Yurtdışı işçilerinin çalıştıkları yerlerde yaşadığı sıkıntılara dair bir şeyler yapmak, bulundukları yerlerde dayanışma içinde olmalarını sağlamak, ölümleri durduracak, işçilere hukuki destek sağlayacak bir çalışma kurmak, yurtdışında çalışan işçilerin aileleri arasında dayanışma kurmak, yönetenleri çözüm üretmeye zorlayacak, çocukların mutsuzluğunu ve özlemini giderecek bir yöntem yol gerekiyor
Onların tek amaçları mutlu bir aile kurmak ve iyi yaşamaktı. Kilometrelerce uzakta kötü koşullarda çalışmaları gerekmiyordu. Yaban ellerde yaşamak, farklı dil, din ve kültürün hâkim olduğu toplumlarda, hep ‘öteki’ olarak, hatta ötekileştirilerek gençliğini feda etmek kolay mı?
Yıllarca insan olarak değil de yalnız “işgücü” olarak görülmeleri. Max Frisch’in Avrupa’ya giden işçiler için söylediği “işgücü istedik, insan geldi” sözü mühim bir hakikati ifade eder.
Ortadoğu coğrafyasında çalışan işçilerin hikayesini anlatmaya çalışıyorum. Her aileden en az bir kişinin işçi olduğu gurbetten. Arabistan’da köle gibi muamele gören, kefilinden* habersiz bir iş yapamayan işçilerden bahsediyorum. Trafik kazası geçirdiğinde “Bu ülkeye gelmeseydin kaza olmayacaktı suçlu sensin” diyen ülkelerde işçi olmaktan.
Libya çetelerinin öldürdüğü genç işçilerden, Irak’ta çalışan inşaat işçilerinden.
Hatay’da, şöyle bir köyleri dolaşın, çaldığınız her on kapıdan dokuzunu ya çocuk ya da kadınlar açacaktır. Çünkü bu bölgede çocuksanız ya babanız yurtdışında bir işçidir ya da özlemle beklediğiniz eşiniz. Çocukken işçiyseniz sizin de çocuklarınız ya da eşiniz çalan kapıları şimdilerde açıyor demektir. Bu kapı nereye açılıyor. Gurbete, özleme ve yitip giden yıllara…
Yurtdışı işçileri bulundukları her ülkede işçi olmanın ötesinde “öteki” yaftasını da yer.
Kimi zaman öteki olduğu için emeği çalınabilir, tutuklanabilir, her an sınırdışı edilebilir, öldürülebilir. Öldüğünde ölüsünü almak için bile çile çektirilir. Sınırdışı edildiğinde kölelikten kurtulduğuna sevinmesi gerekirken memlekette çekeceği sefaleti düşünür. Çünkü eve döndüğünde işsiz kalacaktır. Memleketinde iş olmadığından gitmiştir. İş olsa da emeği değersizdir. Asgari ücrete mecburdur. Ya da sigortasız çalışmaya.
Yurtdışında çalışan işçi yeni evlenen biriyse ne olur?
Düğünü yapar, 1 ay ile 3 ay arasında eşiyle zaman geçirir ve hayatını paylaşmak için evlendiği eşini bırakıp gider. Mutlu olmak için kölece koşullarda çalışması gerekir. Kadın ise mutlu olmak için beklemelidir. Doğacak çocuğunu baba sevgisinden yoksun büyüterek yarınlara hazırlayacaktır.
Arabistan’da gençliğini yitirmiş Ali abimizin hikayesini dinledim yakın bir zamanda.
Ali abimiz şöyle anlatır hikayesini:
“Ben Arabistan’da çalışırken, çocuklar ve eşim kardeşimin yanına tatile giderler. Abimin kızı babası eve geç kaldığı için ağlar. Benim kızım da niye ağlıyorsun diye kuzenine sorar; ‘Babam daha eve gelmedi’ der. Kızım da ‘Ben babamı yılda bir kez en fazla bir ay görebiliyorum’. ‘Senin baban burada, yanında, birazdan gelecek ve gitmeyecek’ der.” Ali abiyi arayıp anlatırlar bunları. Ali abi geçirdiği 25 yıla bakmadan geri döner ve bir daha da gitmez gurbete.
Geldiğinde işsizliğin ‘öteki’ yüzünü görür. İş bulamaz, sigortası yoktur, hastalanamaz. Ailenin ihtiyaçları bir bir sıralanır. Onurlu bir şekilde yaşamak için çalışmaya başlar o çalıştıkça ülkenin sömürü mekanizmalarından payını alır.
Yurtdışı işçileri sahipsizdir.
Ölümle burun buruna gelirken ülkenin yöneticileri ve konsolosluk bir şey yapmaz. İki yıldır idam edilmeyi bekleyen Samandağlı işçi gibi. Yakın bir zamanda idam edildi. Gencecik bir insan katledildi.
Libya’da iki genç insan, iki can arkalarında kalan aileleriyle yitip gittiler. Libya’da Hataylı olmanız ölümünüze sebep olabiliyor. Köle olmak yetmiyor.
Yönetenlere sorarsanız ‘fıtratında var’ diyecekler. Çünkü yönettikleri ülke de işsizlik yoktur.
Yurtdışı işçilerinin çalıştıkları yerlerde yaşadığı sıkıntılara dair bir şeyler yapmak, bulundukları yerlerde dayanışma içinde olmalarını sağlamak, ölümleri durduracak, işçilere hukuki destek sağlayacak bir çalışma kurmak, yurtdışında çalışan işçilerin aileleri arasında dayanışma kurmak, yönetenleri çözüm üretmeye zorlayacak, çocukların mutsuzluğunu ve özlemini giderecek bir yöntem yol gerekiyor.
Nice zorlukları aştılar, nice sıkıntıları. Onların insanlıkları, işgüçlerinin gölgesinde kaldı. Ama bir gün onların torunları, işgücünün çok ötesinde gerçek kültürümüzün ve insanlığın temsilcileri olacaklar bu topraklarda.
Ayaklar baş olacak. Bu dayanışma en yakın zamanda kurulacak.
* İşçilik izin belgesini ve işçinin pasaportunu elinde bulunduran kişi (Çalışacak olan kişinin ülkeye giriş çıkış, iş değiştirme ve ülkeden kesin olarak ayrılabilmesi için kefil ile anlaşması gerekecektir).