Uluslararası sermayenin direktifleri doğrultusunda Türkiye’de 2023 yılına kadar 100 bin Megavat elektrik enerjisi üretimin sağlanması planlanıyor. Planlara göre elektrik enerjisinin bir kısmı belirli kömür havzası içinde ön plana çıkan Afşin-Elbistan, Yatağan-Kemerköy-Yeniköy, Kütahya- Gediz ve Soma havzalardan sağlanacak.
Uluslararası sermayenin ile Türkiye hükümetinin anlaşmasına göre doğal olarak kömüre dayalı enerji üretimi planlanan bu yerlerde maden sahalarının ve üretim ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi amaçlanıyor. Soma’da şuan yaşanan bu. Burada kömür üretiminin 100 yıla dayanan bir geçmişi var. fakat son 10 yılda büyük bir üretim ilişkisine tanık oluyoruz. Bugün Soma’da 2 ünitesi olan bir termik santral var. ama yanına 4 termik santral daha eklenmek isteniyor. Bu çerçevede bakıldığında yeni maden sahalarının açılması zorunlu.
Nitekim zaten yapıyorlar ve son bir yılda acele kamulaştırma yöntemiyle değerinin çok altında bu gerçekleştirildi ve uygulamalar devam ediyor. Devlet kamulaştırdıktan sonra bu alanları şirketlere devrediyor. Yani lisans devirleri gerçekleştiriliyor. Kamulaştırıldıktan sonra şirketlere devredilmesi planlanan bölgelerden bir tanesi Cengiz Kolin’in etkin olduğu, içine Yırca’yı da alan bölge. İkincisi Eynez bölgesi. Aslında bir 3’üncü bölge daha var bir kısmı Soma bir kısmı Kınık’ta kalan Elmadere ve çevresi. Bu kapsamda emek yoğun işçileştirme diyebileceğimiz bir süreç de gerçekleştiriliyor. Çünkü burada iş kollarında bir çeşitlendirme söz konusu değil. Madene bağımlı insanlar. Tarım kısmen var. Çünkü tarım uygulanan yanlış politikalarla küçük toprak sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılayamayacak noktaya getirildiğinden uluslararası konserve vb. şirketlerinin, eline geçti. Toprak sahiplerinin büyük bölümü hegemonya ilişkileri içinde gerçekleşen konserve şirketlerine ürünlerini veren ücretli işçilere dönüştürüldü. Doğal olarak tarımdan geçinemeyen insanların büyük bölümü madenlere sürüldü. Madenlerde çalışan işçileri de son yapılan seçime endeksli işten çıkarmalar gibi çeşitli oyunlarla, seçimler öncesi açlıkla terbiye ederek siyasi iktidara biat eder hale getirmeye çalışıyorlar.
Toplumsal tepki bunları etkiler, etkilemez, o başka bir tartışma konusudur. Örneğin Yırca’da önemli bir toplumsal tepki ortaya çıktı. Şimdilik santral inşaatı durduruldu. Ama özelleştirme, işçilerin açlıkla terbiyesi, verimli tarım arazilerinin ranta kurban gitmesi gibi durumların hiçbirini Türkiye’nin toplumsal dinamikleri engelleme gücüne sahip değildir. Farklı bölgelerdeki mücadelelerin hepsi anlamlıdır, önemlidir. Fakat Yatağan’dan da öğrendiğimiz gibi ne kadar çok mücadele edersek edelim gerçek anlamda toplumsal muhalefet dinamikleri birlikte bir karşı çıkış örgütleyemedikçe, siyasi iktidar kendini ayakta tutacak tüm ekonomi politikalarını uygulayacaktır. Özelleştirme uygulamaları bu iktidar için stratejik bir öneme haizdir. İnşaat sektörü bu iktidar için stratejik öneme haizdir. Bunlardan geri adım atarsa iktidarda kalamayacağını biliyor. Bunların önüne ancak ve ancak toplumsal, güçlü bir muhalefet hareketi çıkabilir. Çünkü bugün özelleştirmenin engellemesi demek AKP’nin iktidardan düşmesi demektir.
İşten çıkarmalar siyasi iktidarın açlık oyunlarıdır
Soma özelinde İşten çıkarmalara, sendika, işveren ve hükümet yetkilileri arasında yapılan toplantıda karar verildi. Enerji Bakanı’nın 13 Kasım’da Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, Eynez ve Ata Bacası ocaklarının kapatılacağını, gerekirse işçilerin yeni açılacak ocaklarda görevlendirileceğini ve işçilerin mağdur edilmeyeceğini ifade etti. Doğru! Yapacaklar. Ama bunu yapmadan önce işçilerin burnunu sürtecekler.
