Yazı dizimizin ilk kısmında uzmanlarla yaptığımız görüşmelerde Doç. Dr. Emre Gürcanlı’nın görüşlerini aktarmıştık. Şimdi, Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri öğretim görevlisi görüşme Yar. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu ile devam ediyoruz. Müftüoğlu paketin yeni bir şey vermediğini söylerken, çözümün bir mücadele programı oluşturulması ile sağlanacağını ifade etti.
İleri: Hükümetin son çıkarttığı iş güvenliği paketini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce hükümet tepkileri geçiştirmek için mi bu paketi çıkarttı?
Özgür Müftüoğlu: Bu paket süreci geçiştirmek, tepkileri yumuşatmak amacıyla yapılmış görünse de en asgarisinden bile işe yarayacak bir tasarı değil. İşçilerin gözünü boyamak dahi anlamında pek bir işlevi yok. Geliştirilmek istenen bu düzenleme, aslında iş cinayetlerini işveren açısından fırsata çevirmeye yarayacak bir niyetle ortaya çıkmış bir düzenlemedir. Sermayenin diline uyuşan ve daha çok işçiyi suçlayan bir anlayış içerisinde. Paket üretim sistemindeki taşeron çalışmayı, işçilerin yoğun çalıştırılmasını, güvensizliği kaldırmak yerine, işçiyi güvence altına alıp daha sağlıklı bir ortamda çalışmasını sağlayacak bir çalışma düzeni yerine, işçinin sendikal bir örgütlülüğünün önünü açmak yerine hiç birini yapmıyor ve kalkıp “işçiler sertifika alsın” diyor.
“EĞİTİMLER İLE YENİ BİR SEKTÖR YARATILIYOR”
İleri:Pakette yer alan kimi maddeler daha önce bulunuyordu. Örneğin daha önceki AKP hükümetleri mesleki yeterlilik eğitim belgesi gibi belgelerin alımını karmakarışık hale getirmişti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Özgür Müftüoğlu: İşçinin sertifika alması demek nedir; inşaatlarda çalışan, madenlerde çalışan işçiler ne bilmiyorlar ki sertifika verilecek? İşçiler de biz de şunu çok iyi biliyoruz ki; bütün inşaat işçileri inşaatların tepesine çıkarken de, bütün maden işçileri madene girerken bütün kötü koşulları biliyorlar ama buna mecburlar. Asansörün sağlam olmadığını, madende gerekli önlemin alınmadığını söyledikleri anda kapının önüne koyulurlar.
İşçilerin ne örgütlülük hakkı var ne de hakkını arayacak bir mekanizma yok. İşçiler ölümü göze alarak çalışmaya mecbur bırakıyorlar. Dolayısıyla, iyileştirmenin işçinin eğitimiyle alakası yok. Zaten biliyoruz ki; bu sertifikaların amacı başa bir sektör yaratmak. İşçiye iş için sertifika şartı sunulacak ve işçi bu programlara kayıt için de para ödeyecek ve birileri bu durumdan nemalanacak. Bu durumun çarpıcı örneği olarak MESS ile Türk-Metal işbirliği. Biri sertifika eğitim programı yapıyor öteki de bu sertifikalar için sınav yapıyor. Bunlarının birinin başında MESS'in başkanı, diğerinin başında Türk-Metal'in başkanı bulunuyor. İşçinin zaten karnı aç birde buna para verecek.
Bunun neresinden bakarsak bir tutarı yok birincisi eğitim falan verdikleri de yok. 100 TL'ye sertifikaları satıyorlar. Bir de hayat sigortası meselesi var. İşçilere hayat sigortası yaptıralım deniliyor peki bu işçilerin sosyal güvenlik sistemleri yok mu var, aslında bu bir itiraftır. Artık sosyal sağlık sisteminin bittiğini, çökmüş olduğunu gösteriyor ve bir yandan da bunu da fırsata çevirerek kaydırma yapıyor yani özel sigorta şirketleri işçiyi sigortalatarak para kazanmış olacak dolayısıyla sistemin özelleştirilmesi bir adım daha atmış oluyor.
“İŞ CİNAYETLERİ DAHA FAZLA KAR İÇİN”
İleri: İnşaatlarda, madenlerde ve diğer sektörlerde iş cinayetlerini engellemek için neler yapılması gerekiyor? Esas olarak sektörün zorlukları neler? İş güvenliği önlemleri alınırsa gerçekten üretim azalır mı?
