılmamalıdır. Ama maden işçilerinin örgütlenmesi meselesine kafa yoranlar açısından politikleşmiş/politikleşmekte olan maden işçileri açısından da daha gerçekçi veriler sunmaktadır. Yine burada 13 maden işçisiyle derinlikli söyleşiler yapıldı. Bu söyleşilerde, aktarım ve tartışmalarla aslında meselenin özünü yansıttığımızı düşünüyorum. Meselenin nirengi noktası özyönetim sorunsalı üzerine oluştuğu için bütün sorular, tartışmalar ve madencilerden öğrendiğim yeni bilgileri tekrar tekrar kontrol etme, süzgeçten geçirme süreci yaşadık.

-Yeraltı Maden İş deneyimini örgütleyen kadrolar İtalya, İspanya gibi ülkelerin işçi konseyleri deneyimlerinden, Almanya’da Ratte deneyimini veya Sovyetler Birliği’nde ki işçi konseyleri deneyimlerine bakarak mı komite konseyleri oluşturmuşlar?

-1975-80 arasındaki Yeraltı Maden İş deneyimine bakarken herkese Rusya, İtalya ve İspanya deneyimlerini sordum. Özellikle sendikanın beyni diyebileceğimiz arkadaşların bu deneyimleri okuyup tartıştığını öğrendim. Ama şunu söyleyemeyiz: Dünyadaki Özyönetim, komite konsey deneyimlerini okuyup, eğitimlerde direkt bunları anlatıp böyle bir deneyimi teoriden yola çıkarak oluşturduklarını iddia edemeyiz. Ama madene kendini kapatmayı -Polonyalı maden işçilerinin deneyiminden öğrendikleri- uygulamaya çalışmışlar. Aşkale’de 5 günlük bir kendini madene kapatma deneyimi var.

Bende senin bana sorduğun gibi herkese aynı soruyu sordum. Nerden çıktı bu komite konsey fikri, nasıl hakiki bir örgütlenme ve demokrasi ilişkisine dönüştü? Niye 20 işçiye bir tane konsey sözcüsü var. Sendikanın kurulları yetmiyor muydu?

İlk örgütlendikleri dönem sendika kurulurken maden işçileri Ankara’ya geliyor. İşçilerle birlikte kuruyorlar. Sendikanın adındaki Devrimci adını da bir maden işçisi öneriyor. Böylelikle sendikanın adı “Devrimci Yeraltı ve Yerüstü Maden İşçileri Sendikası (Yeraltı Maden İş)” oluyor. İhtiyaç aslında tam olarak şu: Önce kaç kişiyle çalışıyoruz, işçilerin ekonomik durumları nedir, kaç çocukları var, sendika denilince ne algılıyorlar? Vb. bir anket yapıyorlar. Bir yığın veri toplanıyor, günümüzün teknolojik olanakları da yok. Her durumda da anket yapılması zor… Birlikte çalışacakları insanların hakiki bilgilerini derlemek,  onların hayatlarına dokunmak ve bu bilgileri hareket ederken değerlendirmek ihtiyacıyla bu fikir doğuyor. Burada arkadaşlarımız “20 işçiye bir temsilci seçelim” diyorlar, o kişi de konseylerde görev alıyor ama konseye seçilenler belirli zaman aralıklarında değişiyor.Temsiliyet ilişkisi neredeyse herkesin temsilci olmasına dönüşüyor. Toplu iş sözleşmesi sürecinde, gazete kâğıtlarının üzerine sofrasını kuran, hep birlikte yerlere oturarak yiyen, işverenin yemek davetine bile icabet etmeyen işçiler bu aşamalardan gelerek yürütüyorlar.

Komite konsey var diye her şey eşitlikçi, demokratik gelişiyor anlamına da geliyor mu? Yukarıdan aşağıya bir baskılanma var mıydı? diye sordum. Çünkü bizde son derece nevrotik bir anlı şanlı tarih yazma geleneği var. Ruhsal aygıtlarımızdaki arazlar bu tarih çalışmalarına yansıyor. Genel merkeze, baş temsilciye itiraz edip etmediklerini sordum bu yüzden. İşçilerin hepsi bir sendika değil örgüt komitesini de dinlemiyorduk yeri geldiğinde dediler. Aşkale bunun bir örneği aslında. Gültekin Bekdemir’in itiraz ve uyarılarına, “çok erken, yapmayın” demesine rağmen işçiler dinlemiyor ve madene kapatıyorlar kendilerini. Gültekin Bekdemir haklı çıkıyor ama o işçiler hala “keşke biz o madenden çıkmasaydık, ölseydik belki bir şeyleri değiştirmiş olurduk” diyorlar.

-Zonguldak Ereğli’de HEMA AŞ.’ye ait maden ocağında da Aralık 2014’te benzer bir eylem yaşandı. İşçiler kendilerini madene kapattılar. Çeşitli manipülasyonlarla işçiler eylemlerine son verdiler. O günlerde bu eylem üzerine yazılan çizilenlere baktım kimse Aşkale deneyimini hatırlamadı.

