Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK), Soma faciasında madenden sağ kurtarılan ve “Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin” diyen maden işçisi Murat Yalçın’ı Toplumsal Fair Play Ödülü’ne “layık” gördü. TMOK Fair Play Komisyonu Başkanı Murat Faruk Özbay, Soma’da yaşanan faciada madenden kurtarıldıktan sonra ambulansa bindirilirken görevli hemşireye “Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin” diyen Yalçın’ın, örnek davranışı ile tüm toplumun takdirini kazandığı için bu ödüle layık görüldüğünü söyledi.
Görüntü birçoğumuzun mıh gibi aklındadır: Murat Yalçın yerin 400 metre altında 11 saat kaldıktan sonra kurtarılmıştı.
“Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin”. Bu soruda elbette devlet ve yurttaş ilişkisinin tüm muhtevaları mevcut. Bu soruda sıtma ile mücadele için köylülere dağıtılan kininleri “devlet geri ister” diye tüketmeyen köylülerin hikâyeleri de mevcut. Polis kurşunuyla, devlet terörü sonucu öldürülen gençlerin, insanların ardından “kamu malına zarar verdiler” açıklaması yapan devletlûların, esnafa görev tevdi edenlerin toplumla kurduğu ilişkinin kodları mevcut. Nitekim TMOK ödülü “örnek davranış” nedeniyle veriyor. Bu gerekçe ve ödül bir utanç vesikasıdır. Travma, şok ve hayatta kalmanın şaşkınlığı ile sorulmuş bu soru hepimizin utancıdır. “Kişilerin hayatta karşılaştıkları durumlar karşısında takınacakları tutumları belirleyen anlamlandırma çerçevelerini oluşturan değer ve anlayışlar bütününün” özeti olarak bu soru Türkiye’de devletin her şeyin üstünde hatta yaşam hakkının da üstünde algılandığının ve bu algının belletildiğinin göstergesidir. Bu soru devletin kutsandığı, bireyin hak ve özgürlüklerinin “gerekli hallerde” rafa kaldırıldığı siyasal sistemi açık eder. “Devlet, insanın toplumsal çevresini oluşturan en geniş otorite ve yaptırım çerçevelerinden biridir. Özellikle yurttaşın devletin kurucu unsuru ve kuruluş sürecinde etkin bir aktör olmadığı bizim gibi toplumlarda insanlar, bu yaptırım ve otorite odağının etkisi karşısında kendisinin zarar görmeyeceği tutumları geliştirmek eğilimindedir. Bu tutum geliştirme sürecinin arkasında devlete ilişkin algılar yatar.”[1]
Bu soru Soma faciasında değil de başka bir mekân/zamanda da sorulsaydı sedyenin kirlenmemesi öncelikli hale gelmezdi diyebilir miyiz? Toplumsal bilinçaltında yurttaşın devlet karşısında güçsüz olduğunu ve devlet otoritesi karşısında yapılabilecek en doğru şeyin ona boyun eğmek olduğu insan yetiştirme düzenimizin ve siyasal sistemimizin temel düsturu değil mi?
Gerçek bir tehditle, yaşamı, fiziksel ve ruhsal bütünlüğü yok olmakla yüz yüze kalmış bir insanın hayatta kalmış olmanın şaşkınlığı ile devleti temsil eden ilişki ve semboller karşısında sorduğu soruya “örnek davranış”, “fair play” ödülü vermek en hafif ifade ile aymazlıktır. TMOK’un ödülü İstanbul Müftülüğü’nün ‘Aşırı tedbir Allah’a güveni sarsar’ hutbesiyle zihniyet olarak aynı yerde durmaktadır. “Kader, fıtrat, güzel öldüler” söylemlerinin onbinlerce işçinin hayatına mal olduğu AKP iktidarında iş kazalarının nedeninin ‘insan kusuru ve yanlış kader anlayışı’ olarak dini söylemle propaganda edilmesiyle, “Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin” diyen işçiye örnek davranış ödülü verilmesi benzer biçimde egemenlik ideolojilerinin yeniden üretilmesidir.
Aferin TMOK’a! Murat Yalçın “devletin malını kirletmedi” ödüllendirildi!
Patlamanın yaşandığı Eynez bölgesindeki ocağın dışında yine Soma Holding’in işlettiği Işıklar bölgesindeki maden ocağı 9 Temmuz 2013 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız tarafından açılmıştı. Yıldız övgüler yağdırmış, bütün güvenlik önlemlerinin alındığını söylemişti. Faciadan sonra ise olayın trafo patlamasından kaynaklandığını açıklayarak yanıltıcı yönlendirme yapmıştı. Madencilik gibi ağır koşullarda çalışma yapılan bir alanda alınması gereken güvenlik tedbirlerinin üst düzeyde alındığını tespit ettiğini belirtmişti.
