Sahi, şu bizim yasa ne oldu, haberiniz var mı? Ha evet, dört-beş gün önce meclise sunulmuştu. Sanırım, Sakarya’nın seri katili Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası, bu kutlu olayın şerefine yine kendini patlattı; bu arada Yılmaz Şapoğlu isimli emekçinin kaderine de “Yeni Türkiye”ye kurban olmak düştü.
Bu soytarılık, bu ahlaksızca şarlatanlık artık alışkanlık yaptı. Yazması bile tiksinti verici ama bu rezilliğin bile bir sistemi var.
İşleyiş şöyle: Türkiye’de bir yıl içinde katledilen işçi sayısı, aşağı yukarı bin 200 civarındadır. Bunu böyle rakamla yazmak ayıp, biliyorum ama gerçek bu. Türkiye’nin vahşi kapitalizmi bu rakamı her yıl yakalar, yakalamazsa da ayıp olur zaten, Avrupa ve dünya çapındaki itibarımız zedelenir. Peki, bu rakam ciddi biçimde aşılırsa, daha doğrusu günlük rutine dağılmış olan bu işçi ölümleri, Allah’ın bir hikmetiyle belli yerler ve zamanlarda (Soma, Ermenek, vs. gibi) birden toplulaşırlarsa ne olur? Bişey olmaz olmasına da sıkıntı olur biraz. İşin içine “iş güvenliği lobisi”de girer, tepkiler artar filan... İşte o vakit, bir yasa uydurmak şart olur. Üç tane sivri zekalı bir araya gelir, afralı tafralı, asarız keserizli laflar eder, fare doğuracak bir dağın nasıl inşa edileceğini ince ince hesaplayıp ortaya eskisinden de ucube bir yasa tasarısı çıkarırlar. Madenciler için uydurulan ve pratik yaşamda hiçbir mana ifade etmeyen maddeler böyledir örneğin. İnşaat işçilerine sertifika gibi saçmalıklar böyledir. Yani düşünün, memur abiler sokağa çıkıp inşaatlara gidecekler ve “çıkarın lan diplomaları” diyecekler! Laf ola beri gele! Manası yok, pratiği yok, pratikte uygulamak isteyen de yok zaten.
Asıl mesele şu: Canınız gerçekten iş cinayetlerini önlemek istese de, bunu yapmanız mümkün değildir. Çünkü 1980’in 24 Ocak Kararları’ndan beri kurduğunuz düzen, örgütsüzleştirilmiş emekçi kitlelerinin vahşice sömürülmesi düzenidir. İş böyle yürüyor yani. Kazara tutup bir sabah memleketteki bütün inşaatları, bütün madenleri, bütün fabrika ve atölyeleri aynı anda denetleyip, mevcut yasaların onda birini, hatta yüzde birini uygulasanız, ülke ekonomisini çökertirsiniz. Çökertirsiniz, çünkü bu ekonomi, vahşet üzerine kuruludur. Dünyanın en büyük tekstil şirketleri nasıl Bangladeşli, Pakistanlı kanı içiyorsa, Türkiye’nin büyükleri de varoşların kanıyla beslenirler. Türkiye işçi sınıfının çok değil, yüzde yirmisi devrimci sendikalarda örgütlenmiş olsun, Türkiye’deki şirketlerin en az yüzde ellisi topu atar! Çünkü bu şirketlerin sırrı, köle emeği kullanmalarıdır.
***
Coşkunlar ismini unuttunuz mu yoksa? Nasıl unutursunuz? Karındeşen Jack’ı unutuyor muşunuz ki onu unutasınız? Adam bildiğin seri katil! 1 Eylül 2007’de 1 yaralı; 21 Mayıs 2009’da 3 yaralı; 17 Ağustos 2009’da, 1 ölü, 33 işçi yaralı; 29 Eylül 2009’da 1 ölü, 1 yaralı; 11 Şubat 2011’de 1 ölü 14 yaralı... Ve dün, yine bir ölü, 2 yaralı... Durmak yok, yola devam!
2011’de 2001’de fabrika genel müdürü Yaşar Coşkun ne demişti biliyor musunuz? “Bakkalda bile iş kazaları olabilir. Çin’de bir havai fişek patlaması olduğunda yüzlerce insan ölüyorken, bizde 1 kişi ölüyorsa demek ki fabrikamız güvenlidir, bu da onun göstergesidir.”
Peki, bunu diyen adama ne oldu? Hiiç! Durmak yok yola devam dedik ya! Devam ediyor işte!
Bir de bu adam, 2011’deki patlamada ölen Hediye Hallaç için ne demişti, onu biliyor musunuz? Aynen şöyle: “Hediye Hallaç olay yerinden ilk kaçanlardan biriydi. Bulunduğu yer kapıya yakındı. Doktorun dediğine göre korkudan ödü patlamış.”
Korkudan ödü patlamak... Ah işte bir bunu yapabilsek, gencecik insanlarımızı toprağa gömdükten sonra üstüne bir de dalga geçenlerin sokaklarda ödünü patlatsak...
***
Bu arada... Sakarya’nın yiğitleri? Ne oldu size böyle? Kuruyup kaldınız bu aralar! Şehre üç tane Kürt işçisi gelse, sokakta iki çocuk dergi mergi satsa ayranınız kabarır her zaman; herifçioğlu fabrikayı patlata patlata Sakarya’nın zürriyetini kurutacak neredeyse, sizde tık yok!