"Biz Mücadelemizi Sürdüreceğiz" Coşkun Canıvar ve Cemal Bilgin ile söyleşi

Bir çok hastanede olduğu gibi İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde sağlık hizmetlerinin ticarileştirilmesi politikaları nedeniyle hastanedeki bir çok hizmet taşeron şirketler aracılığıyla veriliyor.
 
Taşeron çalışmanın özellikle sağlık sektöründe ölüm demek olduğu gerek bilim insanları gerekse de bizzat üniversitelerde çalışanların pratikleriyle ortaya konsa da sağlık sektörü hızla piyasalaşıyor. Bu ise hem sağlık hizmeti veren emekçilerin güvencesiz ve işçi sağlığı ve iş güvenliğinin olmadığı ortamda çalışmalarını getiriyor. Bir çok iş kazası, meslek hastalığı hatta iş cinayetlerinin ise hızla arttığı bir gerçek.
 
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 2 yılı aşkın süredir sağlık emekçileri doktorundan hemşiresine, hasta bakıcısından, güvenlik işçisine, kayıt bölümü işçisinden, temizlik işçisine taşeron çalışmaya karşı mücadele yürütüyor.
 
Bu mücadele içerisinde yer alan en çok emeği geçenlerden iki sağlık emekçisi Dr. Coşkun Canıvar ve taşeron sağlık işçisi Cemal Bilgin hakkında geçtiğimiz günlerde “işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimini engelledikleri” iddiasıyla dekanlık tarafından soruşturma açıldı.
 
Hastanede yaşanan iş kazaları ve iş cinayetlerinin artması nedeniyle İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, meslek odaları ve sendikalarla birlikte verilen mücadele sonucunda hastanede işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimlerinin verilmesi yönünde bir çalışma yürütüldü. Verilen uğraş sonucunda taşeron şirketler bu eğitim için harekete geçti.
 
İşten Sağlık ve İş Güvenliği Hizmetleri İş Güvenliği Uzmanı Habip Çalışkan ve İşyeri Hekimi Uzm. Dr. Burhan Akgün tarafından 6 Haziran 2014 günü Kemal Atay Amfisi’nde yapılan ve yaklaşık 400 kişinin katıldığı eğitime giden Dr. Coşkun Canıvar ve Cemal Bilgin, ses düzeninin bile olmadığı, eğitim öncesinde eğitime katıldıklarına dair imzaların alınıp sertefikaların verildiği bir ortamla karşılaştılar. Canıvar ve Bilgin böyle bir eğitimin niteliksiz olduğu ve kimseye bir faydasının bulunmadığı, verilen eğitimin katılanlar tarafından algılanmadığı ve işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin bulunmadığı bir kurumda yüzlerce kişiye aynı anda eğitim vermenin mümkün olmadığını belirttiler. Yapılan uyarı üzerine eğitime gelmiş olan personelin çoğu amfiyi terk etti.
 
Dr.Canıvar ve Bilgin’e geçtiğimiz günlerde Dekanlık tarafından Atlas Servis Otomasyon adlı taşeron şirketin şikayeti üzerine haklarında soruşturma açıldığına dair tebligat geldi. Soruşturma açılması hastanedeki sağlık emekçileri tarafından tepkiyle karşılandı, eylemle protesto edildi.
 
Çapa Tıp Fakültesi’nde taşeron çalışmaya, hak gasplarına ve bir çok soruna ilişkin sürekli yapılan eylemlerde mutlaka gördüğümüz Cemal Bilgin ve Dr. Coşkun Canıvar’la konuştuk.
 
