Ölürken fıtrat, yaşarken milli güvenlik - İdris Özyol

Sendikalar, meslek odaları, uzmanlar, akademisyenler, gazetecilerden oluşan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İŞİG), Ocak ayında ölen işçi sayısını açıkladı dün. 3’ü çocuk, 5’i kadın, 125 işçi… Antalya başı çekiyor geçen ay işçi ölümlerinde. 12 işçi cinayeti işlenmiş kentimizde. Aynı sayıda cinayetle İstanbul izliyor. Kocaeli 9, Adana 8, Gaziantep ve Konya 6’şar, Bursa, Kayseri ve Trabzon 5’er, Mersin 4, Denizli, İzmir ve Sakarya 3’e işçi cinayetiyle sıralanıyor. İstatistik verileri bunlar. O nedenle soğuk, uzak, sıradan… Acının düştüğü evleri, annesini, babasını kaybeden çocukları, oğlunu yitiren anneleri hiç düşünmezseniz, bu rakamlar sizi etkilemez. Bir saniye bile düşünmezsiniz. “Fıtrat” deyip geçiverir hükümet. Sormak, soruşturmak, sorgulamak ihtiyacı hissetmez kimse. Oysa demokrasi soru işaretlerinin rejimidir. Faşizm, kapitalizm, emperyalizm, oligarşi ise ünlem!
 
Cinayetler her sene artıyor
 
Haydi, biraz kafa yoralım birlikte. 2013’ün Ocak ayında 81 işçi öldü. 2014’ün Ocak’ın da ise 101… Bu yıl ise 125’e çıktı cinayet sayısı. Her yıl giderek artması ‘fıtrat’ mı? Hükümetin en tepesinden, en altındaki unsuruna kadar herkes, AKP’nin şurasında ya da burasındaki her isim, iktidarın ya da kendinin hizmetlerini anlatırken, “Allah çalışana verir” diyor. Öyle midir? Allah, bir siyasetçinin faaliyetini ‘çalışma’ olarak görüyor da, işçinin alın terini kapsam dışı mı tutuyor? Haşa! “Emeğin hakkını alınteri kurumadan verin” diyen bir dinden bahsediyoruz. Lakin ‘çalışma’ o işçinin alınteri değil, oy avcısı bir siyasetçinin sağa sola koşturması olarak görülüyor iktidar tarafından. Siyaset, işçinin, emekçinin, yoksulun oyunu alıp, zenginin gemisini yürütmek haline gelince de, vatandaş vahşi kapitalizmin kucağına itiliyor. İş cinayetlerinin her sene daha da artmasının doğrudan açıklaması budur.
 
Hakkın arayan ‘oyunbozan’
 
Metal patronlarının örgütü MESS’in talimatıyla metal grevini yasaklayan AKP’ye patronlardan teşekkür geldi. TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Bakanlar Kurulu kararı ile bu grevi erteleyen hükümetimize teşekkür ediyor ve bu kararı destekliyoruz. Türkiye’de aynı işkolunda farklı sendikaların uzlaşmasını olumlu buluyoruz, ancak bir başka sendikanın bu anlaşmaya ayak uydurmamasını anlayamıyoruz”. Yani DİSK oyunbozan, bölücü, yıkıcı, devlet düşmanı… Köle çalıştırır gibi işçi çalıştıran patron ise saygın. Emekçi katilleri kanaat önderi, muteber şahıs… Bu tezgahı bozmak, hakkını aramak, hesap sormak ise ‘milli güvenlik’ meselesi. AKP iktidarının adisyonuna bakarsak, bu ‘milli güvenlik’ maskesini daha net görürüz: 1 Temmuz 2013’te Petlas; 8 Aralık 2003 ve 14 Şubat 2004’te Şişecam; 21 Mart 2004’te Pirelli, Good Year, Bridgestone; 1 Eylül 2005’te Erdemir; 27 Haziran 2014’te yine Şişecam; 21 Temmuz 2014’te Çayırhan ve Çöllolar kömür işletmelerindeki grevler AKP hükümeti tarafından ‘milli güvenlik’ gerekçesiyle yasaklandı.
 
Vatan çek defterlerinizdir
 
Yani, camcının, lastikçinin, kömürcünün çıkarları ‘milli güvenlik’, işçinin alınteri ‘fıtrat’. Bir yanda ‘ne kadar kömür çıkartırsan alırım’ diyen devletin teşvik ettiği kölelik sistemi, diğer yanda da insanca yaşam hakkı istediği için hain ilan edilen işçi. Bir yanda sadece aktörleri değişen oligarşi, öte yanda adı bir sokağa, parka, hatta bir metrekarelik toprağa bile verilmeyen meçhul işçi. Göçükte kalmışsa çıkartılması, canlıyken ki maliyetinden daha pahalı olan köleler… Hükümetin ‘milli irade’ dediklerinin içinde bu yoksullar, sahipsizler, köleler başı çekiyor. Lakin asıl ‘milli irade’, vahşi kapitalizmin, oligarşinin, emperyalist baronların ta kendisidir. Bir hükümetten diğerine geçen bu düzeneğin, bu sömürü mekanizmasının kurbanları kadınlar, çocuklar, eli nasırlı, alnı kırışık vatan evlatlarıdır. Lakin vatan çek defterleri, çelik kasalar, borsa tabelası, lüks otomobiller, manken sevgililerdir aslında. Bize ise o vatana kömür çıkartmak, kalorifer yakmak, çay demlemek, kapısında nöbet tutmak, hak arayanı dövmek, birbirimizi boğazlamak düşer. Bu tarz sizin…