Soma katliamının reddedilen iddianamesi üzerine – Av.Aziz Aytaç*

Soma’da gerçekleşen katliamın ardından bilindiği üzere Soma savcılarınca aylardır bir soruşturma yürütülüyordu. Soruşturma sonucunda bir iddianame düzenlendi ve Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nce bu iddianame reddedildi. Sorumlular hakkında dava açılması talep edilen bu iddianamenin yeterli olmadığına kanaat getirildi. Bu eksiklikler giderildikten sonra yeni bir iddianame hazırlanacak ve sonrasında mahkeme kabul kararını verdikten sonra bir dava açılacak. Peki bu iddianamede ne eksikti?

Aslında memleketteki genel hukuki duruma bakıldığında, güne göre değişen fiili durumlara göre hukuk ‘yaratan’ bir iktidarın olduğu apaçık ortadayken, Soma iddianamesinden çok bir şey beklememek mümkün. Ancak DİSK’e bağlı Dev-Maden Sen’in avukatları olarak şunu beyan etmemiz lazım, biz bu dosyanın peşini bırakmayacağız.

Soruşturma başından beri ‘taksirle öldürme’ suçundan yürütülürken, emsal Yargıtay kararları gereği ‘kasten öldürme’ suçundan soruşturma yapılması gerektiğini soruşturma savcılarına hem yazılı hem de sözlü beyan etmiştik. Aldığımız cevap ise ‘Bir yerden başlamak gerekiyordu avukat bey!’ olmuştu. Bu dosya bir yerden başlanacak bir dosya olmak yerine, Yargıtay içtihatları gereği etkin yürütülen ve toplumun vicdanına hitap eden bir soruşturma olsa idi bu iddianame reddedilmeyecekti. Mahkemenin ret gerekçelerinden en kıymetli olanı ise ölen maden işçilerinin yakınlarının dosyada müşteki, suçtan zarar gören, sıfatı ile yer almamasıdır. Soruşturma savcılarının bu hatası mahkemenin gözünden kaçmamış ve ret gerekçesi olmuş. Eşiniz, çocuğunuz bir maden katliamında hayatını kaybedecek ve siz sorumluların yargılandığı davada taraf olamayacaksınız, onlardan hesap soramayacaksınız. Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi bu durumu hukuka aykırı bulmuş ve iddianamenin reddi gerekçesi yapmış.

Ret gerekçesinden bir diğeri de şüpheliler ile suçun işleniş şekli arasında açıklık bulunmaması. Yani bir yerden başlanması gereken bir soruşturmanın ürünü olan bu iddianamede şüphelilerin hangi suçu hangi görevi nedeni ile nasıl işlediğinin iddianamede açıkça yer verilmediğine hükmetmiş mahkeme. Yani şirketin yönetim kurulundan bir günah keçisi seçip suçlu görmek adil görülmemiş, bize göre ise ‘görünen köye kılavuz gerekmedi’.

Mahkemenin ret gerekçesinde yer almamasına karşın hukuki olarak bir ret nedeni de bizden gelsin, dosyada hala MİGEM, ÇSGB ve Enerji Bakanlığı yetkilileri yer almıyor. Dünyanın neresinde böyle bir katliam gerçekleşse çalışma bakanı veya Enerji Bakanı istifa etmesi gerekir. Biz ise bakan beyin 2 gün üst üste giydiği gömleğin tartışıldığı haberler dışında pek bir gelişme göremedik.

Kamuda görev alan bürokratların da bu dosyada yargılanması gerektiğini aslında iddianameyi okuduğumuzda dahi anlayabiliriz, iddianameden aynen alıntı yaparak aşağıdaki satırlara yer vermek bu yazıyı okuyanlar için açıklayıcı olacaktır;

‘81.SAYFA ……..Soma kömürleri İşletmesine ait 2013 ve 2014 yılları Termin Takip kayıtları incelendiğinde, aylar ve yıllar bazında programlanan üretimden 2-2,5 kat fazla üretim yapıldığı anlaşıldığı (2013 yılı için Programlanan üretim 1 500 000 Ton, Fiili üretim 3 566 456 Ton), bu sonuçlar işletmede “Üretim Zorlaması”nın olduğunu ve işçilerin ifadelerinde belirttiği fazla çalışmaya zorlandıkları savını doğruladığı, üretim zorlaması beraberinde alınması gereken tedbirlerin alınmamasına ve tehlikeli çalışma koşullarının oluşmasına yol açtığı…..’

‘86.sayfa Eynez kömür sahasının 2006 yılında kömür üretme ve teslim işini üstlenen PARK Teknik Elektrik, Madencilik Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş’nin, Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğüne 07.10.2009 tarihinde verdiği sözleşme devri ile ilgili başvurusunda “üretim çalışmaları sırasında oluşan yangınlardan dolayı üretim yapılamaması ve yüksek su geliri” gerekçe gösterilerek “ileride telafisi mümkün olmayacak problemlerle karşılaşılacağı anlaşılan bu durumda, hem Şirketimizin hem de Kurumunuzun olumsuz etkilenmemesi için işi devir etmek istemekteyiz” denildiği dikkate alındığında olayın meydana geldiği maden sahasının yüksek yangın riski taşıdığı ve işi devralan Soma Kömürleri A.Ş.’nin yetkilileri tarafından bu riskin daha önceden bilindiği,’

Yukarıda saydığım iddianameden alıntılar dışında dosyada şüpheli olarak yer alan şahsın adeta bir itirafı da gözden kaçmıyor,ifadesinde şu kelimeler iddialarımızı da destekliyor; ‘kazadan kısa bir süre önce hem MİGEM hem de ÇSGB müfettişleri tarafından maden teftişe tabi tutulduğunu ancak madende herhangi bir aksaklık görülmediğini, kaza nedeniyle herhangi bir kusurunun bulunmadığını beyan ettiği,’

Hep denir ya ‘Kaza geliyorum demez’ diye, kamu görevlileri ve şirket yetkililerinin daha çok kar hırsı yüzünden ‘GELİYORUM’ diyen bir katliamla karşı karşıyayız. Bu yüzden ‘kaza’ yerine ‘katliam’ lafını tercih etmekteki ısrarımız haksız değildir.

Tüm bu eksikliklerin dışında Soma Holding’in patronu Alp Gürkan hakkında da ‘takipsizlik’ kararı verilmesi de dikkat çekici. İşverenin sorumluluğu bu kadar açıkken, dosyada Alp Gürkan ‘İŞVEREN’ olarak görülmemiş.

İddianame kabul veya reddedilsin, sorumlular hızlı ve etkin bir şekilde yargılanmalıdır. Bu dosyada yapılması gereken budur ve yürüttüğümüz hukuki mücadelemizin amacıdır.

Tüm bunlar dışında suçtan zarar gören işçilerin üye olduğu  Disk/Dev-Maden Sen’in bu soruşturmada devre dışı bırakılmasını anlamak da mümkün değil. Haklı, hukuka uygun taleplerimiz ve ceza yasalarındaki açık hükümlere rağmen sendikamızın bu dosyada taraf olmasına karar verilmiyor. Ancak bir kez daha tekrar ediyoruz, bu davanın her zaman peşinde olacağımızı başta maden işçileri olmak üzere tüm yurttaşlarımıza beyan ediyoruz.

* DİSK/Dev-Maden Sen avukatı