Ufukta görünen emek hareketi - Fehmi Çapan

Bir yılı geride bırakırken katliamlara dönüşen iş cinayetleri yılın en önemli sorunlarından biri oldu. İşçilerin bir yandan yaşadıkları vardı diğer yandan iradeleri. Aynı zamanda sınıf hareketinde umut tazeleyen adımlar da uç verdi. Bu, 2015'te havanın işçi ve emekçilerden yana döneceğinin işareti olarak okunabilir.

2014'te iş cinayetlerinde büyük bir artış oldu. Soma'da Mayıs ayında 301 madenci, Mecidiyeköy'de Torunlar inşatta Eylül ayında 10 inşaat işçisi can verdi. Kasım'da Ermenek'te 28 madenci, Yalvaç'ta tarım işçilerini taşıyan aracın devrilmesi sonucu 17 kadın işçi yaşamını yitirdi. 2014'te 1886 işçi iş cinayetlerinde kurban gitti.

Türkiye tarihi boyunca en fazla iş cinayetleri 2014 yılında gerçekleşti. Daha önce iş cinayetlerinin en yoğun yaşandığı yıllar olan 1991'de 1631, 1992'de 1776, 2006'da 1601 ve 2011'de de 1710 işçi hayatını kaybetmişti. Bu korkunç tablo '80'den itibaren uygulanan neoliberal programın ve AKP iktidarının kentsel dönüşümle yeni rant alanı olarak inşaat sektörünü büyütmesinin sonucuydu.

2014'te en fazla iş cinayetleri inşaatlarda yaşanırken, maden sektörü de onu izliyor. Bunu tarım işkolu -taşıma ve servis kazaları- takip ediyor. Bu üç kesimin ortak özelliği ise sendikalaşma oranının yok denilecek düzeyde olmasıdır. Soma'da patronların daha fazla üretim sahası için getirip yönettiği sendikaların varlığından ve faaliyetlerinden işçiler bihaber. Keza taşeronluk uygulaması -ya da adına dayıbaşılık diyelim- tüm bu işkollarında egemen.

Soma, Mecidiyeköy ve Ermenek sonrası iş cinayetlerine karşı iş bırakma, işgal yürüyüş ve mitingler gerçekleşmesine rağmen bu mücadeleler süreklileştirilmediği için patronları ve siyasal iktidarı zorlamadığı gibi önlemler almaya da yöneltmiyor. Oysa sendikalar ve devrimci, sosyalistler çevreler oluşan toplumsal duyarlılığı da arkalayarak sonuç olabilecek olanaklara sahipler.

Şişe-Cam'da Kristal-İş'e bağlı 5800 işçi değişik on fabrikada greve gitti. Grevin 8. günü AKP iktidarı grevi, erteleme yoluyla yasakladı. 2012'de grev yasaklarını genişleten 6356 sayılı yasayı bu noktadan işlemez hale getirme olanakları vardı. Mücadeleci bir geleneğe sahip Şişe-Cam işçileri grev yasağını kıramadı. Kristal-İş Sendikası başta olmak üzere, işçilerle birlikte güçlü bir irade sergileyebilir ve dayanışmayla yasak zincirlerini kırabilirdi. Afşin Çöllolar Kömür İşletmesi işçileri grev yasağına rağmen greve giderek yasağı işlevsiz hale getirdi. Altı günlük grevle taleplerini patrona kabul ettirip mücadeleyi kazandı. Ve böylece bir kez daha grev yasaklarına karşı da izlenmesi gereken yolu gösterdi. 2015'te grev yasaklarına hazırlık olunduğunda yaşanan tecrübeleri kılavuz edinerek güçlü bir iradeyle ve dayanışmanın gücüyle yasak paçavraya çevrilebilir.

ÇADIRLAR ANKARA'DA
Özelleştirme saldırısının hedefi olan Yatağan Yeniköy ve Kemerköy maden ve enerji işçileri 450 güne yakın bir süre kesintisiz bir biçimde mücadele yürüttü. Yatağan ve Muğla'yla sınırlı kalmayan işçiler, dönem dönem Ankara'ya yürüyüşler gerçekleştirdi. Ankara'da çadır kurarak iki kentte eylemlerle kararlı militan bir hava estirdi. Mücadelesiyle özelleştirmeyi engelleyemese de sınıf hareketine kararlılık ve militanlık aşıladı.

Greif-Zentiva ve Mudo Çorap işçileri işyeri işgalleriyle patronları zorlarken, 2014'ün son günlerinde Kavdilli Hema maden işçileri, kendilerini madene kilitleyerek ve Greif işçileri de fabrikalarının çatılarında direnerek yeni mücadele biçimlerinin kapılarını araladılar. Standart Profil Ege, Punto Deri, Sütaş, Tusa Deri, Van-İşkur ve Ülker işçileri uzun süreli grevi ve direnişlerle sınıf hareketinde kararlılıklarını gösterdiler. Ayrıca İş-Kur işçileri eylemlerini Ankara'ya taşıyarak iktidarı zorladı.

Bu direnişler, işlerinde sendikalaşma faaliyetinden dolayı ve işçi sayısını azaltmak için işten atmalara karşı gelişti. Taşeron işçilerinin sendikalaşma çabası gelişen eğilimi gösteriyor. Seyit Ömer Linyit işçileri gibi atılan işçilere çalışanların tümü sahip çıkarak birlikte direndi. Ayrıca, Halkalı Tema Blokları'nda sendikalı olmamalarına rağmen çevre yolunu trafiğe kapatan işçiler saatler süren direnişleriyle taleplerini patrona kabul ettirdi. İnşaat işçileri aynı zamanda protokol imzalayarak fiilen sözleşme yaptılar. Bu henüz sendikalaşmamış işyerleri için bir yol olabilir.

