Evlere hastalık servisi - Dr. Zeki Gül

Hasta yataklarının sokağa taşınması çok eski bir deneyim alanıdır insanlık tarihinde. Misal Herodot İran’da ciddi hastalığı olanların yataklarının sokağa taşınıp gelip geçenlerin deneyimlerinden yararlanıldığı aktarır. Günümüzde ise hasta yatakları sokağa taşınmasa da “hastalık programları” ile sokağın dili yatak odalarımıza kadar girmiş bulunuyor.
 
Bir hekim olarak televizyon dünyasındaki “hastalık programları” na tahammülüm sınırlı. Birçok program adeta hastalık pazarlıyor. Rivayet kimi reytingli programlarda konuşmacının üste para verdiği yönünde. Buna en kibar hali ile örtülü reklam denebilir; ama gerçek İvan İliiç’in uyarılarında saklı. Sık sık andığım “Sağlığın Gaspı” adlı eserinde tam da bunların ipucunu verir; insanlığı “satılık hastalıklar”a karşı uyarır.
 
Özünde televizyonlardaki doğrudan satış programları ile bu hastalık programları arasında pek fark yoktur. Giderek televizyonperest hastalar tanılarını kendileri koyarak polikliniklere gelmekte; hatta ilgili tetkikleri talep etmekteler. Geçen hafta poliklinikte mesleki yaşamımdaki bir ilki gerçekleştirdim. Hastaya verdiğim yanıt hemen sonrasında beni de şaşırttı:
 
-Bu tetkikleri isterseniz ücretli yaptırabilirsiniz. Yararlandığınız SSK sağlık sigortanız meraka dayalı tetkik talebini karşılamıyor. Kendi hekimlik deneyimim isteminizin tıbben gerekmediği yönünde.
 
Belki de sağlık hakkı bağlamında olası riskler taşıyan bu cümleye çok takılmadan gerçekliğe göz atmakta yarar var. Yakın yıllara kadar hekimler hastaların reçete ve tetkik içeriğine karışmalarına pek izin vermezlerdi. “Sağlıkta Dönüşüm” süreci ile birlikte çalışan ücretlerinin performansa yani parça başı ücrete indirgenmesi ile birlikte durum değişti. Hastalar artık tıbbi etiğin kabul edemeyeceği ölçüde  reçete ve tetkik süreçlerine müdahil oluyorlar; dahası hekimler eskisi gibi buna pek itiraz etmiyor.
 
Bu yeni hasta profili gün oluyor polikliniklerde hafta başı kolesterol ölçtürüyor; an geliyor ilaçlarını kendisi belirlemek istiyor. Tam da burada sormak istiyorum: Ne oldu SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’ndaki kara delikler?
 
Yanıtı basit aslında. Uzamış balayı dönemi sonrasında yine “kara delik” denmeyecek belki ama cepten ödediğimiz katkı paylarının oranı bir hayli artırılacak. Ayrıntıları bir yazıya sığmayacak kadar geniş konuyu uzun zamandır ara verdiğim Hayat Televizyonundaki Sağlıklı Günler programında paylaşmak dileği ile sağlıcakla kalın.

İşçi sağlığı kongresine giderken

Kotla resmi toplantıya katılmak isteyen mühendise kapı dışarı diyen vali gördü bu memleket ama taşlanmış kot giyenleri kınayan ne bir valiye rastlandı ne de o ünlü kamusal alana girme yasağı uygulandı. Kot giymenin “günah” olduğunu söyleyen nice cami hocası görüp işittik ama taşlanmış kot giymek iş cinaylerine ortaklık etmektir yani günahtır diyenine rastlayamadık.
 
Neyse ki her koşulda işçiden, ezilenden, iş kazalarından elini çekmeyen kurumlarımız var. İşte bu kurumlardan KESK, TTB, DİSK ve TMMOB bir araya gelip İşçi Sağlığı Kongresi düzenliyorlar.
 
İşte bu kongrenin ortak duyurusundan sizlerle paylaşacağım alıntı kanımca sistemin valisi ile hocasını teşhir eder nitelikte: “İş kazası ve meslek hastalıklarının hileli yönlendirilmesi sermaye-devlet ortaklığında sürdürülürken, gerçekler iş cinayetleri ve maden ocağı göçükleri ile görünür hale geliyor. işçinin/ emekçinin sağlığı tükenirken; tersane ve kot taşlama işliklerindeki vahşeti saklamaya çalışanlar, eş zamanlı olarak ‘torba yasa’ ile emeğin sağlıklı olma talebine saldırıyor.”
 
Bu tespitin ışığında 2-4 Aralık tarihleri arasında Ankara’da yapılacak İşçi Sağlığı Kongre’sine zamanı olanların katılmasını öneririm. Kongre sekreteryasını Ankara Tabip Odası İşçi Sağlığı İşyeri Hekimliği Komisyonunun yaptığı organizasyon için daha fazla bilgiye www.iscisagligikongresi.org adresinden ulaşmak mümkün.