"İş güvenliğinde çözüm kamusal denetimde" - Emre Gürcanlı ile söyleşi

İTÜ İnşaat Fakültesi’nden Doç. Dr. Emre Gürcanlı İleri’ye hükümetin çıkartmayı planladığı yeni iş güvenliği paketini değerlendirdi.

Hükümetin kamuoyunun baskısı ile hazırlamaya koyulduğu yeni iş güvenliği ve işçi sağlığı paketini uzmanlar İleri’ye değerlendirdi. İlk değerlendirmeyi portalımız yazarı, İTÜ İnşaat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Emre Gürcanlı yaptı. Gürcanlı değerlendirmesinde iş güvenliği uygulamalarında eksikliklere değinirken, çözümün kamusal denetim, kamulaştırma ve işçi sınıfının örgütlülüğü ile sağlanacağını savundu. Değerlendirmeyi okurlarımızla paylaşıyoruz.

İleri: Hükümetin son çıkarttığı iş güvenliği paketini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce hükümet tepkileri geçiştirmek için mi bu paketi çıkarttı?

Emre Gürcanlı: İlk önce şunu söyleyeyim, ortada bir paket yok, bazı sözler, taahhütler var. Sanki yepyeni bir düzenleme paketi yapılıyormuş gibi bir hava var medyada, ben bunu doğru bulmuyorum. Ben Başbakan Davutoğlu'nun söylemlerinde yeni bir şey görmediğim gibi, sorunuzda da belirttiğiniz gibi tepkileri soğurmak için yapılan açıklamalar olduğunu düşünenlerdenim.

“SERTİFİKALAR ÖYLESİNE VERİLEN BELGELER”

İleri: Pakette yer alan kimi maddeler daha önce bulunuyordu. Örneğin daha önceki AKP hükümetleri mesleki yeterlilik eğitim belgesi gibi belgelerin alımını karmakarışık hale getirmişti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Emre Gürcanlı: Çoğu madde zaten olduğu gibi, uygulanması gerçekleştirilmiyordu. Kamusal bir denetimin olmadığı, kamunun bir görevi olan çalışma koşullarının denetim ve izlenmesi gerçekleştirilmediği zaman, istediğiniz yasayı geçirin, paketler açıklayın bir anlam ifade etmez.

Örneğin Yapı denetim firmalarına iş sağlığı ve güvenliği konusunda sorumluluk getirilecek dendi. İlgili kanunun 2. maddesi f bendinde "İş yerinde, iş güvenliği ve işçi sağlığı konusunda gerekli tedbirlerin alınması için yapı müteahhidini yazılı olarak uyarmak, uyarıya uyulmadığı takdirde durumu ilgili bölge çalışma müdürlüğüne bildirmek" diye bir yükümlülüğü var zaten yapı denetim firmalarının. Bu göstermelik bir uygulama, zira esas işlevi bu firmaların İSİG denetimleri değil. Eğer öyle olacaksa da Yapı Denetim firmalarının inşaatlarda A sınıfı İSG uzmanı istihdam etmesi gerekir ki böyle bir şey yok.

Bir başka husus; Başbakan  "inşaatlarda şantiye şefine iş güvenliği uzmanı olma şartı getirilecek" dedi. Peki, yeni mi? Hayır... Bu konu da zaten mevzuatta yer alıyordu. 16.12.2010, 27787 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan Yapı Müteahhitlerinin Kayıtları İle Şantiye Şefleri Ve Yetki Belgeli Ustalar Hakkında Yönetmelik’i mevcut. Üstelik yönetmeliğe eklenen geçici madde belgenin alım tarihini 2020 tarihi olarak belirlemiş durumda. 2012 yılından itibaren 8 sene verilmiş durumda. Burada 8 senelik bir geçiş döneminin verilmesinin nedeni ise, bir kişinin C sınıfından B ye, B den A sınıfına gelebilmesi içen gerekli olan süredir… Peki, yine soruyorum. Defalarca farklı platformlarda sordum 2010 tarihinde yani 4 sene önce böyle bir yönetmelik vardı ve bu gün neden tekrar ısıtılıp önümüze getiriliyor? Neden bu güne kadar bunlara dair önlemler alınmadı?

Örneğin Mesleki eğitim ağır ve tehlikeli işler yönetmeliğini kaldırmadan önce zaten zorunlu görülüyordu. Sonrasında Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) tarafından birçok mesleğin Meslek Standardı eksik de olsa belirlendi. TMMOB'ye bağlı odalar da bu konularda görüş bildirdi müdahil olmaya çalıştı. Bunların büyük bir kısmı ciddiye alınmadı. Mesele şudur: “Sertifika” çoğu zaman öylesine verilen bir belge herkes bunun farkında. Şimdi işçiler için sertifika eğitimleri verilecek, eğitimlerin ücretini işçiler ödeyecek, sertifika sahibi olmayan çalışamayacak ve bu tabloda "sertifikalandırdık oldu" denecek.

EĞİTİMLER VE FORMASYON YETERSİZ

İleri: Son zamanlarda iş cinayetlerinde işverenlerin değil, uzmanların cezalandırıldığını ya da günah keçisi ilan edildiğini görüyoruz. Bu konuda ne yapılması gerekir?