Geldiğimiz nokta 3 bin civarında maden işçisi işten çıkarıldı. Şuraya dikkat çekmek gerekir ki 12-13 Kasım tarihinde Ankara’da yapılan toplantılar var. Bu toplantılara birinci derece yetkili işveren temsilcileri, Türk Maden-İş başkan ve Soma şube yöneticileri katılıyor. Bu toplantıda zaten işçilerin işten atılması karar altına alınıyor. Tepkinin nasıl olabileceği tartışılıyor. Tepkiyi önlemek için İŞKUR yöneticileri ve Çalışma Bakanı’yla görüşmeler yapılıyor. İşçilerin atılması konusu kesinleşiyor. ama kıdem tazminatını kimlerin ödeyeceği konusunda pazarlıklar sürüyor. İşveren açıktan devlete kafa tutuyor. Üretim yapamadığından işçi maliyetlerinin altından kalkamaz duruma geldiğini, işçilerin iş akitlerini fesih edeceğini, ama tazminatlarını devletin ödemesini istiyor. Devlet şimdilik bunu kabul etmiyor. Dolayısıyla işveren, devleti ve devlet otoritesini zorlamak için sendikayla birlikte organize ettiği bir süreci işleme koyuyor. Bunu yaparken de yasa filan tanımıyor. Çünkü toplu işçi çıkartmalarda 30 gün önceden yetkili birimlere haber verilmeli. Gerekçeler belirtilmeli. Bunun yerine ben yaparım olur mantığıyla işlem yapıyorlar. Sonuçta işten çıkarmalar gerçekleştiriliyor. Sessizlikle karşılanıyor.
Aralık ayında zaten maaş ödeniyor, Ocak ve Şubat aylarında tazminatlar ödenecek diyerek. Dün DİSK’e geçmeyin, geçerseniz; hakkınızı, hukukunuzu ararsanız işten atarız diyenler, örgütlenmenin önüne geçmek için her türlü melaneti yapanlar, bugün “sokağa çıkmayın” “bağırmayın, hakkınızı, hukukunuzu aramayın”, “Devletinize güvenin”, “Biz zaten hiç birinizin işsiz kalmasına göz yummayacağız”, “Onun için önce bize biat edin”, “biz sizi işe sokacağız” diyen bir strateji izliyor. Genel seçim öncesi işçileri AKP’ye oy verir duruma getirdikten sonra çeşitli maden ocaklarına yerleştirecekler. Oysa burada 40 yıllık proje var. Proje çerçevesinde yeni maden ocakları açılıyor. Burada zaten maden işçilerine ihtiyaç var. Enerji Bakanı’nın, Çalışma Bakanı’nın açıklamaları budur. Bunu Mart ayında hepimiz yaşayıp göreceğiz. Önce AKP’ye biat eden işçiler işbaşı yapacak. Sonuçta bütün işçiler işbaşı yaptırılmak zorundadır. Çünkü 2017’ye kadar Termik Santraller yapılmak zorundadır. Açılan birçok maden sahası vardır. Bu havzanın maden işçisine ihtiyacı vardır. Ama bu süreci genel seçimlerde oya dönüştürecek bir şekilde inşa etmekteler.
Soma’da sendika, işveren ve hükümet tarafından kurulan Bermuda Şeytan Üçgeni
Önümüzdeki dönem açısından Soma’da 25 bine yakın maden işçisi, 6-7 bine yakın enerji işçisi çalışacak. Dolayısıyla sermaye ve siyasal iktidar olası işçi ayaklanmaların önüne geçmek için bir süreç inşa ediyor. Aslında yaklaşık 10 yıldır inşa ediyor. Bu süreç içerisinde işçilerin ekonomik, demokratik, ‘siyasal’ hak ve çıkar örgütü sendikaları zapturapt altına almaya çalışıyor. Nitekim Türkiye Maden-İş sendikası son 10 yıla kadar klasik Türk-İş sendikacılığını yürütüyordu. Bugün geldiğimiz nokta vahim bir şey. Bundan 4 yıl önce yapılan bir operasyonla işveren temsilcisini sendikanın genel başkanı yaptı sermaye. Türk Maden-İş’in en büyük şubesini de 13 Mayıs katliamından birkaç gün önce yapılan kongrede zaten topyekun sermaye ele geçirdi. Operasyon sendika içinde tamamlandı. İşçilerin ekonomik, demokratik hak ve çıkar örgütü olan kısmen onların hak ve çıkarlarını korumasında işverene karşı güvence oluşturan örgütü, sermayenin işçiler üzerinde bir tahakküm örgütü haline dönüştürüldü. Ama 13 Mayıs katliamı bu oyunu gün yüzüne çıkardı. İşçiler cephesinde bir facia sonrası çıkan tepki neticesinde oyunu bozacak bu olanak değerlendirilemedi.