-Evet, hatırlanmadı, hatırlatan da olmadı. Metal grevinde de sol medyadan anlı şanlı hazırlık süreçleri sunuldu. İşgal haberleri çıktı grev yasağının açıklandığı günlerde. Ancak bu haberler bazı siyasal anlayışlara yakın işçilerle yapılmış haberlerdi. Sonra öğrendik ki yansıtılan durumla yaşananlar birbiriyle uyumlu değil.

Bu özyönetim, komite konsey deneyiminin sürdürüldüğü zaman aralığı hepi topu  üç aydır. 12 Eylül darbesi geliyor ve gördükleri Yeraltı Maden İş ile ilişkili ilişkisiz herkesi topluyorlar. Dava sürecinde hayatını kaybedenler, çok küçük yaşta ya da yaşı oldukça büyük insanlar var. Bütün bunlara rağmen darbenin gelişini fark edip önlem almayı başaran en önemli sendikalardan birisidir Yeraltı Maden İş. Çayırhan’da şube başkanı bir tartışmada “Bu sağ sol çatışması değil, askeri darbe hazırlığı” diyor. Darbe olduktan sonra uzun işkence günlerinden, kovuşturmalardan sonra komutan: “Sen nerden biliyordun?” diyor. Başkanın yanıtı “Biz sendikada konuşmuştuk” oluyor. Yeraltı Maden İş, işçilerle askeri darbe geldiğini tartışıyor, hatta bu tartışma “Bunlar parayı pulu bir yere kaldırmayı düşünüyorlar” diyenlere Çetin Uygur müdahale ediyor. Türkiye’nin siyasi atmosferinin çok yakın bir zamanda askeri darbeye evrileceğini söylüyor. Sendikayı ve ilişkileri nasıl koruyacaklarını da tartışıyorlar.

-1978’den beri askeri darbe tartışmaları yapılıyor. Devrimci Yol faşist terör ve katliamların askeri darbenin koşullarını hazırlamaya yönelik olduğunu yazıyor. Yine de Yeraltı Maden İş’te bunun tartışılmış olması sendikanın işleyişi ve politik eğitim anlayışı açısından önemli.

Evet, zaten konuşuluyor, yazılıyor ancak önlem almak üzerine bütünlüklü bir çalışma yürütülmüyor.

-Yeraltı Maden İş örneği zihinsel emek bedensel emek ayrımın ortadan kalktığı bir örgütlenme deneyimi. Bundan biraz bahsedebilir misiniz?

İlişkiler doğrudan ve yatay ilişkiler. Görüştüğümüz herkes Çetin Uygur’a saygı duysa da, efsaneleştirme eğilimi olsa da bunun kültürel bir tarafı olduğunu görmek gerekir.

Şöyle düşünüyorlar: Maden işçisinden ödünç alınan bir emek türünü kullanıyoruz. Madencilerin ocaklardaki çalışması olmasa bizim zihinsel bir süreçte yer alma imkânımız olmaz. Maden işçileri var diye Maden Fakülteleri var. Bilimsel bilginin işkolunun bütün unsurlarına yemekhanede çalışanından güvenliğine kadar gerçekten paylaşmışlar. Herkesin öğrenebildiği, öğrendiğini uygulayabildiği, tartışabildiği bir sonuç elde etmişler.

Yeraltı Maden-İş Sendikası zihinsel emek üreten genel merkez çalışanlarının bedensel emek üreten maden işçileri ile son derece uyumlu çalışabildiği tek örnektir.Zihinsel/bedensel emek ayrımı kapitalist toplumlarda öne çıkarılan; uzmanlaşmanın, teknolojinin gelişimi ile giderek ayrımın uçlaştırılmaya çalışıldığı, paranın kullanımı sonrasında ise zihin emeğinin ya da düşüncenin, tasarımın yetkinleştirilerek mutlaklaştırıldığı bir pratiğe işaret eder. Oysaki komünizm açısından bu tür bir ayrım işletilemez haldedir.Marx açısından insan emeği her şeyden önce, zihin/beden emeğinin farklı ölçülerde de olsa birliği olmadan gerçekleşemez. Emek, belirli bir amaca yönelen, somut-soyut faaliyetin adıdır. Tasarımlama başka bir deyişle imgeleminde yaratma sürecine sahip olmak insanın en ayırt edici özelliğidir.