Özgür Müftüoğlu: İş cinayetlerinin iki temel nedeni olduğunu biliyoruz. Birincisi sürekli daha fazla kar elde etmek ve maliyeti düşürmek amacıyla üretimi arttırmak. Üretimi arttırma ise işçiyi ve makineyi daha çalıştırarak oluyor. Bu ''verimliliği arttırmak'' için kurulmuş bir mekanizma ve bu mekanizma işçiyi yorgun bırakıyor. Fiziki ve ruhsal yorgunluk işçinin daha çok hata yapmasına neden olur ve iş cinayetleri nedenlerinin en temeli bu.
İkincisi de iş yerlerinde güvenlik önlemini alınmamasıdır. Bu durumda insanlar bir asansörün kontrolünün yapılmaması ile ölür.
İşçilerin öyle bir çalışma ortamı var ki, insanlar güvencesiz ve örgütsüzler. En kötü çalışmaya rıza göstermek zorunda bırakılıyorlar dolayısıyla temel sorumlu; bu çalışma ortamını, bu emekçileri güvencesizleştiren, sendikal örgütlü olmasını engelleyen yani sendikalı işçiyi işten atan, hakkını arayanın önüne polisi, jandarmayı diken mekanizmadır. Meseleye buradan bakılmalıdır.
Burada çok önemli bir ayakta sendikalardır. Türkiye'de öyle ya da böyle birçok sendika var ama maalesef bu sendikaların birkaçı dışında pek çoğu böylesine işçileri teker teker öldüren bir sisteme karşı mücadele yürütme niyetinde değil. İş cinayetlerini gündemlerine bile almıyorlar. Dolayısıyla burada sendikalar çok büyük bir problem olarak karşımıza çıkıyor.
Bu durumda iş güvenliği için karşı mücadeleyi daha da yükseltmek gerek. Çünkü hükümet bu yapılan açıklamalarla işçi sınıfıyla dalga geçiyor. İşçi sınıfı güçlenecek ki ayaklarını denk alsınlar.
“SİSTEM TIKANDI, YAPILACAK ŞEY SINIF MÜCADELESİ”
İleri: Önerilerinizi gerçekleştirmek için nasıl bir yol izlemek gerekiyor? Bu konuda söyleyecekleriniz nelerdir?
Özgür Müftüoğlu : Ne yapılabilir konusunda ve nedenleri konusunda hiç kafa karışıklığı yok aslında. Türkiye'de aklı olan, vicdanı olan her insan bunun temel nedenlerini zaten görüyor. Birçok kişi bunu yaşıyor. İlle maden işçisi olmak gerekmiyor, bir avukat, öğretmen, doktor bunları yaşıyor. Olayı insanlara anlatmak, tespit etmek konusunda bir sıkıntı yok.
Burada buna karşı ne yapılabilir, bu nasıl durdurulabilir ona bakmalı. Aslında durum açık; karşıda emekçileri hayatta tutarak üretim yapabildikleri bir mekanizma ile kendini var edemeyen bir sistem var. Bugün kapitalist sistem sadece işçinin alın teri ile elde ettiği birikimle kendini var edemiyor artık kanla devam ettiriyor, aynı şey doğa içinde öyle ne göl ne orman bırakıyor, her şeyi talan ediyor.
Sistem tıkandı ve bunu da doğa ve emekçiler üzerinden yapıyor bu karşı tek yapılacak şey sınıf mücadelesidir. Karşıdaki sınıfsal bir saldırı yürütüyorsa siz onun karşısında tek tek duramazsınız ya da bir takım düzeltmeler bekleyemezsiniz. Bugün AKP gitse CHP gelse diye de bakamazsınız çünkü bu bir sistemin sermaye sınıfının varlığını sürdürebilmesinin koşuludur. Türkiye artık burada Avrupa ile değil emeğin çok ucuz olduğu Hindistan'la, Çin'le, Bangladeş'le mücadele etmek zorundadır ve bunu da sürdürebilmek için, emekçilerin canları pahasına, ekonomik kalkınma yolunu seçmiştir. Yapılacak tek şey sınıf mücadelesidir.
En son KESK, DİSK, TMMOB bu pakete karşı açıklama yaptılar. Ancak bu yetmez, emekçilerin önüne mücadele programı koyulmalı ve emekçileri nasıl bir araya getirirler nasıl mücadele ederler bunun çözümünü ortaya koymalılar.
Türkiye'de mücadele tek tek ayrı yerlerde yürüyor zaten, Ülker işçisi olsun, Danone işçisi olsun...
Kimse bugün işçi sınıfı mücadeleden uzak, işçi sınıfı kaçıyor demesin sadece örgütlü bir yapısı yok, güvenebileceği bir mekanizma arıyor, emekten yana siyasi partiler bu mekanizmayı sağlamalı. Çünkü artık hangi görüşten olursa olsun insanlar için bıçak kemiğe dayanmış durumda ve bu olmağı sürece Konfederasyon başkanlarının tepeden bir açıklama yapmaları yetmez artık.