M.B.: Yine rahat durmamışsın, eğitimi engellemişsin hakkında soruşturma açılmış Cemal? Ne zaman geldi tebligat?
C.B: On günü geçti herhalde. Şimdi sen evrak isteyeceksin, sana ilginç bir evrak göstereyim.
Bak bana gönderdikleri evrakı yanlış göndermişler. Başlıkta benim adım var ama açıklamada Coşkun hocanın adı var. Karışıklık olmuş, panik olmuşlar. beni aradılar. Cemal, sana yanlış evrak göndermişiz Dr. Coşkun Canıvar’la seni aynı evrakta yazmışız onu bize ver diye.
M.B.: Evet, öyle gerçekten sana gönderilmiş gözüküyor ama, Dr. Coşkun Canıvar'la ilgili bilgi var, yeniden gönderebilirler aslında.
C.B.: Burda her şey usulsüz, baştan savma zaten,bunu gösteriyor bu evrak. Mesele o da değil, bir doktorla bir taşeron parçasının isminin aynı kağıtta geçmesi olacak iş değil onlara göre bu çok büyük bir hata.
M.B.: Sınıf farkı görüyorlar yani, bir kağıtta bile yan yana gelemez.
C.B.: Buradaki zihniyet böyle. Bunu her hareketlerinde belli ediyorlar zaten..
M.B.: Bu soruşturma nasıl sonuçlanır sence?
C.B.: Bilmiyorum, işimden de olabilirim eğer niyetleri buysa, bunun için uğraşırlar. Ama işin aslına bakacak olursan ciddiye bile alınacak bir evrak değil bu. Bir kere eğitimi engelleme gibi bir durum yok çünkü ortada eğitim yok. Biz Coşkun hocamla gittiğimizde tutanaklar imzalatılmıştı eğitime katıldıklarına dair ve daha eğitim yapılmadan sertefikalar veriliyor. Böyle eğitim mi olur? Bir de 400 kişiyi toplamışlar, ses düzeni denen bir şey yok, öndeki üç sıra ancak duyuyor. Burada üçbini aşkın taşeron çalışan var, her birinin görevine göre riskler, alınacak önlemler değişiyor, böyle bir eğitimden kim ne öğrenecek? Biz de bunun uyarısını yaptık.
M.B.: Taşeron şirket zorunluluktan eğitim veriyor, cezai uygulamayla karşılaşmamak için sanırım. Usulsüzlüğü onlar yapıyor, soruşturma size açılıyor. Tam aksine sizin şikayette bulunmanız ve dekanlığın şirkete soruşturma açması gerekmez mi?
C.B.: Mesele de burada zaten işler burada tersine işliyor. Taşeron şirketlerin menfaatlerine göre işliyor her şey. Biz suç duyurusunda bulunduk bu konuda zaten, çünkü beni savcılığa da vermişler. Eğitimi terk etmeleri için zor kullanmışım diye. Coşkun hocam da o eğitimden hemen sonraki iş günü zaten tutanak tuttu ben de imzaladım ve hastane yönetimine verdik.
M.B.: Dediğin gibi işlemler tersten yürüyor. Sizi suçlu gösterip taşeronun cezadan, sorumluluktan kurtulmasını sağlamaktır bu. Sana sözlü olarak bir uyarıda bulundular mı tebligatın dışında?
C.B.: Beni uyarmadıkları gün yok ki zaten. Burada yapacağımız eylemler öncesinde, bir usulsüzlüğü fark edip dile getirdiğimizde, sürekli uyarılıyorum da, tehdit de ediliyorum. Bu konuda da öyle oldu. “Oğlum Cemal görme!”, “Oğlum Cemal sen bu işe karışma!”, “Oğlum Cemal sana ne?”, “Cemal bak ayağını denk al” Uyarı da, tehdit de benim için olağan oldu artık. Bana “Cemal biz sana başka bir iş ayarlayalım, rahatına bak, maaş konusunda sıkıntın olmaz bırak bu işleri” bile dediler. Benim derdim bir tek kendi maaşım değil ki, burada insanlar ölüyor, bir sürü usulsüzlük var. Ben bunlar için mücadele ediyorum.
M.B.: Tutanakta sabah 07.00'de başlayan 22.00'de biten iki bölümden oluştuğu yazıyor, böyle eğitim mi olur, bir de bir çok konu bir arada nasıl hepsini kavrayacak insanlar?
