Köleleştirilen bilim. Halk sağlığı: Endüstri ile araştırmacı arasındaki ölümcül anlaşma - Annie Thébaud-Mony

Türkiye'de “Çalışmak Sağlığa Zararlıdır” kitabı ile tanınan Fransız sosyolog Annie Thébaud-Mony, son kitabı “Köleleştirilen bilim. Halk sağlığı: Endüstri ile araştırmacı arasındaki ölümcül anlaşma” sunumunu yaptı. Pierre ve Marie Curie Üniversitesi'nde gerçekleşen sunuma Mony'nin yanı sıra CGT sendikası üniversite temsilcisi Stéphane Rohrbach , eski bir AMISOL işçisi -1974'ten beri amyanta karşı mücadelelerde yer alan bir kadın işçi, Josette Roudaire- ve işçi davalarına bakan avukat Jean-Paul Tessonnière ile kitabın yayıncısı katıldı. 

Kitap tanıtımında şu notları aldık:

CGT: Amyanta karşı mücadele 40 yıldır devam ediyor. Amyanttan ölenlerin sayısı bilinmiyor. Amyanta maruz kalanların sayısını ve kim olduklarını öğrenmek için mücadele ediliyor. Mony'nin kitabı endüstriyel araştırmacılarla ilgili. Endüstriyel atık birimleri kurulmuş, bunlar şirketlerle bağlantılı. Proje başına araştırma yapıyorlar. 

Yayıncı: Mony'nin ilk kitabı skandalın ortaya çıkarılması için çalışma yürüten sendikacı ve araştırmacılara dayanıyordu. Bunlar o zamanlar konuşulan konular değildi. Kitap 25 bin satılmıştı. İşçi sağlığı konuları insanların ilgisini çekmeye başladı ve kitabın basımı tükendi. Henri Pézerat ve Annie gibi insanlar sayesinde işçi sağlığı bilinir oldu. Bu mücadele iki ayaklı olmalı. Birincisi yasal, ikincisi çalışanların kendileri tarafından verilecek bir mücadeler. Eskiden sendikalar 20 yıl önce bunları duymak bile istemiyorlardı, bugün bilinçlendiler. Artık “Ya iş, ya işçi sağlığı” demiyorlar. Bu önümüzdeki süreç için de motive edici. 

Mony: Bu tanıtımın burada yapılmasının sembolik önemi çok büyük. Amyanta karşı '70'li yıllarda verilen mücadelenin yeri burası. Henri Pézerat çok yakın arkadaşım. 34 yıl bu konuda çalışma yürüttü. Neden bu kitap? Kitap 1980'lere dayanıyor. 1984'te endüstri rasyonalitesinin araştırmacıları etkilediği konusunda bir makale yayınlamıştık. O zamanlar işçi haklarını savunmanın zorlukları konusunda fikrimiz vardı. Ama endüstrinin bu kadar risk yarattığının farkında değildik. İşçi sağlığı, halk sağlığı ve çevre konularında çalışanların söz hakkının olmadığını farkettik. Aldığımız yol nedir? O zamanlar her yerde amyant vardı. Güvenlikle ilgili sendikalar arası grup kuruldu. Üniversite sınırları dışında da çalışma yapıldı. İşçilerin amyanttan mağdur olduğu ortaya çıkarıldı. Tekstil fabrikasında da amyant kullanıldığını gördük. Henri, araştırmacılar ve sendikalar ortak ilk mücadele denemesi ile ilgili bir kitap oluşturdular amyantın bilimsel etkilerine dair. Toksikoloji alanında bir çalışma grubu kurdular. Önlerine zorluklar çıkarıldı, diskalifiye edilmeye çalışıldılar. Amyant ve hava yoluyla bulaşan tozlar hakkında da araştırma yaptı. Mesela inşaat alanındaki tozlar. Bu çalışma reddedildi, şüpheyle karşılandı. '80'lerde ben de araştırma yaptım. Ölüm karşısında bir eşitsizlik var. İşçilerin söz hakkı yoktu. Eksperlerin sözleri kabul edilmiyordu. Ben de diskalifiye edildim. Birçok disiplinin bir arada çalışması gerekiyordu. Sadece tıp değil halk sağlığı.. Kanserin bu kadar yayılması toplum sağlığı fikrinin ne kadar geriletildiğini gösteriyor. İşçi sağlığı için devlet hiçbir şey yapmıyor. Özel endüstri bunu kar amacıyla saklıyor. Bilime endüstriyel kuruluşlar tarafından nasıl rüşvet verildi? Riskler nasıl düşük gösterildi? Amyantın dünyada yasaklanması için mücadele gerekiyor. Asya, Afrika, Latin Amerika'da çok kullanılıyor. Nükleer de büyük bir yıkım. Bu konuda bilgiler gizlendi ilk etaptan itibaren ama Fukuşima ve Çernobil gerçeği gösterdi. Sorumluluk almadan öldürebilme yetkileri var onların. Bugün 90 milyon molekülden sadece 0,01'nin zararları biliniyor. Diğerleri için çalışma yapılmıyor. İnsan üzerinde deneyler yapıyorlar. Amaç bilim insanlarını engellemek. Bilimin elitist bakış açısından çıkması lazım. Bilim sadece eksper değil yurttaş bilgisiyle de oluşması gerekiyor. Bu yolu açmaya çalışıyoruz. Bilginin özgürce dolaşabilmesi lazım. Sadece bilimsel olanla daralmamalı. Bilginin paylaşılıp yayılması lazım. 2007'de kanser riski ile ilgili, büyük kurumlar arası bir ön rapor yayınlandı. Mesleki ve çevre ile ilgili kanserlerden hiç bahsedilmiyordu. Bilgi herkesçe paylaşılıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz. Mahkemelerde, hukuk sisteminde çok ciddi tartışmalar yürütülüyor. Patronlara 18 yıl hapis cezası aldırmayı başardılar. Bu bizim bilgi edinme hakkımızın önemini gösteriyor. Bilim insanları verileri herkesle paylaşmak zorunda. Endüstri şirketleri yaşam hakkını ikinci plana kaydırıyorlar. Endüstri cinayetlerine karşı bilgi alma hakkımız olmalı. 

