Yıllardır gerek hastanesinde gerekse İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi bünyesinde Türkiye’nin dört bir yanında işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini koruma ve meslek hastalıklarını görünür kılma çalışmaları yürütmek için büyük emek harcayan Arş. Gör. Dr. Coşkun Canıvar İstanbul Üniversitesi yönetimi tarafından çok ciddi bir cezalandırma girişimi ile karşı karşıyadır.
Dr. Coşkun Canıvar’ın taşeron çalıştırılan sağlık işçilerine yönelik iş sağlığı ve güvenliği eğitim toplantısında göstermelik eğitime ‘nitelikli işçi sağlığı eğitimi’ talebiyle yaptığı itiraz disiplin cezasıyla karşılık buldu. Meslekten atılma cezasının bir alt seviyesi olan “kademe durdurma cezası” fiilen işçi sağlığını koruyanlara karşı pervasız bir gözdağı niteliğindedir. İstanbul Tıp Fakültesi (ÇAPA) Hastanesi’nde, İstanbul Tabip Odası, SES, Genel İş, Dev Sağlık İş ve Taş-İş-Der’in birlikte yürüttükleri mücadelenin simgelerinden biri olan Dr. Coşkun Canıvar’a karşı yönetimin bu cezalandırıcı tutumuna kararlı ve direngen bir tavır göstermemiz büyük önem taşımaktadır.
Peki İstanbul Üniversitesi’nde neler oluyor? Ne için mücadele ediyoruz?
1-) Hastanelerde sağlık hizmet sunumu aksamakta ve cepten ödemeler artmaktadır: Hastanelerde yataklı servislerde özel oda uygulamasıyla hastalardan ücret alınmaktadır. Tomografi, MR, ultrason gibi görüntüleme yöntemlerine erken randevu alınabilmesi için hastalardan ücret talep edilmektedir. Aksi takdirde aylarca sonrasına randevu verilmektedir. Paran kadar sağlık anlayışı üniversite hastanesine yerleşmiş durumdadır.
2-) Tıp eğitimi giderek niteliksizleşmektedir: Tıp fakültelerine alınan öğrenci kontenjanlarının giderek artmasıyla nitelikli tıp eğitimi verilemez duruma gelmiştir. Öğrenciler amfilere sığmamakta, hasta başı pratikler ve laboratuvar uygulamaları öğrenci gruplarının çok kalabalık olması nedeniyle işlevsiz olarak yapılır haldedir. Tıp eğitimini ciddi şekilde tehdit eden bu durum uzun vadeli düşünüldüğünde toplum sağlığını da tehdit etmektedir.
3-) Sağlık çalışanlarının ücretleri ve sosyal güvenceleri kısıtlanmaktadır: Güvenlik, temizlik, yemekhane, kantin, hasta bakımı ve tıbbi sekretarya işleri alt işverenden hizmet satın alma (taşeronlaşma) yoluyla gerçekleştirilmekte ve binlerce insan çok düşük ücretlerle, iş güvencesi olmadan istihdam edilmektedir.
4-) Hastanelerde işçi sağlığı hiçe sayılmaktadır: Taşeron firmalar bünyesinde çalıştırılan işçilerin ilgili firmalar tarafından işe giriş muayeneleri ve gerekli tetkikleri, nitelikli ve yeterli sürelerde işçi sağlığı eğitimleri yapılmamaktadır. Taşeron şirketler bünyesinde düzenli olarak iş sağlığı ve güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi istihdam edilmemektedir. Özellikle taşeron firmalarda çalıştırılan işçiler iş tanımının dışındaki işleri yapmaya zorlanmaktadır. Nitekim tüm bu uygulamalar sonucu son iki yılda İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi’nde iki işçi iş kazasında hayatını kaybetmiştir.
5-) Emek eksenli örgütlenme engellenmektedir: Tüm bu uygulamalara karşı çıkan yürüyüşler, basın açıklamaları ve grevler örgütlemeye çalışan yani anayasal hakkını kullanan çalışanlarınıza karşı hastane yönetimleriniz idari amirlerini kullanarak baskı yapmakta, şirket müdürleri işten çıkarma tehditleri savurmaktadır.
6-) Bilimsel özerklik yok olmuştur: Üniversiteyi ayakta tutmak bahanesiyle savunulan ve hayata geçirilen bu politikalar, üniversiteyi üniversite yapan tüm değerleri paramparça etmiştir. Bilimsel özerklik sermaye tahakkümü ve siyasi iktidar baskısı altında kaybolmuştur. Devletin ve sermayenin aklı ile düşünen, toplumsal faydayı önemsemeyen, ‘riskli’ konulara dokunmayan, bilgi için değil kar için araştırma yapan bir akademi dünyası yaratılmıştır. Mevcut uygulamalara itiraz eden, evrensel üniversite değerlerine sahip çıkan herkes cezalandırılmakta veya üniversitelerden kovulmaktadır.
İşte bunları savunduğumuz için cezalandırılmaya çalışılıyoruz. Coşkun’a verilmeye çalışılan ceza hepimizedir, işçi sağlığı mücadelesinedir. SAHİP ÇIKALIM...