AKP tarımda küçük köylülüğü zorla mülksüzleştiriyor (I) – İbrahim Yalçın

1980’den sonra tek kutuplu ‘Yeni Dünya Düzeni’ ile yeniden dizayn edilen, tarım sektörü ağır bir dönüşümden geçirilip, yeni piyasalaşmaya kaynak aktarılmak için hazırlandı. Bu süreçte köylülük ve küçük üretici saldırı altına alınıp, bir nevi cendereye sokuldu

Kapitalizmim genel gelişim yasaları, kırda küçük üretici ve kentte küçük işletmelerin, büyük işletmeler tarafından geri plana itilmesini gerekli kılmıştır.

Kapitalizmin yoğunlaşma ve merkezileşme özelliğinden dolayı, sanayide küçük işletmeleri doğrudan doğruya çökerterek ortadan kalkmalarına ya da kısmen büyük işletmelerin yedekleri haline gelmelerine neden olmuştur. Gelişme seyrini takip ettiğimizde, kapitalizmin şehirlerde sanayi üretim alanlarını ve pazarlarını denetim altına alması, tarımdan daha hızlı gelişmiştir.

Tarımda kapitalizmin yoğunlaşma ve merkezileşme yasası, toprak tekelinin ve mutlak rantın varlığı nedeniyle, genel gelişim temposundan daha yavaş ilerlemiştir.

Sanayileşme ve tekelleşmeyle gelen işçileşme süreci

Ekonomik açıdan, ana üretim faktörlerinden biri olan toprak; doğada hazır bulunan, ya da üretim için kendisinin kazandığı tüm yararlı özellikleri içerir. Tarımsal toprak, konut, işyeri, sanayi alanı, madenler, yer altı zenginlikleri, orman su ve tüm yer üstü zenginliklerini içinde barındırır. Toprağın taşınamaması ve üretilerek çoğaltılamaması onu herhangi bir üretim aracı değil, özellikli bir üretim faktörü haline getirmiştir. Ayrıca toprak, arza bağlı olarak, belirli kullanım için, ücreti ödenmek kaydıyla kiralanabilme özelliğinden dolayı bir mutlak rant getirisi sağlamıştır. Bu yüzden kapitalizm tarımda, sanayidekinden daha yavaş bir gelişme göstermiştir.

Kapitalizm, uzun yıllar tarımda küçük üreticilerin üretme direnci ile varlıklarını sürdürmeleriyle yaşamak zorunda kalmasına rağmen, onları süreçle sistemi içerisinde eritmiştir. Gelişimi erken başlayan, bugünün gelişmiş kapitalist ülkelerinin çoğunda bu işlem esas olarak tamamlanmıştır. Tarımda sanayileşme ve tekelleşme sağlanmış, küçük üreticiler çoğunluğu şu veya bu şekilde mülksüzleştirilerek, çaresiz bırakılıp, zorla ücretli çalışan (işçi) haline getirilmişlerdir. Sermaye sınıfı ve işçi sınıfının ana sınıf olarak geliştiği bu sistemde, ara sınıflar varlıklarını süreç içinde koruyamamışlardır. Büyük toprak sahipleri ve toprak ağalarının önemli kısmı ise devlet desteği ve finans kapitalle birleşerek, büyük aile çiftlikleri ve kapitalist işletmeler haline dönüşmüşlerdir.

İşçi sınıfının iktidar olduğu ülkelerde de, kırlarda küçük mülk sahipleri birleşerek kolektifleşmişlerdir. Küçük üreticiler bu süreçte zorla mülksüzleştirilip açlık ve sefalete terk edilerek değil; eğitilerek üretip, kooperatiflerde birleşerek yaşam düzeyleri yükseltilerek ülke ekonomisine daha güçlü katılmışlar, süreç içinde de kolektif işletmelere dönüşmüşlerdir.

Güçlü feodal yapısından dolayı, kapitalizmin zamanında gelişemediği ülkemizde, tarımda küçük üreticiler hala varlığını sürdürmektedirler. Kendi iç dinamikleriyle feodalizmi aşarak kapitalistleşemeyen bizim gibi ülkelerde, emperyalizme bağımlı gelişen kapitalizm; zenginlikleri kendi gelişimi için kullandığından, gelişmesi de belli sınırlarda kalmıştır. Bu yüzden, kırdaki küçük üretici 90 yıllık cumhuriyet tarihini sıkıntılarla geçirmiş, varlığını meşakkat ile sürdürmeye çalışmıştır. Dönüştürülmeleri emperyalizmin aşırı karına bağlı olduğu için, sahipsiz örgütsüz kendi başına bırakılmışlardır.