C.B.: Bizim itirazlarımızdan biri de buna ilişkin ben dahiliyede çalışıyorum, hastabakıcıyım benim yaptığım işin riskleri başka, bir ameliyathanede çalışan arkadaşın başka, temizlik, güvenlikte çalışanın başka. Tamam bizim hepsinden haberimiz olsun bilgi edinelim elbette, ama bir de bunu uygulamak var denetim var. Zaten eğitim veren iş güvenliği uzmanı Habip Çalışkan görevinden istifa etti.
M.B.: Niye, arbede çıktı, soruşturma açıldı diye mi?
C.B.: Yok, o da böyle eğitim olmaz, ben neyi kime anlatacağım, bütün bir gün boyunca bir sürü konuda anlatım yapılarak eğitim mi olur diye. Sertefika meselesi falan.. Dürüst adammış, işini doğru düzgün yapmak istiyor. İstifa etti o yüzden.. Coşkun hocamın eğitimin niteliksiz oluşuna dair konuşması etkili oldu sanırım.
M.B.: Senin hakkında savcılıkta bir soruşturma da var sanırım, gerekçesi nedir?
C.B.: Yok, yalnız bana değil Taş-İş-der yönetim kurulu üyelerine. Benim sayemde dernek de soruşturmalık oldu. Gerekçe “dernek olmamıza rağmen sendikal alana giren konulara müdahale ederek iş bıraktırmak.
M.B.: Yazın ard arda yürüyüşler yaptırmıştınız, rektörlük önüne yürünmüştü, yağmur yağıyordu hatta, o zamanki eylem mi?
C.B.: Evet, gidip savcılığa ifade verdim ben. “Sorun nedir?” dedi. “Üniversitede, hastanede ücret eşitsizliği, adaletsizlik, hak gaspı var. Devlet kurumlarında adaletsizlik var” dedim. Anlamadı “Nasıl yani?” diye sordu. “Devlet kurumunda çalışıyorum ama kadrolu çalışanla aynı haklara sahip değilim, haklarımız gasp ediliyor. Sizin çalıştığınız kurumda da adaletsizlik var. Siz ya da kalemde çalışan arkadaş kadrolu devlet memuru, ama yemeğinizi pişiren, servisini yapan, buraları temizleyen arkadaşlar taşeron olarak çalışıyor. Anadolu Adliyesi'nde arkadaşlarımız haftalarca eylem yaptı” dedim.
M.B.: Cemal tam ortasından dalmışsın konuya... Tepkisi ne oldu peki savcının?
C.B.: Biraz kaldı öyle, “Doğru buradaki bazı hizmetler şirketler aracılığıyla veriliyor” dedi. Sonra derneğin faaliyet alanını sordu falan...
M.B.: Diyelim konu davalık oldu, senin için nasıl sonuçlanabilir.
C.B.: İç soruşturma yapılacak, dekanlık ve hastanede, maaş kesintisi de olabilir, işten çıkarma da olabilir. Zaten beni bi işten çıkarabilseler...
M.B: “Cemal'den kurtulsak başımızın ağrısı dinecek” diye düşünüyorlardır.
C.B.: Yok benden kurtulsalar da başlarının ağrısı dinmez, Cemal olmaz başka biri olur. Bu hak gaspları, bu usülsüzlükler olduğu sürece birileri isyan edecek. Ben şimdi Coşkun hocam için kaygılanıyorum.
M.B.: Neden? Aynı sonuçla ikiniz de karşılaşabilirsiniz, bu eğitimi engelleme konusunda.
C.B.: Beni çıkarsalar ne olacak, gidip bir yerde taşeron olarak yine çalışacağım, hasta bakıcı olmam temizlik elemanı olurum. Benim hayatım böyle sürecek Ama bak Coşkun hocam yıllar vermiş okumuş, geleceğin bilim insanı. Binlerce insanı sağlığına kavuşturacak, araştırmalar yapacak bilime, insanlığa hizmet edecek. Kaldı ki, görüyorsun burada üçbinden fazla taşeron var. Üniversitede bini aşkın öğretim üyesi, bilmem ne kadar öğrenci var, kaç tanesi bizimle eyleme katılıyor. Kaç tanesi bu insanların haklarını verin diyor. Biz ne zaman haklarımız için harakete geçsek Coşkun hocam yanımızdadır.
M.B.: Soruşturmanın sonrasında ne olacak peki Cemal?
C.B.: Soruşturmanın sonucunu bekleyeceğim, bu arada mücadeleye devam. İşten atılırsak da işçiyiz sonuçta gittiğimiz yerde mücadele edeceğiz.
 
