"Paket işçi sınıfına saldırı niteliğinde" - Kanber Saygılı ile söyleşi

Yazı dizimizin ilk gününde uzmanların görüşlerini almış ve yapılan adımı değerlendirmiştik. İkinci gününde ise kurumların görüşlerini alıyoruz. Son olarak DİSK’e bağlı Limter-İş’in Başkanı Kanber Saygılı’nın değerlendirmesini paylaşıyoruz. Saygılı da paketin bir aldatmaca olduğu görüşünde, dahası Kanber Saygılı hükümetin mevcut iş ilişkilerini meşrulaştırmaya çalıştığını söylüyor.  Tersanelerde verdikleri mücadeleyi anlatan Saygılı, çözümün işçilerin yönetmesinde olduğunu ifade ediyor.

“PAKET KAMUOYUNU ALDATMAYI AMAÇLIYOR”

İleri: Hükümetin son çıkarttığı iş güvenliği paketini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce hükümet tepkileri geçiştirmek için mi bu paketi çıkarttı?

Kanber Saygılı: Hükümetin paketi başta taşeronluk olmak üzere güvencesizliği meşrulaştıran, sermayeyi ve hükümeti aklayan işçi sınıfına saldırı paketidir. Kamuoyunda büyük beklentiler yaratılarak Başbakan Davutoğlu tarafından açıklanan paketten dağ fare bile doğurmamıştır. Bir kısmı mevcut mevzuatta da var olan paketin muradı son günlerde art arda yaşanan toplu işçi katliamları neticesinde toplumda oluşan tepkileri savuşturmak ve kamuoyunu aldatmaktan ibarettir.

Mevcut 6331sayılı yasada olduğu gibi İşçi Sağlığı İşçi Güvenliği sorunu Davut oğlunun 18 maddelik paketinde teknik bir sorun olarak görülmeye devam ediyor. Davutoğlu paketinin bırakalım mayınlı tarlayı andıran çalışma yaşamında işçi sağlığı ve güvenliği sorununu çözmeyi, pansuman dahi olamaz. Seri iş cinayetleri ve toplu katliamlar artarak devam edecektir.

“ALAVARE DALAVARE KÜRT MEMED NÖBETE” MİSALİ DURUM

İleri: Pakette yer alan kimi maddeler daha önce bulunuyordu. Daha önceki AKP dönemlerinde de mesleki yeterlilik eğitim belgesi gibi belgelerin alımını karmakarışık hale getirmişti. Bunun nedeni nedir, nasıl değerlendiriyorsunuz?

 Kanber Saygılı: Davut oğlunun açıklamış olduğu pakette “çok tehlikeli işlerde çalışan 2 milyon 700 bin kişiye mesleki yeterlilik belgesi” verilecek deniliyor.

Paketteki başka maddeler gibi bu yükümlülükler 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunu’nda zaten var ve dahası yukarıdaki madde emredici bir düzenleme.

AKP hükümeti 12 yıllık icraatı boyunca hep böyle yaptı. Sorunun özünü karartıyor. Çözer gibi yapıyor bayatlamış olanı yeni gibi tekrar piyasaya sürüyor, kamuoyunu kandırıyor ve sıkıştığında kendi sorumluluğunda çözüm bekleyen sorunları işçilerin emekçilerin ya da toplumun diğer kesimlerinin üzerine yıkarak kurtulmaya çalışıyor. Ben yasayı çıkardım, eğitimi de, sertifikayı da verdim ama işçi uymamış. “Alavere, dalavere Kürt Mehmet nöbete” misali fatura işçilere çıkarılıyor.

“İŞ CİNAYETLERİNDE PATRON YARGILANMALI”

İleri: İş cinayetlerinde işverenlerin değil, uzmanların cezalandırıldığı, günah keçisi ilan edildiğini görüyoruz. Mesela Torunlar olayında olduğu gibi suçlu 'asansör' olabiliyor. İşverenin cinayetteki aktif sorumluluğu pasifize edilmeye çalışıyor. Bunun önü nasıl alınabilir?

Kanber Saygılı: Limter-İş sendikası sendika sı olarak yirmi yıla yakındır tersane işçilerin başkaca taleplerinin içinde yaşam hakkı, vücut bütünlüğü ve meslek hastalıklarını öne çıkaran bir mücadele yürütüyoruz.

Bu zaman diliminde iş cinayetlerinin gerçek sorumlusunun patronlar olduğu dolayıyla patronların taammüden işçi öldürmekten tutuklanıp cezalandırılması talebimizin peşini hiç bırakmadık. Fakat bu zamana kadar iki yüze yakın işçi arkadaşımız öldürülmesine rağmen hiçbir patron tutuklanıp yargılanmadı. Yargılananlar olduysa bile sizlerinde belirttiği gibi bunlar ya mühendis arkadaşlarımızdı, ya da iş güvenliğinden sorumlu çeşitli düzeylerde teknik elemenler oldu.

Kamuoyunda filika kazası olarak bilinen 19 arkadaşımızı kum torbası olarak kullanıp 3 işçinin ölümünde 16 işçinin yaralanmasında bile GİSAN tersane patronun yerine mühendisler tutuklandı.