Tarım, yeni piyasalaşmaya aktarılmaya hazırlandı

1980’den sonra ise tek kutuplu ‘Yeni Dünya Düzeni’ ile yeniden dizayn edilen, tarım sektörü ağır bir dönüşümden geçirilip, yeni piyasalaşmaya kaynak aktarılmak için hazırlanmıştır. Bu süreçte köylülük ve küçük üretici saldırı altına alınıp, bir nevi cendereye sokulmuştur.

Aşağıdaki nüfus dağılım ve değişimine bakacak olursak bunu daha iyi anlayabiliriz.

1980’den sonraki 20 yıl, küçük tarım üreticileri mevcut destekleri kesilerek, korunmasız hale getirilerek ‘serbest piyasa’ ekonomisinin kollarına teslim edildiler. Girdiler (mazot, gübre, ilaç, tohum fiyatları) yükseltildi. Buna karşılık ürün taban fiyatları düşük tutularak çiftçiyi ürünüyle masraflarını ödeyemez hale getirdiler. Piyasada ihtiyaç olan ürünleri de dışarıdan ithal ederek temin etmeye başladılar. Bir çok ithal ürünün fiyatı piyasadan daha ucuza geliyordu. Böylece fiyat mekanizmasını çiftçinin aleyhine çevirip üretemez hale getirdiler.

Bu dönemin belirgin özelliğini, çiftçinin ürününün girdilerini yükseltip, fiyatlarına müdahale ederek küçük üreticiyi üretim alanından uzaklaştırmak olarak tanımlayabiliriz. İktidar bu dönemde küçük çiftçinin üretim sürecine ve ürününün pazarına doğrudan müdahalede bulunmuştur.

Aynı dönemlerde, diğer sektörlerde olduğu gibi tarım sektöründe de devlet işletmeleri yok pahasına özel sektöre devredilmiştir. Devletin etkin olduğu tarım piyasalarını eline geçiren özel sermaye; aşırı karı için, küçük çiftçilerin piyasanın dışına itilme işlemini daha da hızlandırmıştır. İktidar bu hedeflerinde oldukça da başarılı oldu sayılır. Gerçekten çiftçilerin çoğu üreterek zarar ettikleri için, arazilerini boş bırakarak üretim dışında kaldılar.

Yine bu dönemin sancılı ve yok edici politikalarından bir tanesi de, yaygın üretim yapılan birçok ürüne kota konulması. Uluslararası sermayenin buyrukları nedeniyle, pancar ve tütün gibi ürünlere kota konarak küçük üreticiler ortada bırakıldı. Şeker fabrikaları ve Tekel gibi kurumların satılması ve bu alanlardaki pazarın özel sektöre devredilmesi sonucunu getirdi. Yıllardır tütün ve pancar üreterek yaşayan üreticiler ve fabrikalarda çalışan işçilerin ciddi mücadelelerine rağmen sokağa atılırken;  tütün, alkollü içkiler ve şeker sektörü, yerli ve yabancı tekellerin kontrolüne verilmiştir.

Tarım nüfusunda düşme, tarım alanlarında azalma

En son çıkarılan (5 yıllık bir geçiş sürecinden sonra uygulanacak) Büyükşehir Yasası ile ülke nüfusunun yarısına yakının oluşturan 29 büyük ilin büyükşehir olmasıyla; 16.080 köy ve 1023 belde il ve ilçelere bağlı mahalleler dönüştürülmüştür. İdari yönden, şekilsel değişikliklerle köylerin şehirden sayılarak, nüfusunu 6-7 milyona düşürülmesini bir yana bırakırsak; 2013 ve 2014 yıllarında kır nüfusundaki düşüşün, AKP eliyle uygulanan celladî politikalar yüzünden çok daha hızlandığı gözle görülebilmektedir. 2012’deki 17.178.953 sayısının son iki yılda daha çok aşağı doğru gerileyeceği anlaşılmaktadır.

