SoL Portal okurları bugün bu yazıyı okunurken, aynı başlıkla Ankara’da 2 Ekim’e değin sürecek bir toplantı da başlamış olacak. Toplantı, Uluslararası Sağlık Politikaları Birliği Avrupa Birimi’nin (International Association of Health Policy in Europe) 16. Konferansı. Dolayısıyla, düzenliyenlerin başında ilk olarak bu dernek geliyor. Yerel ortaklar ise, Türk Tabibleri Birliği ve Ankara-Çankaya Belediyesi.
Türkiye’de sağlık alanında hergün reform üzerine reformların yapıldığı bir devrim çağı yaşıyoruz. Ona karşın hizmetin örgütlenmesinden, edinilmesine değin, değil sorunlardan kurtulabilmek, olguların daha da derinleştiğini ve bunlara yenilerinin eklendiğini görüyoruz. Hem toplantı katılımcılarına, hem de sunu başlıklarına bakıldığında, ortada yerele özgü sorunsallıktan ziyade, genele ve kapitalist düzene dayalı sistematik bir deprem bulunduğu kolayca anlaşılabiliyor. İşte 16. Konferans da, tematik olarak “Kapitalizmin Krizi ve Sağlık” başlığıyla depremin uluslararası boyut ve nedenine bu pencereden vurgu yapıyor.
Dünyada sağlık hizmetlerinin örgütlenmesinden, edinilmesine ve hizmetin aracı olan ilaç ve diğer tüm tedavi araç ve girdilerine değin çok önemli bir sanayii var. Yani ortalıkta bir mülkiyet rejimi olarak sermaye birikimi ve dolanımı söz konusu. İşte bu birikim rejimi, özel mülkiyet elinde sahiplenildiğinden, yani kapitalist birikim söz konusu olduğundan, karganın gagası battığı pislik içinden bir türlü kurtulamıyor. Ne Türkiye’de, ne de bu düzeni tutturmuş dünyanın herhangi başka bir köşesinde… Özetle konferans, programı bakımından bunu bir kez daha irdeleyecek, tanımlayacak ve herhalde çözüm anahtarına ilişkin öneriler geliştirecek.
Kendi hesabıma, toplantının hem izleyicisi olacağım ve hem de katılımcı konuşmacılarından birisiyim. Ayrıntı ve kimi alıntılarına belki başka bir yazıda değinebilirim; ancak şimdi katılamayacaklar için bazı ön bilgiler ve yapacağım konuşmadan örnekler sunayım.
İlk konuşmalar kurumsal nitelikte. Uluslararası Dernek, TTB Merkez Konseyi ve Çankaya Belediyesini temsilen başkanlar açılış için kürsü alacaklar. Korkut Boratav Hocamız, açılış konferansında “Kapitalizmin Krizinin Ekonomik Analizi” ni yapacak. Almanya’dan Hans-Ulrich Deppe “Kriz, Ticarileşme ve Hasta Hekim İlişkisi” konferansı ile ikinci konuşmacı. Sonrasında, bu bilimci için, bir “onur töreni” programda yer alıyor.
30 Eylül ve 1 Ekim tarihleri arasında panel oturumları, sözlü sunumlar, poster oturumları ve hepsinin ayrı ayrı tartışmaları bulunuyor. 2 Ekim kültürel etkinliklere ayrılmış. Gelen yabancı konukların pasaport spektrumu hayli zengin. Belirtmek gerekirse ABD; Arjantin, Şili, Meksika, Fas, Fransa, İtalya, Mısır, Yunanistan, Malezya, Yeni Zelanda, Almanya, Belçika, İtalya, Hindistan, Kore, Kanada, Filistin, Nijerya, Kenya’dan başta sağlıkçılar olmak üzere farklı alanlardan bilim insanları katılımcılar arasında bulunuyor. Programda yer alan başlıklara bakılırsa, kaçırılmaması gereken bir toplantı olacağını söyleyebilirim. Unutmamak da gerekir; toplantı halka açık ve bu bağlamda, bunun gerçekleşmesine olanak sağlayan Çankaya Belediye Başkanına katkıları bakımından teşekkür edilmelidir.