Eski AMISOL işçisi: AMISOL'de işçi sağlığı için mücadele yürütüldü. İşyeri hekimleri vardı ama buna rağmen işçiler zehirlenmeye devam ettiler. Fabrika kapatıldı. Sonra mücadele vererek işçiler fabrika yetkililerine karşı dava açtılar. Bilgi edinme talebi karşısında doktorlar, “Bilmeniz ne işe yarayacak, bilmeseniz daha iyi” diyorlar. Bir milletvekili “İnsanların sinirini bozuyorsunuz” dedi.  Bu ayın 20'sinde bir patronun yargılandığı mahkeme olacak. 

Avukat: Birkaç gazete dışında medya bu konulardan bahsetmiyor. O yüzden bir patronun ceza aldığı mahkeme medyada gündem olması açısından önemli. Bu kitap çok önemli. Hukuk bilim tarafından nasıl sorgulanır, onu gösteriyor. 19. yüzyıl sonunda hukuk anlayışında, eğer haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız bunu sizin kanıtlamanız gerekiyordu. Klasik hukukta kanıtlar ortaya getirilmediğinde dava ortadan kalkar. Hakim iki tarafa da eşit mesafededir. Ama artık hukuka göre sorumluluk haksızlığa uğrayanın uğradığını kanıtlaması şeklinde olmamalı. Eski bakış açısını aşması gerekiyor. İtalya'da böyle bir davada ilk kez atölye şefi falan değil direkt fabrika sahibi, CEO'su ceza aldı ve bu olay Fransa'da da etkisini gösterdi. Şimdi yapılacak mahkemede CEO ceza alırsa bu Fransa için bir ilk olacak. Cezalandırılması gereken CEO olmalı. Endüstri suçluları dikkatsizlik vb.den yargılanıyor ama daha üst bir suçla yargılanması gerekiyor. 