TMOK, Yıldız’a “fair play dışı” davranış ya da “mahcubiyet” ödülü mü verecek? Soma ve Ermenek’in maden “faciaları” olduğunu söyleyen, “Bu, benim ve bakanlığımın mahcubiyetidir” diyen Yıldız’a TMOK, Hak-İş, Memur Sen peş peşe ödüller vermeli. Kolay mı öyle mahcup olup bunu dillendirmek!
********
“eti geçti
duydun mu
bıçak kemikte
duymadınsa duy artık
behey allahın kulu
bıçak kemikte
duy da silkin n’olursun
bu ne biçim uyku bu
bıçak kemikte”
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Ve Murat Yalçın canım kardeşim…
“Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin” diyen canım kardeşim, senin çizmelerin adı yüksekle başlayan kurumlardan, makamlardan, koltuklardan çok sıfırlı banka hesaplarından, meclislerden, beyanlardan, partilerden, yas ve acıyı paylaşmak yerine polisler, jandarmalar, TOMA’lar yığanlardan, güç sahiplerinin hepsinden, burjuvalardan çok ama çok daha temiz.
“Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin” diyen canım kardeşim, senin çizmelerin, devletin “din” işleri müdürünün Cuma hutbesinden, arkadaşlarının cesetleri daha çıkarılmamışken maaş bağlamaktan söz edenlerden inan çok ama çok daha temiz. “Muhafazakâr” kapitalist sömürü düzeninin dua ve yakarışla sorumluluklarını ört bas etme girişimlerine bakınca canım kardeşim, senin çizmelerinin onların cennet imgesinden çok ama çok daha temiz.
“Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin” diyen canım kardeşim, bizi Soma’da, Şırnak’ta, Ermenek’te, Zonguldak’ta, Torunlar GYO’da öldürdüler, “Literatürde böyle şeyler var” deyip iş kazası, kader, olur böyle şeyler, dediler. Senin çizmelerinin kiri canım kardeşim ülkenin vicdanı şimdi.
“Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin” diyen canım kardeşim, önlem almayanlar, vahşi çalışma koşullarını, taşeronluğu dayatanlar ölen kardeşlerimize, “Şehit” diyorlar, “Allah’tan rahmet…” başlayan duygusuz mesajlar yayınlıyorlar. Şehit dediklerinde öldürdükleri kardeşlerimizi, suçlarını unutacağımızı sanıyorlar. Senin çizmelerin güzel kardeşim, Başbakan gelince madencilerin cesetlerinin çıkarılma işlemlerini durduranların, koruma ordularıyla dolaşanların hepsinin ellerinden, çok ama çok daha temiz, çünkü onların ellerinde kan var.
“Çizmelerimi çıkarayım mı sedye kirlenmesin” diyen canım kardeşim, “Madenciliğin kaderinde bu var”, “Takdir-i İlahi” diye konuşan tüm zevatın geçmişinden, geleceğinden çok ama çok daha temiz. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, yönetmelik değişikliği ile ağır ve tehlikeli işlerde çalışma yaşını 16’ya siz indirmediniz mi? Yönetmeliğe göre 15 yaşını dolduran çocuklar genç işçi sayılıyor. Ayrıca yönetmelikteki “çocuk ve gençlerin çalıştırılamayacağı işler” listesi de kaldırıldı. Bunun yerine “16 yaşını doldurmuş fakat 18 yaşını bitirmemiş genç işçilerin çalıştırılabilecekleri işler” başlığı eklendi. Bunun neresi kader? Madem öyle Almanya madencilik sektöründe kaderi nasıl yendi?
“Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin” diyen canım kardeşim, üç günlük yas ilan edenlerin yas anlayışının halka zulmetmek olduğunu gördük. Başbakanlık müşaviri Yusuf Yerkel denilen insansının yakınını kaybetmiş insanımızı tekmelediğini gördük.
Senin çizmelerinin güzel kardeşim doğacak çocukların temiz ve onurlu geleceğinin simgesi bizim için. Senin çizmelerinin kirinden, çamurundan, karasından yeni bir ülke kuracağız ve sorumluları ne Allaha ne de çürümüş adalet sistemine havale edeceğiz. Halk bir gün ama mutlaka bir gün hesap soracak canım kardeşim.
[1] Aydın, Suavi (2009), “Amacımız Devletin Bekası” Demokratikleşme Sürecinde devlet ve Yurttaşlar, s.10, TESEV Yayınları, İstanbul.