13 Mayıs katliamından sonra mevcut siyasi iktidar, sermaye ve sendika üçgeni yeni bir takım varyasyonlara manipülasyonları başarıya ulaştı.
Birincisi mevcut sendikal yapıyı işçilerin zapturapt altına alınması ve olası baş kaldırmalarını önlemeye yönelik bir işlevle donattı. Kısmen bunun gerçekleştiği gözüküyor.
İkincisi mevcut sendikal yapıya alternatif olarak ortaya çıkmış olan DİSK’in örgütlenmesinin önüne geçilmesi için mevcut siyasi iktidar, sermaye ve sendika çeşitli manipülasyonlar gerçekleştirdi. Bunu da önemli ölçüde becerdi. Maalesef buna DİSK’ten doğru da Dev Maden-Sen’in bürokratik yapısından kaynaklı davranış biçimleri ve sınıfın örgütlenmesine yönelik yaklaşımlarının da katkı sağladı.
Üçüncüsü dünyanın hiçbir yerinde 301 maden işçisinin katledildiği bir katliamın ardından denetim görevini yerine getirmeyen, yandaşlarına rant sağlayan devletin Enerji Bakanı’nın, Çalışma Bakanı’nın görevde kalması mümkün değil. Sorumlulukların tümünü şirket üzerine yığarak, madencinin zaten fıtratında var diyerek geçiştirdiler.
Dördüncü olay katliamın ardından işçilerin reaksiyoner tavır alma halini ne yaparız da nötralize ederiz, bu topluluğu tekrardan biat eder hale getiririz şeklindeki yaklaşımı oldu. Bu yaklaşımda da başarılı oldu. Bu yaklaşımın başarılı olmasında aslında hepimizin eksiklikleri var. DİSK’in örgütlenmesinde bizim tarafımızdan getirilen bütün olumlu davranışların karşılıksız kalması doğal olarak ortalığı bu bermuda şeytan üçgenine bırakmayı beraberinde getirdi. Gerekli güvenlik önlemlerini almayan, denetim mekanizmalarını gerçekleştirmeyen devlet yaşanan süreci belli bir zamana yayarak, işçilere iki maaş gibi rüşvetler vererek ortaya çıkmış tepkiyi ortadan kaldırmayı adım adım sağladı.
Özetlersek bir taraftan gerekli sorumluluklarını yerine getirmeyen, yani işçilerin katledilmesine neden olan, sonra işçilerin ayaklanarak hak ve çıkarlarını gündeme getirmemesi için yanlış bilgi yayan, aynı zamanda da şirketin malvarlığına el koyarak, onun, o sorumluluğunu, bürokrasinin sorumluluğunu kaldırmaya yönelik davranış biçimine giren devlet, sonuçta işçileri açlıkla terbiye etmekle karşı karşıya bıraktı.
Soma'da yeni durum
301 madencinin katledilmesi sonrası Madenci aileleri üzerinde yoğun bir baskı uygulanarak (dinsel, töresel örf ve adetler ile Valilik kaymakamlık din ayet tarikatlar vs) devlete güvenmeleri ve çocuklarının geleceklerinin teminat altına alınma sözleri, görece AFAT üzerinden yapılan yardımlarla ekonomik kısmı rahatlatmaları ile ailelerin eve kapanmaları sağlanmaya çalışıldı.
Bu sayede 11 ay sonrası Akhisar Ağır ceza mahkemesinde başlamış olan davaya ilgi azaltılacaktı.