Emre Gürcanlı: 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası'nın ruhu bence İş Güvenliği Uzmanlığı getirmesi ve bu uzmanları yasal süreçlerin tam ortasına atıvermesidir. Sermaye sahiplerine "iş güvenliği uzmanı tuttuk daha ne yapalım" demeleri için fırsat yaratılmıştır.

Üniversiteden mezun oluyorsunuz toplam 220 saat eğitim alıyorsunuz. Bu eğitimlerin 90 saati yüz yüze, geriye kalan 90 saat ise uzaktan eğitim, yani internet üzerinden ve bunun yalnızca 9 saati eş zamanlı. Özetle toplam 99 saat yüzyüze eğitim alıyorsunuz, internette 81 saat nasıl aldığınız belli değil bir eğitim ve 40 saatlik veya 5 günlük bir uygulama sonrası sınava girmeye hak kazanıyorsunuz. Çoğunlukla ezber olan çoktan seçmeli bir sınavı geçip iş güvenliği uzmanı oluyorsunuz. Mesleki bir sınıflandırma olmadığı için, inşaat mühendisi olarak kimya fabrikasında da çalışabilirsiniz, bir makina mühendisi inşaat şantiyesinde de çalışabilir vs. Düşünün sizden asansör konusunda da uzman olmanız, iskele-kalıp konusunda da uzman olmanız, kimyasal ve patlayıcılar konusunda da uzman olmanız isteniyor! En ufak bir kazada savcı "getirin iş güvenliği uzmanını" diyor.

“150 YIL ÖNCESİNDEN ÇOK DAHA FAZLA BİLGİ BİRİKİMİNE SAHİBİZ”

İleri: İnşaatlarda ve madenlerde iş cinayetlerini engellemek için neler yapılması gerekiyor? Esas olarak sektörün zorlukları neler? İş güvenliği önlemleri alınırsa gerçekten üretim azalır mı?

Emre Gürcanlı: İnşaat sektöründeki kazalarda, tek başına önlemlerin alınıp alınmaması sorun değildir. Projelerin aşırı hızlı bir şekilde tamamlanmaya çalışılması, taşeron sisteminin getirdiği dağınık ve koordinasyonsuz üretim şekli ve benzeri pek çok husus, işyerlerinde tam bir karmaşa yaratmakta ve bu karmaşa da ölüm ve yaralanmalara yol açmaktadır. Kamu İhalelerinde işin neredeyse tamamının taşerona verilmesi de bu yaşananları katmerli hale getirmektedir.

İnşaat riskli bir sektördür, iş kalemleri bakımından öyledir. Ayrıca pek çok alt yüklenici ve taşeronun çalışması bunu daha da riskli hale getirmektedir. Öte yandan, sektörde kurumsal olmayan, sadece bir dönem sermaye birikimi sağlamak için sektöre giren, sonrasında turizm veya başka alanlara kayan pek çok işletme bulunmaktadır. Kurumsal firmalar dahi işlerinin büyük bir kısmını taşeronlara, taşeronlar da küçük iş ekiplerine vermektedir. Tüm bu hususlar, proje tabanlı üretimin yapısı da düşünüldüğünde, riskli çalışma ortamları yaratmakta, proje yönetimi ve koordinasyon çok önem kazanmaktadır.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin ise çok azının alındığı, denetimin zayıf olduğu görülecektir. En basitinden şu söylenebilir; inşaatlardaki ölümlerin neredeyse yarısı yüksekten düşme, bunların da neredeyse yarısı iskelelerden düşme şeklinde gerçekleşmektedir. Kaba bir hesapla ölen 4 işçinin biri iskeleden düşerek yaşamını yitirmektedir. Ancak şöyle bir gezip, inşaatlara baktığınızda, korkuluklu iskele sistemlerinin bile ne kadar azınlıkta kaldığını göreceksiniz. Mahalle aralarında yapılan inşaatlarda bile, gerekli denetim yapılmalı, olmadığı takdirde yapı ruhsatı iptal edilmelidir. 

Üretimin taşerona ve en altta yer alan küçük iş ekiplerine dayalı, aşırı hızlı, rantı kısa sürede peşin paraya çevirmeye çalışan yapısı, inşaat işçilerinin örgütsüzlüğü ve daha pek çok husus...

Madenlere baktığımızda ise rödovans sistemi, devletin kamusal üretim, planlama ve denetim işlevlerinden tamamen çekilmesi ve yine aşırı hızlı üretim talebi... Söylenecekler çok ama çok uzun, 150 yıl öncesinin ilkel madencilik yöntemlerinin çok üzerinde bir bilgi birikimine sahip bu ülke. Uzman, mühendis, teknoloji, işçilik... Bu konularda sorunumuz yok! Sorun bu birikimi merkezi bir planlama ile örgütlemek ve tüm madenlerin kamu tarafından işletilmesi...

İleri: Önerilerinizi gerçekleştirmek için nasıl bir yol izlemek gerekiyor? Bu konuda söyleyecekleriniz nelerdir?

Emre Gürcanlı: Saatlerce konuşabilirim bu konuda. Sadece şunu vurgulayayım, işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesinde önümüzdeki dönem hep şunları duymalıyız, KAMULAŞTIRMA, KAMUSAL DENETİM, HER SEKTÖRDE İŞÇİ SINIFININ ÖRGÜTLÜLÜĞÜ... Bunlar olmazsa olmazdır, bunlar olmadan ne yaparsanız yapın eksik kalacaktır...