Tuzla Tersaneler Bölgesi II - Alınteri

Bir deneyim: Tuzla Tersaneler Bölgesi II
Tersane işçisinin genel profili ve çalışma koşulları
 
Tuzla tersaneler bölgesindeki işçilerin çalışma ve yaşam koşulları kamuoyunun gündemine daha çok 2006 yıllarında iş cinayetlerinin ardı ardına yaşanmasıyla girdi. Fakat 2006 yıllarının öncesinde de bölgedeki çalışma koşulları ve tersane işçisinin yaşam şartları hemen hemen aynıydı. Tersane patronlarının 2005 yıllarının ortalarında aldıkları yoğun gemi siparişlerinin hızla yetiştirme çabası bu yoğunluğu arttırarak gözler önüne serdi.
              
Bölgedeki tersanelerde çalışan işçiler montajcı, kaynakçı, taşçı, montaj yardımcısı ve temizlikçi olmak üzere farklı kategorilerde çalışmakta herbiri geminin farklı işlerini yerine getirmektedir. Bunlardan kaynakçı ve montajcılar daha nitelikli işçi kategorisine girmektedir. Bu şartlar altında çalışan işçilerin ücretlerinde de farklılıklar olmaktadır. Tersanelerin ağırlıklı işçi oluşumunu yukarda saydığımız bu 5 kategoride çalışan işçiler oluşturmaktadır. Bunların yanı sıra formen, mühendis, vinç operatörü de bulunmaktadır.
 
Bu işçilerin mesailer hariç çalışma saatleri ortalama 9-10 saattir. Bölgede özellikle tersanenin en altındakiler olarak nitelenebilecek olan taşçılar ve temizlikçiler en pis işlerde çalıştırılırlar. Bu işler genel olarak nitelik istemeyen niteliksiz işgücü kategorisine girer. Tersanede taşçı ve temizlikçiler diğer işçiler tarafından da bir kenara itilirler. Taşçı ve temizlikçiler kendileri gibi aynı işi yapan işçilerle diyalog kurarlar. Bu işçiler daha çok Urfa’dan mevsimlik olarak gelen Arap işçilerdir. Bu göçmen işçiler bölgede bulunan bekar evlerinde yaşarlar. Bu evler bazen 40-50 kişinin kaldığı daireler şeklinde olur. Kimi durumlarda 4-5 katlı apartmanlarda bütün apartman sakinleri bu işçilerden oluşur. Kiralar neredeyse Kadıköy’deki dairelerle aynı fiyatlardadır ve evler tamamen virane durumdadır. Memleketlerinden getirdikleri bir sünger yatak ve battaniyelerle yatarlar. Yevmiyeleri ortalama 30-35 civarıdır. Fakat 18-25 yevmiyeyle de çalışanlara sıklıkla rastlanır.
 
Tersaneler bölgesindeki işlerden montajcılar ve kaynakçılar yaptıkları işin nitelikli olmasından kaynaklı daha yüksek yevmiyelerle çalışırlar. Sıfır gemide çalışan kaynak ve montajcılar 50’den başlayıp 60-70 ytl civarında ücret alırlar. Tamir gemisinde çalışan bu nitelikteki işçilerin ise işin hem daha zor, pis ve tehlikeli olmasından kaynaklı yevmiyeleri 90-100 ytl arasında değişir. Bölge tersanelerinde çalışan montaj ve kaynakçılar daha çok bölge semtlerinde oturan yerleşik işçilerden oluşur. Tersaneye yakın semtler de neredeyse tamamı tersane işçilerinin oturduğu semtler oluşmuştur.
 
Bölgedeki tersanelerde “iş kazaları”, görünenin aksine yoğun olarak yaşanmaktadır. Bu “kazaların” sadece ölümlü olanları kamuoyuna yansır. Örneğin göze çapak kaçması, şalama hortumunun (çelik profilleri kesmeye yarayan alevli alet) patlaması sonucu vücudun çeşitli yerlerinde oluşan yanıklar, kesikler, ezilmeler, düşmeler sonucu yaralanmalar, üzerine ve vücudunun çeşitli yerlerine düşen çelik levhalar vb. “iş kazası olarak görülmemektedirler. Öyle ki tersanelerde 2006-2010 yılları arasında iş ritminin artması sonucu her gün yüzlerce bu tür iş kazası yaşanmasına rağmen bunların neredeyse hiçbiri basına ve kamuoyuna yansımaz.
 