Bununla da yetinmeyen AKP iktidarı son bir atak daha yaparak Adalet Bakanlığı 19.03.2015 tarihli yazısını gerekçe yaparak 8 tutuklu sanığın mahkemeye getirilmemesi kararı alındı
Bu karar Katledilen maden işçilerinin eş ve aileleri arasında yoğun bir tepkinin oluşmasına neden oldu Aileler “bizler, Katillerin gözlerinin içine bakarak sözlerimizi söyleyeceğiz bunun için her türlü mücadeleye hazırız” dediler ve gereğini yerine getirdiler. Mahkemeye 1 günlük ara verilerek Ailelerin istemi kabul edildi Tutuklu sanıklar Mahkemeye getirildiler.
Dava devam ediyor. Aileleri inatla, ısrarla hem mahkeme salonunda hem de sokakta hesap sormaya devam ediyor edeceklerde.
Peki, ne oldu da bu kadar örgütlü davranma becerisi göstermeye başladılar.
Bu durum belki de ilerleyen günlerde daha geniş ele alınacak ve değerlendirilecektir. Şimdilik kıskaca değinmek gerekirse Ailelerin bazıları ile 13 Mayıs katliamını unutmamak unutturmamak üzere bir araya gelinmesi gerektiği üzerine önce kendi aralarında sonrada Soma Sosyal Haklar Derneği gönülleri ile birlikte çeşitli toplantılar yapıldı. Bu toplantılara Genel merkez yöneticileri ve Sosyal Haklar hukuk komisyonunun dâhil olması ailelerle gerek yaşanan süreç ve yaşanacakların açık yüreklilikle tartışılması, toplumsal ve hukuki mücadele yöntemlerinin gündeme getirilmesi, Aileler ve Sosyal Haklar derneği gönüllülerinin kendi aralarında komiteler kurması, bu komitelerde görev alanların üzerlerine aldıkları görevleri yerine getirmekte gösterdikleri çaba ve özverileri, Ailelerle güven üzerinden geliştirilen örgütlenme çalışmalarını doğurdu.
Bir taraftan mahkeme süreçlerini takip ederken diğer taraftan 10 Mayıs 2015 Pazar günü Somada yapacakları büyük mitinge hazırlanıyorlar.
Somalı Şehit Madenci Ailelerinden başlıklı bir mektupla tüm halkımıza sesleniyorlar
SOMA’YI UNUTMA UNUTTURMA!
13 Mayıs 2014 ‘de bizim için zaman durdu, çünkü o gün bizler ölen 301 madenci ile birlikte biz de canımızı, canlarımızı kaybettik. Zaman durdu çünkü hala yastayız acımız hiç azalmadı.
Eşimizi, babamızı, oğlumuzu, torunumuzu, kardeşimizi kaybettik, yerlerini hiçbir şey dolduramaz, acımızı hiçbir şey dindiremez ama bizler acımızın bize yüklediği sorumluluğun farkındayız. Artık sadece yasta değil, isyandayız!
Sorumlular, “Sorumlular bulunacak” dediler, “Sorumlular en ağır şekilde cezalandırılacak” dediler. 13 Nisan’da başlayacak davada neler olacak hep birlikte göreceğiz.
Bizler artık yaşadığımız gerçeklere inanıyoruz. Madenci kardeşlerimiz hala ölüm korkusuyla çalışıyorlar, işsizlik, açlık ve ölüm arasında seçim yapmaya zorlanıyorlar. Kaybettiğimiz canlarımızın arkadaşları hala aynı riskleri taşıyarak yerin altına iniyorlar. Biz buna artık bir dur demek istiyoruz.
Biz adalet istiyoruz, biz hakkımızı istiyoruz. Bu ülkede adalet ve hak arama mücadelesi yerin metrelerce altında kömür çıkartmaktan daha zor olamaz. Bu saatten sonra bizim kaderimiz de fıtratımız da adalet ve hak için mücadele etmektir. Başımızda şehitlerimizin baretleri sokaklardayız, mahkeme salonlarındayız.
Geçen sene katliamdan sonra verdiğiniz omuzu yine yanımızda görmek istiyoruz. 10 Mayıs 2015 tarihinde Soma Katliamının 1. Yıldönümü nedeniyle Soma’da büyük bir miting yapacağız. Şayet kabul ederseniz bu etkinliği birlikte planlamak, ortaklaştırmak ise asıl muradımızdır.
“Soma’yı Unutma Unutturma!” diyen çığlığımızın boşlukta kaybolmayacağını, sesimizi duyup uzattığımız eli tutacağınıza inanıyoruz.