M.B.: Merhaba, hakkınızda “eğitimi engellemek” gerekçesiyle soruşturma açılmış bu konudaki görüşlerinizi almak istiyoruz.
C.C.: Evet, dekanlığa savunma vereceğiz. Burada 2 yıldır taşeron çalışma sistemine karşı bir mücadele yürütüyoruz. İSİGM, meslek odaları, sendikalar ve dernekten arkadaşlarımızın da çabasıyla burada üniversite ve hastaneye ilişkin gerekli risk değerlendirmelerinin yapılması gerekli işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmasına ilişkin çalışma yürüttük. Üniversite ve hastane yönetimini bu konuda zorladık. Taşeron şirket de bu zorlama sonucunda bir işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimi semineri düzenledi. Fakat koskoca bir anfide bir gün içinde yüzlerce kişiye bir çok konuda eğitim vermek mümkün değildir. Biz de Cemal arkadaşımızla birlikte toplantıya gittik ve bu eğitim niteliksiz olduğunu, bu şekilde eğitimin yeterli olmadığını beyan ettik.
M.B.: Cemal'e gönderilen tutanakta “davetli olmadığınız halde eğitime girerek protesto ettiğiniz, engellediğiniz” ifade ediliyor. Benim takip ettiğim kadarıyla bu konuyla en çok ilgilenen insanlardan biri sizsiniz üstelik hekimsiniz.
C.C.: Bu ayrı bir garabet diyeyim. Zaten eğitimin bu şekilde yapılması kabul edilebilir değil. Bir üniversite anfisinde bu tür bir eğitim veriliyorsa, konuya ilgi duyan herkes katılabilir, dinleyebilir. Kaldı ki, ben hekim olarak bu hastanede görevliyim. Burada olması gereken kişilerden biriyim, eğitimi takip etmek, eksik olduğu yerlerde tamamlamak, tamamlanabilmesi için gerekli çabayı göstermenin görevim olduğunu düşünüyorum.
M.B.: Eğtimde usulsüzlükler de var. Daha önce İSİGM tarafından da ifade edilmişti. O süreçte biraz arada kayboldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
C.C.: Sağlık sektörünün ticarileşmesinin sonuçları bunlar o nedenle şaşırmamak gerekir. Bu üniversite ve hastanede risk değerlendirmesi yapılmayan en gerekli ve basit önlemlerin alınmadığı bir ortamda işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimi -hem de bu şekilde- yapılmasının bir anlamı yok. Zaten göstermelik, ceza almamak için yapılan eğitim de böyle olur. Eğitim verilmeden sertefika dağıtılması da bunun göstergesi.
M.B.: Siz eğitimin niteliksiz olduğu uyarısında bulunduktan bunu dekanlığa ya da hastane yönetimine bildirdiniz mi?
C.C.: Elbette, 6 Haziran'da yapılan eğitimin ardından ben 9 Haziran'da yani eğitimden hemen sonraki ilk iş gününde Cemal ve benim imzamla yazılmış bir tutanağı hastane yönetimine verdik. Bu usulsüz eğitimin takipçisi olsun, gerekli eğitimin verilmesi sağlansın diye.
M.B.: Ama sizin evrak işleme konmamış, size soruşturma açılmış durumda.
C.C.: Ne yazık ki, öyle bir hekimin ve sağlık çalışanının hazırladığı tutanak yerine kar amaçlı özel şirketin tutanağıyla şirket yanlısı bir tutum izleniyor. Üniversiteler ve hastaneler, toplum ve kamu yararına bilimsel araştırmalar yapması ve hizmet vermesi gereken bir kuruluşlardır. Bir üniversite ve hastane yönetiminin özellikle kendi çalışanlarının bulunduğu bir alanda gerekli risk değerlendirmelerini yapmıyor olması, gerekli işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınmayışı, gerekli eğitimin verilmeyişi de sağlık sektörünün ticarileştirilmesinin sonuçları olarak karşımıza çıkıyor. Üniversitelerin ve hastanelerin şirketleşmesi, idari zihniyetin de patronlaştırmasını getiriyor. Sonuçta da bizde olduğu gibi eksiklerin tamamlanması yönünde bir tutanak yerine şirketin çıkarları doğrultusunda bir işleyiş ortaya çıkıyor.
