Pansuman akılla ölümler durmaz! - Rıdvan Turan

Davutoğlu dün iş kazalarına karşı eylem planını açıkladı. Plan işçiler için eğitim, patron için de kaza olmazsa vergi indirimi, kaza olursa ağır cezalar içeriyormuş.

Kangrene dönüşmüş bir yarayı pansuman tedbirlerle geçiştirmeye çalışmak böyle bir şey işte. Bakanın eğitim dediği şey zaten 6331’in kapsamında yer alıyor. Daha önceki 4857’de de yer alıyordu. Ama işçi eğitimi denen şey hiçbir zaman uygulanmadı. Soma Holding katliamından kurtulan 10 yıllık bir işçi işe girişte 15 dakikalık bir eğitim gördüğünü söylemişti. 15 dakikalık eğitim, tütün üreticisi bir köylüyü bir anda maden işçisine çevirmişti! Ama tüm işçilerin eğitimi kağıt üzerinde tamamdı. Hala da pek çok sektörde öyle. İşçiye eğitim aldım diye imzalattırılan kağıt olası denetlemelerde gösterilmek amacıyla hazır tutulur.

Öngörülen ödül ve ceza mekanizması da iş kazalarının mümkün mertebe gizlenmesine, kaza geçiren işçinin bunu ifşa ettiği koşullarda işine son verilmesine neden olabilecek. Ceza da zaten işverene sökmüyor o da ayrı konu. Torba yasada geçen maddeleri ağır bulan 22 kömür madeni işletmesi nasıl 4500 işçiyi kapıya koydu gördünüz mü? Ceza olsun diye değil, işçi lehinde atılan küçücük adıma dahi toleransı olmayan ve bunu “ceza” telakki eden yüzsüzlere ceza kesmek kolay mı?

Mesele çok basit aslında. Kömürün tonu 135 dolara mal olurken onu 24 dolara düşürmekle övünen Soma Holding’e engel olamıyorsanız, hatta şirket ne kadar çıkarırsa alma taahhüdünde bulunuyorsanız işçiler ölür! AKP’ye kadar küçük çaplı bir inşaat şirketi iken bugün yılın ilk 6 ayında % 965 kar eden Torunlar GYO’ya piyasa serbestisi adına ses çıkaramıyorsanız, hatta daha çok kazansın diye inşaatını TOKİ güvencesiyle denetimden bağışık kılıyorsanız işçiler ölür!

Pansuman akılla da ölümler durmaz.

Mesele bakanın dediği gibi yasaların uygulanmaması değil, yasaların sermaye menşeli olması. Örneğin 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası denetim faaliyetlerini kamusal bir akılla değil piyasacı bir akılla ele alıyor. Bir anda mantar gibi çoğalan ortak sağlık ve güvenlik birimlerinin (OSGB) faaliyetine zemin hazırlıyor. OSGB’ler iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi hizmeti satan, taşeron firmalar olarak çalışıyor. OSGB’den hizmet alan firmalar, hekim ve iş güvenliği uzmanı hizmetini daha ucuza getirmek için bu yola yöneliyorlar. Böylece iş güvenliği uzmanı da işyeri hekimi de sürekli düşük ücret baskısı altında çalışmak zorunda kalıyor. Bu durumdan hem işveren firma, hem de OSGB faydalanıyor. OSGB’ler piyasadaki en düşük fiyatı vererek daha fazla firmayla anlaşmaya çalışıyorlar. Böylece OSGB bir anlamda sürümden kazanırken çalıştırdığı hekim ve iş güvenliği uzmanı hiçbir biçimde kazanamıyor. Düşük ücret baskısı denetim işinin yeterli düzeyde yapılmasını engelliyor. Yerine getirilmeyen eksiklikler için iş güvenliği uzmanı iş verenini bakanlığa şikayet edemiyor, ederse de işinden oluyor. İşveren açısından iş güvenliği uzmanı diye birilerinin sahada dolaşması zaten yeterince gereksiz bir durum olarak okunuyor. İş güvenliği uzmanının yaptığı denetim eğitim gibi faaliyetler, işverence işi yavaşlatmaktan başka bir anlamı olmayan faaliyetler olarak görülüyor.

Böylece işveren kendi sorumluluğunu üzerinden atmaya çalışıyor. Kanunen işverenin sorumluluğu bitmiyor olsa da, işveren bir iş güvenliği uzmanının olmasını mevzuatın yerine getirildiğine kanıt olarak gösteriyor. Kamuoyunda da sorumlunun ortaya çıkarıldığına ilişkin bir kanının oluşturulmasıyla patron aradan sıvışıyor. Bakana da denetim elemanlarını suçlu ilan etmek kalıyor.

Bu mevzuat denetim süreçlerini otomatik işleyen süreçler olarak tariflemiyor, iş güvenliği uzmanının cesaretine ve işverenin de hüsnü niyetine bırakmak suretiyle denetim süreçlerini yok farz ediyor.

Yasanın yukarıdaki ayrıntısına dahi dokunmayan eylem planlarıyla ölümlerin durdurulacağına inanmamızı bekliyorsunuz. Çok beklersiniz.