Mony: (Sosyolojinin bu mücadeledeki yeri ve sosyoloji nereye kadar nötr kalır şeklinde bir soru üzerine) Sosyoloji sağlık konusunu farklı ele almalı. Eşitsizlikleri, ezme ezilme ilişkilerini içerir. Sosyologların toplum sağlığı konusunu nasıl ele aldğını kanser üzerine çalışınca gördüm. Hayvan yemi için vitamin üzeren bir fabrikada işçilerde böbrek kanseri ortaya çıktı. İşçiler o ortamda bir koku alıyorlardı. Kanseri yapan moleküle ilişkin 5 yıl araştırma yapıldı. Kanserojen maddenin ne olduğu '90'ların başında anlaşıldı. '90'larda, fabrikaya önceden genç iken girmiş olan işçiler 45 yaşlarında böbrek kanseri olmaya başladılar. Her yere mektuplar yazıldı, hiçbir şey yapılmadı. Fabrika inceleme yapılmasını reddetti ve sonunda çıkan raporda yüzde 100 bağlantılı olduğunu söyleyemeyiz dendi. Eterglikol gibi maddelerin ise bazıları yasaklanmış. Bunların birkaç yıl izlenmesi gerekiyor. Kolektif mücadele ekibi varsa bu takip ediliyor. Değilse yapılmıyor. Mesela bir fabrikada bu tür izleme talebimize hayır yanıtı aldık. Her mahallede kanser konusunda araştırma yapılıp daha önce nerede çalıştığı gibi konularda bilgi toplanabilir, bağlantılandırılabilir. Bunu halk sağlığı kurumları yapabilir. Bu konuda araştırma yapmak isteyenlere “Bize ölülerin sayısı yeterli” dendi. Bizim düşüncemiz, işçi için risk varsa bu riskin alınmaması gerektiği olmalı. 

Kitap tanıtımına çoğunluğunu akademisyen ve hukukçuların oluşturduğu 100 civarında katılım oldu. Tanıtımda, orada da belirttik, konuyla bağlantısı üzerinden Türkiye ve Fransa'daki sınıf mücadelesi koşullarının, kazanım ve sınıf dengelerinin farklarını algıladık. Bir yanda Fransa'da sınıf mücadelesinin kazanımlarına dayalı olarak ani ve kitlesel iş cinayetlerinin aşıldığı görünümü, buna karşın bu kazanımların işçi hareketinin uzun süreli gerilemesi ve tekelci kapitalizmin azami kar arayışına dayalı olarak “eskimesi” ve ani, kitlesel iş cinayetlerinin yerini zamana yayılmış ve topluma daha geniş ölçüde nüfuz etmiş meslek hastalıkları, çevre sorunları ve buna bağlı ölümün alması. Bizdeki büyük ve seri cinayet tarzı işçi katliamları nasıl “fıtrat” olarak gösteriliyorsa, orada da tekelci kapitalist artıdeğer sömürüsü, nükleer, kimyasal üretim, araç ve yöntemler sonucu ölüm de başka bir “fıtrat” olarak gösteriliyor. İşçi sınıfı mevzilerindeki araştırmacıların (hekim, hukukçu, sosyolog, kent planlamacısı, vb.lerinin) rolleri işte bu perdeyi yırtma ve sınıf bilincini, mücadelesini geliştirmede kaldıraç olma konumunda çıkıyor. Mony'nin ifadesiyle “ölüm karşısındaki eşitsizlikler”, “sermayenin sorumluluk almadan öldürebilme yetkisi”, “bilgi edinme hakkı”, “kolektif mücadele”, işçi sağlığının ileriye ve geçmişe doğru takibi öne çıktı. Bu, diğer konuşmacı ve katılımcıların daha çok da hukuki mücadelelerin önemine ve şirket CEO'larının cezalandırılmasını istemeye yaptıkları vurgu ile birleşti. 

Yine de, işçi sağlığı ve güvenliğinde işçi denetimi, kolektif mücadele ve bunun pratik seyri konularına girilmemesiyle bir eksiklik hissedildi. Keza, kapitalizm ve tekelci kapitalizm yerine Türkiye'de artık sıkça karşılaştığımız üzere “endüstri” kavramı kullanılıyor. 
Endüstriyelizm ya da endüstriyel kapitalizm'le sınırlı bir eleştiri, alternatifini, kapitalizme son vermeyi değil endüstriyelizmin aşırılıklarının sınırlandırıldığı, ekolojik açıdan nispi bir denge kurulan bir kapitalizm tarifi. “Yeni tip” meslek hastalıkları tekelci kapitalist sömürünün en fazla yoğunlaştığı alanlarda (Fransa'da Telekom gibi) gerçekleşiyor ve kaynağını kapitalizmden alan çevre sorunlarıyla birlikte tam da bu noktada “Ne için üretim?” sorusu ile birlikte kapitalist üretimin kar ve azami kar amaçlı oluşunun üretim koşullarını belirlemesi gözardı edilebiliyor. Son bir not olarak, izleyicilerin genellikle orta yaş ve üzeri olması da bu mücadelelerin araştırmacı düzleminde de daha taze kana olan ihtiyacını gösteriyordu. 

13 Kasım 2014
Nilgün Güngör / Paris