Kendi konuşmama gelince; 30 Eylül öğleden sonra ki ikinci oturumda sözlerimi dinleyenlerle paylaşacağım. Arkadaşım Ata Soyer ve Yunanistan’dan Stathis Giannakopoulos’un ortaklaşa başkanlık edecekleri oturum “Sağlık Sektöründe Piyasalaşma Örnekleri” başlığını taşıyor. Konuşmacı olarak Kayıhan Pala “Piyasalaşma mekanizmaları”; ben Nurettin Abacıoğlu “Küresel Kapitalizmde İlaç Endüstrisi” ve Şafak Taner de “Küresel Kapitalizmde Aşılar” konuşmalarıyla bu bölümün içini doldurmaya çalışacağız.
Kapitalist sermaye birikimi ile ürün olarak ilaç arasındaki ilişkiler, çok derin ve hayli sorunlu bir alandır. Bugün uluslararası diye bildiğimiz sanayi devleri ya da ilaç tekellerinin ortaya çıkış macerası, 19. yüzyılın başlangıcında kapitalizmin ilk dalga küreselleşmesi ile buluşur. 20. yüzyıl başının ilk paylaşım savaşı sırasında, cephelerde milliyetçilik dalgası ile birbirine boğazlatılan emekçiler, bir yandan silah sanayinin aparatlarına kırdırılırken, diğer yandan, yaralanma veya salgın öldürücü enfeksiyon hastalıkların pençesinde de yok olup gitmişlerdir. Bakılırsa savaş ekonomi-politiği bağlamında ilk antibiyotiklerin keşfi de bu dönemlere rastlar. Esasında kesişme rastlantıdan çok, verili koşulların dayatmasına da bağlanabilir.
O zamanlardan günümüze, kapitalist iktisadi ilişkilerin en güçlü, en kârlı yatırım alanlarından birisi hep ilaç olagelmiştir. Günümüzde de, uzay ve askeri silah ve malzeme sanayilerinin ardından ilaç sanayii, ilk üç içindeki zirvesini korumaya ve geliştirmeye devam etmektedir. Kapitalizm, tarihsel olarak 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başından itibaren yeni ve yüksek bir aşamasına, yani tekelcilik evresine sıçrama göstermiştir. Halen bu evrenin bilişim-iletişim teknolojileri ile daha yaygın ve hızlı süreçlerini de yaşamaya devam etmektedir. Evreye adını da veren kimi özellikleri, ilaç sanayi açısından da birebir izlemek olasıdır. Örnek mi istersiniz?..
1. Yatırım, ihracat, teknoloj ve ürün geliştirme bağlamında ilaç sanayinin en önemli girdi kaynağı olan banka sermayesi, sanayi olarak ilaç sermayesi ile kaynaşmış durumdadır. Bu kaynaşma özeliyle ilaçta oligopolleşme, genelde de bir finas oligarşisi manzarasını bütünlemektedir.
2. Mal olarak ilaç ihracatı, ülkeler arasında devam edegelen bir ticari süreçtir. Bunun yanısıra, ilacın üretim teknolojisinden onun mülkiyet rejimi biçimleri olan lisans ve patentine değin yeni sermaye ihracatı hem giderek daha da gelişmekte ve özel bir önem kazanmaktadır.
3. Uluslararası ilaç tekellerinin dünya pazarlarını paylaşımının difüzyon hızı ve derecesi, bu sektörü kapitalist pazarlar içinde en kârlı yatırım alanı kılmaya devam etmektedir. Uluslararası ilaç tekelleri, gelişkenlik kapasiteleri bakımında uzay teknolojileri ve silah sanayi firmalarının dev kârlılıklarıyla ilk üçte rekabet edebilen düzeylere erişmiş vaziyettedir.
4. Sağlık ve ilaç alanında dünya ticaretini düzenleyen tüm hukuki düzenlemeler, bu sanayi kapasitelerine sahip merkez kapitalist ülkelerin dünyaya kendi hegemonyalarını dayattıkları ve korumacılık geliştirdikleri temel alanlar olarak daha da belirginleşmektedir.
Buraya değin sayılanların tümü de dünya halklarına “küreselleşme” retoriği olarak anlatılmaktadır. Anlatılmaktadır ama, bileni bu işin ne menem bir düzen olduğunu da iyi bilmektedir. Yukarıdaki dört maddede yer alan sağlığa ve ilaca ilişkin özel ifadeleri atın ve geriye kalan genel ifadelere bir bakın. “Finans oligarşisi”; “Mal ve sermaye ihracının gelişmesi ve özel önem kazanması”; “Dünya pazarlarının paylaşılması” ve “Merkezi hegemonya”. İşte bunların tümü kapitalizmin en vahşi evresi, yani “emperyalizm” çağıdır. Sağlık ve ilaç alanı da emperyalist gelişkenliğin en önemli yaratma, üretme ve restorasyon araçlarından birisidir.
