Latin Amerika’da faşist bir general vermişti bu emri; önce kadınları vurun!
Çünkü savaşın en ağır sonuçlarını yaşayan kadınlar, ona karşı mücadelenin de en başında yer aldılar. Barış için savaşmak gerektiğinin farkındaydılar. Bunun için savaşlarda her zaman yıkım ve acının yanında, kadınların direniş ve mücadelesine, enternasyonalist dayanışmasına da tanık olduk.
Nitekim Kobanê’deki direnişin böylesine güçlü olmasında kadınların rolü büyük. Bu direnişi ve mücadeleyi büyüten kadınlardan bir tanesi de Kader Ortakaya’ydı. Kobanê sınırından geçerken bir asker tarafından vurularak öldürüldü. Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi (TÖPG) üyesi ve Marmara Üniversitesi Yüksek lisans öğrencisiydi Kader Ortakaya. Kobanê’ye insanlık adına savaşmaya gitmişti. O bu uğurda öldürülmüş binlerce kadından sadece bir tanesiydi.
Küçük yaşlardan itibaren çalışmaya başlayan Kader, parça başı işler de yapmıştı. İşçi sınıfından gelen, sınıfını özümseyen biriydi. Haksızlıklara ve sömürüye karşı duyarlılığı fazlaydı. Bunun için de genç yaşta mücadeleye atıldı.
Kader kurtuluşu sınıflı, sömürücü sisteme karşı mücadelede görmüştü. Bütün insanların özgür ve eşit yaşamasını istemişti. “Hiç kimse bir lokma ekmek, başını sokacak bir ev için ömrü boyunca sömürülmesin. Bunların olabilmesi için de savaşmak ve mücadele etmek gerekiyor” demişti.
Kader’in oraya gitmeli miydi gitmemeli miydi tartışmalarına tanık olduk belki. Fakat o özgürlüğün güzelliğini bir kez mücadelede tatmış ve bu uğurda savaşmayı göze almıştı. Çok gençti ve gençler sınıflı toplumların ortaya çıkmasından beri özgürlüğün savaşçısı olmuşlardı. Bunun için kadınların başkaldırmasından korktukları kadar gençlerin uyanmasından da korktular. Bir de genç bir kadınsa en ağır bedelleri ödemeye de hazır olmalıydı.
Kader, Sterk Tv programında, “Özgürlük tohumlarının yükseldiği yeri kanımızın son damlasına kadar korumaya ve orada savaşmaya ve orayı özgürleştirene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuşurken özgürlüğü ne kadar içselleştirdiğini ortaya koymuştu.
Her ne kadar hakim ideolojiyle beslenen gençler bir bir amaçsızlığın pençesine düşse de, bunun için ne kadar uğraşsalar da, genç olmanın özüdür bir ideal sahibi olmak. Dünyayı değiştirme arzusuyla yanmak. Elbette Kader gibi kadınlar ve erkekler bu yolda bitmeyecek.
Kader aynı zamanda Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisans yapıyordu. Tez konusunu ‘İşçi cinayetlerinin ekonomi politiği’ olarak belirlemişti. Çünkü bir lokma ekmek için kimsenin sömürülmesi kaldıramıyordu. Ama yapmak istediği tez yarım kaldı. Şimdi ise bizlerin üzerine düşen onun yarım bıraktıklarını tamamlamaya çalışmak oluyor.
Bu mücadelenin bir parçası da Kader’in yapmak istediği ve bu alanda büyük bir boşluğu dolduracak olan tezinin bitirilmesi olacak. Bunun için kollar sıvandı bile. Kader’in hocaları ve arkadaşları ‘İşçi cinayetlerinin ekonomi politiği’ tezinin bitirilmesi için düzenli toplantılara başladılar. Çünkü bu tezin bitirilmesi, işçi sınıfına ve Kader’e bir borçtu.
İnsanlık hep umuda ihtiyaç duydu. Daha güzel bir dünyanın hayallerini kurdu. Bu yola çıkanlar da hep yüreğinden aşkı, umudu ve cesareti eksiltmeyenlerdi. Kader de her devrim küçük bir kıvılcımla başlar diyerek çıktı bu yola. Devrime olan inancından hiç vazgeçmedi. Çünkü Ernst Thaelmann’ın dediği gibi: “Yaşamamızın öyküsü ağırdır. İşte tam da bu yüzden sağlam karakterli insanlara gereksinimimiz var. Çünkü devrimin neferi olmak; inancımıza sarsılmaz bağlılık, mutlak güvenilirlik, umudunu yitirmemek, kavga cesareti ve hangi koşullarda olunursa olunsun tuttuğunu kopartabilmek demektir.”