Madencilik sektöründe üretimin özellikle zihinsel üretim kısmında çalışan maden mühendislerinden başlayarak, kazmacılara, nakliyecilere, bacacılara kadar bütünlüklü bir süreç olduğunu ve zihinsel/ bedensel emek ayrımını hiçbir zaman yapmadığının altını çizmek istiyorum. Yeraltı Maden-İş sendikal deneyimi bu tezin ispatlandığı ve yaşatıldığı bir deneyimdir.Sendikal çalışmanın ve özel olarak maden sektöründe örgütlenmenin en temel düsturlarından biri olan, zihin/beden emeğinin birliği Yeraltı Maden-İş’te bir savunu olarak yaşam bulduğu gibi, deneyimin kendisinde de belirgindir. Sendikanın kadrolu genel merkez çalışanları arasında 2 maden mühendisi, 3 avukat, bir karikatürist bulunmaktadır. Yerellerde ve sendikanın örgütlü olduğu madenlerde ise, yine maden mühendisleri, topograflar, avukatlar vb. görev alırlar. Kadrolu ve gönüllü çalışan tüm zihin emekçileri açısından kendilerini beden emekçilerinden (maden işçileri, çiftçiler, esnaf vb.) ayrımlı hale getiren hiçbir uygulama ve fikre rastlayamayız. Bu anlayışın sonucu olarak ortaya çıkmış farklı türden konformizm görünümleri de sendikaya içrek olamamıştır.

Genel Başkan Çetin Uygur başta olmak üzere, sendikal çalışmanın yerellerdeki örgütlenmesini, eğitim çalışmalarını, hukuki sürecini takip eden herkes, maden ocaklarında vardiya saati gelen işçilerin yataklarında ya da köylerdeki evlerinde kalırlar. Zorunlu haller dışında otel ücreti ödeyen neredeyse yoktur.

İşçiler kendi koşullarını; taleplerini, siyasallaşma süreçlerini, işçi konseyleri, işçi meclisleri ve işçi komiteleri aracılığıyla tartışarak, düşünerek ve karar vererek deneyimlediler. Maden ocaklarında grev pankartlarını astılar, işgal ettiler, kolektif üretim yapıp, kömürün dağıtım, satış v.b tüm süreçlerini de yönettiler. Bugünden geriye dönerek bakınca tüm eksikliklerine rağmen yaşadığımız deneyimin önemini daha da iyi kavrıyoruz. Ortaklaşmacı bir tutum içine girmeyen, kararları dışarıdan-üstten dayatan pek çok sendikal-siyasal anlayış kendini tekrar ediyor.

Yeni Çeltek deneyimi olarak bilinen işçilerin kendi kendini yönetmesi örneği, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmişti ama aynı zamanda İtalyan, İspanyol işçilerinin deneyimleri, işgal edilmiş ve ele geçirilmiş fabrikaları dünyadaki önemli örneklerdi.

-Çetin Uygur ve arkadaşları Devrimci Yol’un, Yeraltı Maden İş DİSK’in üvey evladı denir. Görüşmelerden yola çıkarak bu “üveyliğin” nedenine dair neler söylenebilir?

-Eşitlikçi, kolektif ilişkiler kurmak, siyasal bir anlayışın sendikal yaşama müdahalesini meşru görmemek gibi etkenler DİSK için de, Devrimci Yol için de zaman zaman sıkıntılar yaratmış, Yeraltı Maden-İş DİSK’ten ihraç edilmiş, yöneticileri disiplin cezası almışlar.

-1 Mayıs 1989’da “İşçilerin Sesi” gazetesi yayınına geçer. 1992 yılında da Yeraltı Maden-İş Sendikası’nın ikinci dönemini başlar.1998 yılındaki kapanış-birleşme genel kuruluyla Dev Maden Sen’e dönüşür. Bu sürece dair “keşke sendika kapatılmasaydı” bir serzeniş duydunuz mu?

-Hemen hemen herkesin böyle bir serzenişi var. Birleşme konusunda Çetin Uygur çok etkili olmuş. İkinci dönemi örgütleyen arkadaşlar tarafından Zonguldak havzasında devam edilseydi etkili sonuçlar alınması mümkün değerlendirilmesi yapılıyor. Kamil Kartal’dan Salim Çalık’a, Ahmet Özer’den Çetin Uygur’a görüştüğümüz arkadaşlar özellikle Soma’dan sonra birleşme genel kurulunu yapmasaydık diyorlardı.

Ancak Soma’da Sosyal Haklar Derneği’nin açılmasıyla komite konsey çalışmasına katılan maden işçileri, mahalleliler, kadınlar şimdi Sosyal Haklar Derneği’nde örgütleniyorlar. Davayı takip etmeye, sorunları tartışmaya çalışıyorlar. Öte yandan bu kitabı çalışırken Rojava deneyimi yaşandı. Aslında Devrimci Yolcuların ileri sürdüğü komite konsey tartışmaları, Direniş Komiteleri gibi örnekleri düşünürsek Rojova’da hayata geçirilen model aslında halkın doğrudan yönetime katıldığı, Yeraltı Maden-İş deneyiminde olduğu gibi –çocuklara kitap bulmaktan, kömürün satış organizasyonuna kadar-  bir süreç. Hayat devam ediyor, tarih de. Yeraltı Maden-İş ve diğer özyönetim deneyimleri eşitlikçi toplumsal düşüncenin nüvesi olmayı sürdürüyorlar.

*Bütün, Onur (2015), “Yerin Altından Uğultular Geliyor/Yeni Çeltek’ten Soma’ya Maden İşçileri” , Dipnot Yayınları, 1. Baskı, Ankara.