Haydi birkaç istatistik örneği de verip, sona yaklaşayım!
İlk tablo, IMS verilerinden düzenlediğim bir özetleme. 2007-2011 yılları arası küresel perakende ilaç satış değerleri ve pazar büyümeleri bu tabloda resmediliyor.
Veriler, uluslararası ölçekte mal ihracına ve satışlarına dayalı tekelleşmeyi resmettiği gibi, bölgesel ve kimi ülkeler bakımından içerdiği büyüme oranları itibariyle finansal sermaye birikimini bir sektörel gelişkenlik kapasitesi olarak sergiliyor.
Tablo 1.

* % büyüme; © hastaneler dahil
“Fortune Global 500”, her yıl Fortune dergisi tarafından hazırlanır ve en büyük gelire sahip, 500 kurumun sıralı dünya listesi olarak yayınlanır. Aynı dergi, sadece Amerikan kurumlarından oluşan “Fortune 500” listesini de yıllık olarak düzenler. İşte örneklediğim ikinci tablo, Fortune Global-500 de yer alan küresel ilaç sanayii firmalarının 2011 gelir ve kârlılıklarını içermektedir.
Tablo 2.

Verilerden de görüldüğü üzere, sektörlerinde dünya devi olan ilk 500 firma içinde, 12 ilaç firması bulunmaktadır. Bir önceki tablo ile uyumlu olarak, bu firmalar ulusal aidiyet bakımından kapitalist merkez ekonomilere aittir. Ancak dünyanın hemen her yanında üretim tesisleri, pazarlama ofisleri ve benzeri merkezlere sahiplerdir ve yüksek sayıda çalışan istihdam etmektedir. Tabloda ki kimi firmalara ait “% kârlılık büyüme oranları”ndaki negatif değerlere dikkat çekmek isterim. Bu değerler, eksik kârlılık değerleridir. Yani anlaşılır ifadeyle “kârdan zarar”dır. İşte kapitalizmin krizini de en iyisiyle bu değerler yansıtmaktadır. Yani tüketim ya da pazarlama eksikliğine dayalı zarar hanesi, tekelleri dünya pazarlarında ilaç kullanımını arttırıcı yeni stratejilere yöneltme, geliştirme ve daraldıkları ülke veya coğrafyalarda, önlerindeki tıkanıklıkları aşacak siyasi dayatma ya da hegemonyaları yürürlüğe sokma zorunluluğuna getirmektedir. Örnek mi istersiniz, domuz gribinden, kuş gribine yaratılan hastalık pandemileri, HIV/AIDs tedavisinde kullanılan ilaçlardaki patent süreçleri, veri korumacılığı, iyi ilaç ve aşı satışı sağlamaktadır.
Kuşkusuz başka örneklerim de var. Ancak yer sınırlı ve bitirmeliyim. Konuşmam sırasında, buradaki örneklere ve diğerlerine de değineceğim.
Kapitalist sınıflı toplumlarda, “üretim süreçleri örgüsü” “eşitsiz gelişim yasası” uyarınca yoluna devam eder. Özel mülkiyete dayalı sermaye birikimi, emek üreticilerini sömürebildiği oranda, yani kârlılığını yükseltebildiği düzeyde yoğunlaşır. Pazarı kendinden dışındakilere daralttığı oranda da merkezileşir ve sonuçta birikimini büyütür. Oysa çalışanlar ve ücretliler, bu eşitsiz gelişimin kefaretini yaşam olanaklarının daralması ve çoğu kez de sağlıklarının bozulup yaşamlarının yitirilmesi bahasına öderler. Kapitalizmin asal sınıfsal örgüsü, kârlılık krizinden de kurtulamayacağı için, sağlık reformları ya da devrimci dönüşümleri aslında bir masaldır. Buna karşılık her anında ve bağlamında ve özel olarak sağlık alanında da, emekçiler lehinde “kazanım mücadelesi” yapılması önemlidir ve mutlak gerekir. Gerekir de, tek tek kurtuluş yoktur. Hep beraber ve o da, emeğin egemenliğini sağlayacak toplumsal kurtuluş mücadelesi verilmesi gerekliliği, hiç unutulmamalıdır.