Tarımda nüfusun düşüşüne bağlı olarak; TÜİK verilerine göre 1996’da tarımda istihdamın toplam istihdama oranı yüzde 42,8 iken, 2012’de bu rakam yüzde 24,5’e gerilemiştir. Ayrıca toplam işlenen tarım alanları da 1996’dan 2012’ye yüzde 11,3 daralarak 26.834.000 hektardan, 23.095.000 hektara gerilemiştir.

TÜİK verilerine göre, bugün ülkede istihdam edilenlerin yüzde 23,6’sı tarım, yüzde 19,4’ü sanayi, yüzde 7’si inşaat, yüzde 50’si ise hizmetler sektöründe yer aldı. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında hizmet sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,6 puan, sanayi sektörünün payı 0,3 puan, inşaat sektörünün payı 0,1 puan artarken, tarım sektörünün payı ise 1,8 puan azaldığı görüldü.

1927-2010 Yılları arasında Kırsal ve Kentsel Nüfusun Sayısal ve Yüzde Dağılımı
Not: 1927-1990 arasında nüfusu 10.000'in üstündeki yerleşim birimleri, 2000'den itibaren il ve ilçe merkezleri kentsel nüfus olarak yer aldı.
Not: 1927-1990 arasında nüfusu 10.000’in üstündeki yerleşim birimleri, 2000’den itibaren il ve ilçe merkezleri kentsel nüfus olarak yer aldı.
Bütün bu göstergeler daha çok araştırılarak çoğaltılabilir. Hemen hepsinde de tarım sektörünün gelişmediği gözlenebilir. Türkiye zengin toprak yapısı, tarıma elverişli arazi varlığı ve uygun iklimiyle Türkiye, hububatlar, baklagiller, meyveler, sebzeler ve hayvancılıktan oluşan geniş bir tarımsal ürün yelpazesine sahiptir. Bu kadar geniş tarım toprakları bulunmasına rağmen; tarımın GSMH’daki yeri sürekli gerilemektedir. Bugün tarımın GSMH içindeki yeri yüzde 7-8 arasında durmaktadır.

Çiftçiliği bitiren projeler: TRUP ve ÇKS

1980’den sonra ithal ikameci dönemin destekleme yöntemleri kaldırıldı. Nispeten koruyucu tarımsal kredi destekleri, kooperatif birliklerinin çiftçiye yönelik faaliyetleri, girdi ve ürün destekleme fiyatları kaldırıldı. 2001’de ‘Tarım Reformu Uygulama Projesi’ (TRUP) uygulamaya kondu.

Tarım Reformu Uygulama Projesi (TRUP) gereği, uygulamaya konan Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) ile tarımsal faaliyet ve desteklemeler tapulu araziler temel alınarak yapılmaya başlandı. Tapu kayıtların esas alınınca tapuları bulunmayanlar bu desteklerden yararlanamadılar.

Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) ve DGD (Doğrudan Gelir Desteği) uygulaması 2001 yılında ülke genelinde yaygınlaştırılmıştır. DGD ödemelerinde 2001 yılında üst limit arazi miktarı 200 dekar olarak belirlenmiş ve dekar başına 10 TL ödeme yapılmıştır. 2002 yılından itibaren üst limit arazi miktarı 500 dekara çıkarılmış ödeme miktarı da artırılarak 13,50  TL olarak belirlenmiştir. Dekar başına DGD ödemesi 2003 ve 2004 yıllarında 16 TL olarak belirlenmiştir.

ÇKS uygulamaları:

Çiftçinin ne ürettiğine bakılmaksızın tapulu arazisine göre belirlenen DGD, adeta tarımda küçük üreticilere üretim yapmamaları nedeniyle uluslararası sermaye kuruluşlarının bir ikramı gibi ödenmiş, 2009 yılında da tamamen kaldırılmıştır. Bu desteğin kaldırılmasından sonra yapılan yeni destekler, tapuya göre değil, üretilen ürüne göre verilmeye başlanmıştır. Hatta birkaç yıl, tapulu arazide üretilerek satıldığı söylenen ürünün faturasına göre destekleme verilmiş; büyük fatura şebekeleri oluşmuş daha sonra bu uygulamadan da vazgeçilmiştir.