Diğer taraftan tersanelerin neredeyse tamamında göstermelik olarak sağa sola asılan uyarı levhalarının dışında “iş kazalarını” önleyici hiçbir tedbir bulunmaz. Tonlarca kiloluk çelik levhalar ve dablumbotlar (geminin parça parça yapılan tonlarca ağırlığındaki yan duvarları) sırf iş 5-10 dakika durmasın diye işçilerin kafalarının üzerinden geçirilir. Neredeyse bütün şalama hortumları en ucuzundan kullanılır ve bu da yetmezmiş gibi bütün şalama hortumlarında yıpranma sonucu ekler vardır. İçlerinden oksijen ve doğalgaz geçen bu hortumların patlaması sonucu yüzlerce işçi yaralanmış ve onlarcası da yaşamını yitirmiştir. Tonlarca ağırlıkta çelik levhaları taşıyan kurtağızların (mandala benzeyen ve ağzıyla çelik profillerin tutturularak kaldırıldığı alet) aylarca bakımının yapılmaması, hatta bozuk olduğu bilinen, demiri tutturmak için defalarca uğraşılan kurtağızların değiştirilmemesi ve bakımlarının yapılmaması sonucu tersanelerde üzerine tonlarca ağırlığındaki çelik levhaların düşmesi sonucu onlarca ölüm vakası yaşanmıştır. Diğer taraftan, açık kablolar nedeniyle elektrik çarpması sonucu ölen işçilerin de sayısı onları bulmaktadır. Tersaneler bölgesinde tüm bu ölümler, çok düşük maliyetlerle alınabilecek önlemler sonucu önlenebilecekken tersanedeki taşeron firmalar hiçbir önlem almayarak işçi ölümlerine davetiye çıkartmaktadırlar.
 

 
Tuzla tersaneler bölgesinde işçiye verilen değeri ve bölgede bulunan sektörün çalışma koşullarını belki de en çarpıcı şekilde anlatmanın yolu 2007 yıllarında yaşanan iki olayı hatırlamaktan geçiyor. İlki GEMSAN Tersanesi’nde gemi içerisinde yaşanan patlama sonucu çıkış noktasında bulunan kapının kapatılarak yangının gemiye yayılmaması için içerde kilitli bırakılan 3 işçinin bilinçli olarak ölüme terkedilmesi. Hem de işçilerin kapıyı yumruklayıp yardım istemelerine rağmen… Diğer bir olay ise yine 2007 yılında SEDEF Tersanesi’nde işçilerin kobay olarak kullanılması sonucu 2 işçinin boğularak ölmesi örnekleridir. Yoğun iş ritminin işçilerin üzerinde yarattığı yorgunluk ve bitkinliğin ise burada sözünü bile etmiyoruz.
 