Yüzde 1 işkolu barajının yürürlüğe girmesiyle birlikte bazı işkollarının birleşmesine rağmen birçok sendikanın yetkisini düşürmekte. Baraj endişesi sendikaları atıl duruma düşürüyor. Ancak bu durumun fiili sözleşmeler yoluyla aşılabileceğini Deriteks Sendikası ETF'de verdiği mücadeleyi gösterdi, TİS imzaladı. Bu örnekler giderek çoğalıyor. Deriteks Sendikası üyesi ETF işçileri, barajın nasıl aşılabileceğinin yolunu gösteriyor. Sendikaları prangalarından kurtaracak olan yol da fiili meşru araçları mücadele yoludur.

MÜCADELE İSTEĞİ ARTIYOR
Bu dönem gelişen önemli bir eğilim de işbirlikçi sarı sendikalardan mücadeleci sendikalara geçme eğilimi. Soma Kömür AŞ'de katliamdan sonra, Türk Maden-İş'ten Dev Maden-Sen'e, Ülker işçileri Hak-İş'e bağlı Öz Gıda-İş'ten DİSK'e bağlı Gıda-İş'e, Türk Metal'den DİSK Birleşik Metal-İş'e değişik işyerlerinden yaşanan örneklerden birkaçı. Bu eğilim, işçilerde salt sendikalı olmakla yetinmeyen arayışı ve mücadele etme isteğini ifade ediyor. Bu eğilimi teşvik etmek, geliştirmek mücadeleci bir işçi dinamiğinin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

EMEK ÖRGÜTLERİNDEN DAHA FAZLA DAYANIŞMA
Kamu emekçiler cephesinde de yandaş işbirlikçi sendika yoluyla KESK'e bağlı sendikaları kuşatma altına alarak tasfiye etme çabaları uzun süredir devam ediyor. En son Kültür Sanat-Sen haricinde tüm işkollarında KESK'in çoğunluğu kaybetmesi bu kuşatmanın yarılmadığını gösteriyor.

Eğitim-Sen ve Türk Eğitim-Sen, konu kaynaklarının özel okullara aktarılmasına ve iş güvenliğini ortadan kaldıran yasaya karşı bir günlük iş bıraktı. SES, TTB, Türk Diş Hekimleri Birliği (TDHB), Dev Sağlık-İş, Türk Hemşireler Derneği ve Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği, Tıp Bayramı nedeniyle işyeri ve can güvenliği için greve gittiler. Kamu emekçileri gerçekleştirdikleri grevlerle, sürgünlere ve çeşitli cezalara çarptırılmalarına rağmen mücadele yolunu tutmaktalar.

DİSK ve KESK'e bağlı sendikalar ile TMMOB, TTB ve bağlı odalar zaman zaman da TDHB geçmiş yıllarında farklı olarak Gezi'yi sahiplenerek Berkin Elvan uğurlamasına genişçe katılım sağlayarak, Taksim 1 Mayıs mücadelesinde yer alarak kararlı bir duruş sergilediler. Yine Kobane direnişine bir günlük (Eğitim-Sen iki günlük) grevlere katılarak Suruç'ta Kobane halkıyla enternasyonal dayanışma için eylemler gerçekleştirdiler. Sosyal şovenizme emek cephesinden indirdikleri bu darbeler, Kürt halkıyla Batı'daki arasında eşitlik ve kardeşlik bağlarının önünü açtı. Tüm bu yönleriyle adını andığımız sendikalarda ezilen kesimlerin sorunlarına karşı duyarlılığın geliştiğini söyleyebiliriz. Ayrıca bu hattın daha fazla gelişeceğini eksiklerine ve yetersizliklerine rağmen mücadeleci hattın verilerinin ortaya çıktığını da buraya ekleyebiliriz.

ASGARİ ÜCRET MÜCADELESİ GELİŞİYOR
Asgari ücret mücadelesi son iki yıldır artarak ilerliyor. DİSK'in yürüttüğü faaliyet bu yıl daha canlı bir hal aldı. Asgari ücretin yükseltilmesi yaklaşık 7 milyon işçiyi direkt ilgilendirdiği için önemli bir halka. Bu mücadele genişletildiğinde ve geliştirildiğinde asgari ücretle çalışan işçileri aydınlatmaya, mücadeleye, sendikalaşmaya ve politikleşmeye çekme dinamiklerini içinde taşıyor.

Berkin Elvan'ın uğurlanması, Taksim 1 Mayıs mücadelesi, Gezi'nin yıl dönümü ve Kobane direnişi ve grev emek hareketiyle devrimci-sosyalist hareketi yakınlaştıran bir role sahip. İzlenen yolu geliştirerek, derinleştirerek, yakınlaşmayı birliğe doğru çekebiliriz. Devrimci bir işçi ve emekçi hareketi gerçekleşmeyecek bir hayal değil.

Tünelin ucunda bir ışık var. Tünele girdikçe o ışık kendini daha fazla gösterecektir. O ışığı büyütecek ve yayacak olanlar devrimciler, sosyalistlerdir. Ufukta görünen emek hareketidir.