Dolaysıyla iş cinayetlerinin birinci derecede sorumlusu olan patronları taammüden işçi öldürmekten tutuklanıp cezalandırılmasını sağlamak, öte yandan tek söz ve yetki sahibi olan patronun yada patrondan sonra birinci derecede sorumlu olanların dışında kalan mühendislerin yada teknik elamanların tutuklanmalarına yada sorumlu tutulmalarına karşı durmak ve sahiplenmek bir zorunluluk haline gelmiştir. 

“BÜTÜN İŞLİKLER TUZLALAŞMIŞTIR”

İleri: Tersanelerde görülen en büyük sorun nedir?

Kanber Saygılı: Tersaneler 2008 yılının sonlarına kadar seri diyebilecek iş cinayetlerinin yaşandığı ancak 2008 yılında 27-28 Şubat ve 16 Haziran da emekçilerle birlikte gerçekleştirdiğimiz grevlerin ardından yer altındaki işçi çığlığını yer üstüne çıkardık. Bu grevlerin tersane patronları üzerinde ciddi bir baskı oluşturmasının ardından çalışma koşullarında önemi değişiklikler yaratabildik. Her ne kadar iş cinayetlerini tamamen önleyecek tedbirler olmasa da seri cinayetleri n önüne geçecek İş Güvenliği tedbirleri diyebiliriz. Ancak bunların hiç birisi tersaneleri esnek, kuralsız, kayıt dışı, taşeron çalışma ve örgütsüzlük anlamına gelen neo-liberal politikanın laboratuarı olmaktan çıktığı anlamına gelmiyor

Ancak Tuzla artık sadece tuzla değildir. Çalışma hayatının neredeyse bir bütünü hastanelerden belediyelere, hava, kara limanlarına, gemi inşadan madenlere, inşaatlardan enerjiye, ardiyelerden antrepolardan taşımacılığa kadar bütün işlikler Tuzlalaşmıştır. Sermayenin tek güvencesi anlamına gelen güvencesizlik işçi sınıfının bir bütünün ortak kaderi haline gelmiştir. Dolaysıyla, mayınlı tarlaya dönüşen her gün seri iş cinayetlerinin, her ay toplu katliamların ve her üç ayda bir Somaların yaşandığı mevcut çalışma sistemini değiştirme mücadelesi bütün işçi sınıfının ortak mücadelesi haline gelmiştir.

“İŞVERENLERİN KASALARININ DOLMASI İLE DEĞİL, İŞÇİLERİN SAĞLIĞI İLE İLGİLENİYORUZ”

İleri: İş güvenliği önlemlerinin alınması işverenin iddia ettiği gibi üretimi azaltır mı?

Kanber Saygılı: İş güvenliği önlemlerinin alınması daha da önemlisi iş güvenliğinin teknik bir sorun olmaktan çıkarılması işçilerin daha güvenli, huzurlu çalışmasını ve aksine beraberinde üretimin artmasını sağlar. Yaptığı işe yabancılaşmış bir işçiye işçi sınıfına ancak zorlamayla(tıpkı patronların yaptığı gibi) iş yaptırılır.  Ancak biz sendika olarak üretimin arttırılarak patronların kasalarının Euro veya  dolarla şişmesinden yana ne bir anlayışa nede pratiğe sahibiz Böyle bir  anlayış bizden uzak olsun..Bizi işçilerin insan onuruna yaraşır çalışma ve yaşama koşulları ilgilendiriyor. Dolaysıyla üretenlerin yönetmesi bizim temel ilkemizdir, bütün çabamızda bu yöndedir.

İleri: Önerileriniz nelerdir, ne yapmak gerekir?

Kanber Saygılı: Yıllardır kuralsızlık, esneklik, iş cinayeti yani tam bir güvencesizlik anlamına gelene taşeronluk sistemine karşı mücadeleyi yürüten DİSK/Limter-İş Sendikası olarak yıllar önce “Böyle giderse her yer Tuzlalaşır” tespitinde bulunmuştuk. İş sağlığı ve iş güvenliğinin hükümetin, patronların ve taşeronların inisiyatifine ve vicdanına bırakılmayacak kadar önemli bir temel sorun olduğunun altını çizmiş, sorunun çözümünün emekçilerin birleşik mücadelesinden geçtiğine vurgu yapmıştık.

İstersek ülkeyi taşeron cumhuriyetine dönüştürmek isteyen AKP'yi durdurabilir, geri adım attırabiliriz.

Bu gün acil talep olarak;

Madenlerdeki adı redevans olan Taşeronluğun kaldırılması, madenlerin kamulaştırılması,

Çalışma ve Sosyal Güvenlik ve Enerji ve Tabi kaynaklar bakanının istifası,

İş cinayetlerinin birinci derecede sorumlusu patronların işçi öldürmekten tutuklanıp yargılanması

Örgütlenmenin önündeki tüm engellerin kaldırılması,

İş güvenliği denetimi için emekten yana sendikalardan, meslek oda ve birliklerden, üniversitelerden oluşan mali yönden bağısız özerk demokratik kurumsal bir yapının oluşması,

Taleplerimiz için başta konfederasyonlar olmak üzere tüm emekten yana güçlerin ortak çabasıyla adım adım “Genel Grev Genel Direnişin” örgütlenmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.