 
Örgütlenmede ilk adım
 
Tersanenin kapısında beni işe alacak olan Taşçı (geminin çeşitli yerlerindeki çapakları temizleyen) formeni bekliyorum. Beklerken de, çalışacağım ÇİÇEK Tersanesi’nin içini görmek için içeriye farklı açılardan bakmaya çabalıyorum. Dışardan pek bir şey göremiyorum. Bu sırada beni içeri alıp çalışmamı sağlayacak olan formen geliyor. Bir iki laftan sonra işlemlerim tamam ve tersanenin içerisindeyiz. 100-150 civarı işçinin bulunduğu soyunma odasına girdiğimde diğer işçilerin de soyunduklarını ve iş elbiselerini giydiklerini gördüm. Kısa bir selamlaşmanın ardından ben de çantamdaki iş elbiselerini çıkarıp giymeye başladım. Sanki içerdeki tüm işçilerin gözleri benim üzerimdeydi. Kimisi bu sektörde ilk kez çalışacağımı biliyormuşçasına yukardan tavırla seyrederken kimisi de “işte bir acemi daha geldi, bakalım bu çalışma temposuna kaç gün dayanabilecek” bakışlarıyla beni süzüyorlardı -en azından ben o an öyle hissediyordum. Üstümü giyip dışarı çıktığımda beni çağıran taşçı formenini gördüm, çalışacağım yeri göstermek için arkasından gelmemi söyledi. Tersanenin içlerine doğru yürümeye başlayınca gördüklerim karşısında ürkmedim desem yalan olur. Her tarafta büyük gürültüyle çalışan işçiler, kafanın üstünden vinçlerle geçen tonlarca ağırlıktaki demir parçaları, oradan buradan fışkıran alev kıvılcımları, kulakları sağır etmek istercesine çelik levhalara vurulan çekiç sesleri. Yüksek iskelelerden yardımcısına bağıran montaj ustaları. Gördüklerim o an için bana muazzam bir kargaşa içerisinde kimsenin ne yaptığını bilmediği, sağa sola koşuşturduğu, gürültü çıkarttığı, bağırdığı bir panik havasını anımsattı. Herkes bir şeylerle uğraşıyordu ama kimse ne yaptığını bilmiyordu sanki. İçimdeki ürküntü gördüklerim karşısında korkuya dönüşmeye başlıyordu. Kendimi kaybolmaktan korktuğum için annemin eteğinden tuttuğum pazar alışverişinde hissettim o an. Bu korku önümüzü kesen taşeron patronunun taşçı formeniyle yaşadığı tartışma sayesinde daha bir artmıştı. Taşeron patron beni kastederek “taş işine değil montaja verilecek” demesi ve taşçı ustasının da “hayır o benim elemanım taş yapacak” tartışmasının ardından tabii ki taşeron patronun dediği oldu ve beni montaj yardımcısı olarak bir ustaya emanet ettiler. Ustayla kısa bir tanışmanın ardından çırak olarak tersanede resmen işe başlamış oldum.
 
 
İlk gün benim için oldukça zordu. Yaklaşık bin beş yüz işçinin çalıştığı bir tersaneyi örgütlemek için işe başladığım ilk unutulmaz gün!… İlk gün birebir 3 “iş kazasına” şahit olmuştum. İlk “kaza” küçük bir patlama sonucu hafif yanıklarla hastaneye kaldırılan bir işçiydi, diğeri bir işçinin koltuk altından 25-30 santimlik çelik bir demirin girmesi ve üçüncüsü de bir başka işçinin10-15 metre yükseklikten düşmesiydi. Tüm bunların üzerine bir de deneyimli işçilerin yeni gelen çaylağa aşağılayan bakışları eklenince ilk gün oldukça “iyi” geçmişti. Fakat gün daha bitmemişti. “Manyak” bir ustanın eline düştüğümü ise iş çıkışında anlayacaktım. Daha ilk günden elime kaynak makinesini verip “yap bakayım, bu işi böyle öğrenirsin” deyip zorlayarak kaynak yaptırmaya çalışması sayesinde yaşadığım panik ve heyecan nedeniyle elimdeki kaynak gözlüğünü bırakıp kaynağı çıplak gözle bakarak yapmaya çalışmam bana büyük acılar çektirecekti. Akşam iş çıkışı hatırladığım tek şey, gözlerimin muazzam bir acıyla yaşardığı ve gözlerimi açamamamdan kaynaklı iki işçi arkadaşın kolları arasında alaylarına hiç ses çıkartmadan evin yolunu bulmaya çalışmamdı. Neredeyse sabaha kadar aynı acıyı çekmek ise uykusuz ikinci iş günüme başlamamı engellememişti. Sabahın 5’inde ikinci işgünüme başlamak için tersaneye doğru yola koyuluyorum.

 
2005 yılında gerçekleştirdiğimiz İşçi Kurultayı’nın aldığı kararlar doğrultusunda öncelikli sektör kategorisinde yer alan metal sektörünün önemli mevzilerinden biri olan Tuzla Tersaneler bölgesinde ilk iş günüm böyle geçmişti. Fakat Tuzla Tersaneler bölgesindeki örgütlenme girişimimiz ilk olarak içerden, yani tersanelere işçi olarak girip çalışarak başlatılmamıştı. İlk olarak bölgede tanıdığımız çevremizde yer alan ve kurultaydan etkilenerek bizimle bölgede çalışma yürütmek isteyen bir işçi arkadaşımızı görmemiz üzerinden çalışmanın startını verdik.