M.B.: Hastanede taşeron çalışma sisteminin getirdiği sorunlar, iş kazaları, meslek hastalıkları ve iş cinayetleri devam ediyor. Bunları önlemek için ne yapılacak peki? İşleyiş şirketin çıkarları yönünde olduğuna göre?
C.C.: Buradaki arkadaşlarımızın işçi sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanması, taşeron çalışmanın ortadan kaldırılması için, hastane ve üniversite yönetiminin şirketleşmiş yapısını değiştirmek için mücadele etmekten başka yolumuz ve dayanağımız yok. Bunun tek çaresi birlikte mücadele etmek. Mücadelemizi buradaki arkadaşlarımız arasında yaygınlaştırmak, kısmen bu konuda bir aşama da kaydettik. Burada kurumlar arasında bir dayanışma sağladık, bunu daha da güçlendirerek yolumuza devam edeceğiz.
M.B.: Gerçi genel olarak değindik, sağlık sektöründeki ticarileşmeye ama genel olarak AKP sürecinde olduğuna dair bir algı var.
C.C.: Kapitalist sistemde her şeyi kar etmek için yapılır. AKP iktidarı sürecinde bunun özellikle çok hızlandırıldığı bir gerçek. Ama bu uzun yıllardır varolan bir süreç. Bir tarih vermek gerekirse 2005'ten itibaren şirketleşmenin hızla yerleştiğini söyleyebiliriz. Teknoparkların oluşturuluması, özel hastanelerin açılmasının teşvik edilmesi sağlık sektörünün ranta dönük işleyişini hızlandırdı. Bu üniversiteleri ve hastaneleri de etkiledi. Çünkü bir 'marka' söz konusu olmaya başladı. Üniversite hastaneleri de gerek verdikleri hizmetler gerekse ar-ge açısından bu rekabete dahil oldular. Kimi zaman bir takım şirketler sponsor oldu, kimi zaman kısmi işbilikleri sağlandı. Sonuçta üniversiteler ve hastaneler de şirketleşmeye başladı. İdari yapısı hastane de dahil, olmak üzere şirketleşmeye, bu şekilde yönetilmeye başladı.
M.B.: Burada taşeron sistemine karşı çok ciddi bir mücadele verilmesi gerekiyor. Üçbini aşkın taşeron işçi var. Bunların bir kısmı bu mücadelenin içinde, bir kısmı da katılmaya destek olmaya çalışıyor fakat kadrolu çalışanlar açısından çok az sayıda destek veren var. Bu konuda ne söylersiniz?
C.C.: Evet, önemli yanlardan birisi de bu zaten. Hastanedeki kadrolu çalışan arkadaşlarımızın ve öğrencilerin bu mücadeleye katılmamasındaki en önemli iki etken mücadeleye ilişkin yeterli bilincin olmayışı ve baskının çok fazla olması. Baskının olması hem öğrenciler hem de çalışanlar üzerinde çok etkili oluyor.
M.B.: Sağlık çalışanları üzerindeki baskıyı çok net olarak biliyoruz. Burada yapılan eylemler sürecinde tutanaklar tutuldu, işten çıkarma tehditlerinde bulunuldu, hatta “Eyleme katılmak istiyoruz ama dışarı bırakılmıyoruz” dediler. Öğrenciler üzerinde nasıl bir baskı kuruluyor?
C.C.: Öğrenciler de bu eylemlere destek verdiklerinde soruşturmalarla, tutanaklarla, okuldan uzaklaştırmalarla karşı karşıya kalabiliyorlar. Bu da onlar üzerinde bir taşeron işçiden daha fazla etkili oluyor.
M.B.: Öğrencilerin desteği nasıl alınabilir?
C.C.: Onlara daha sık iletişime geçmek gerekiyor. Sonuçta onlar da ticarileşmeye başlamış bir üniversitede eğitim görüyorlar. Çalışanların sorunlarına ilişkin yeterli bir bilince sahip değiller. Öğrencilere yönelik bir çaba göstermek gerekiyor ki, Eğitim-Sen den arkadaşlarımızın çabaları var ve bunu sürdürmek gerekiyor.
M.B.:Yarın dekanlığa savunmanızı vereceksiniz, sonucu konusunda bir tahminde bulunmanız mümkün mü?
Her ikinize de mücadelenizde başarılar dilerim.
C.C.: Dava sürecine dönüşeceğini pek sanmıyorum. Öyle olursa da hukuki süreci takip eder, mücadelemize devam ederiz. Sonuçta insan sağlığı hizmeti veriyoruz ve bunun bilimsel olarak en iyi şekilde verilmesinin çabası içindeyiz.
M.B.:Peki, size kolaylıklar ve mücadelenizde başarılar dilerim.
C.C.:Teşekkürler size de kolay gelsin.