Telefon çaldı. Şırnak’tan Jihat Ürgen arıyor. Kaç gündür bana söylemek istediği ama düşünüp vazgeçtiği bir haberi var. “Söyle” diyorum, “iyi haber değil ama…” diyor, duraksıyor. Korkuyorum ama “Olsun söyle” diyorum. “Hani sana çay vermişti maden ocağına gittiğimizde” diyor. Kalakalıyorum, tam da o sırada çay içiyorum, çay boğazımdan aşağı inmiyor. Hatırlıyorum, “Hayatımda içtiğim en güzel çay” demiştim. Çayı bana veren Sabri Mağrur. Şırnaklı. 1992 yılında Mersin’e göç etmiş. Siyasi davalar yüzünden bir süre orada kalmış, 2000 yılında ise yeniden Şırnak’a dönmüş. Maden çıkarıyor. Göçükte kalmış. Ölmüş. Bana çay verdikten sonra ve ben “hayatımda içtiğim en güzel çay, çek bir fotoğrafımızı” dedikten bir ay sonra. O fotoğrafı buluyorum. Hatırlıyorum, turist gibi, hiç görmemiş gibi işçilerle, o köşede bu köşede fotoğraf çektirmek istememiştim, Sabri Mağrur ve diğerlerinin yanına gidememiş az ilerisinde elimde o çay bardağıyla durmuştum. Hayatımda içtiğim en güzel çaydı.
Sabri Mağdur nasıl yaralandı ve sonra nasıl öldü?
Bu olay Şırnak için sıradan bir ölüm olayıdır. Şırnak merkeze bağlı Toptepe Köyü yakınlarındaki 1 nolu ocakta 3 eylül günü akşam saatlerinde oldu. Yerin altında değil, üstünde bu sefer. Büyük bir kaya parçası alanda bulunan bir araba ve bir kepçenin üzerine düştü. Sabri Mağrur, Şirin Mağrur ve ocakta çalışan başka bir işçi oradaydı. İşleri bu ya, çalışıyorlardı. Sabri Mağrur ağır yaralı olarak Şırnak Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Akciğerinde zedelenme, yedi ayrı yerinde kırık vardı. Tomografi çekilmesi gerekiyordu, bazı müdahaleler yapılmalıydı ama hastanede, devletin hastanesinde böyle bir donanım mevcut değildi. Askeri hastaneye yollandı, bu arada iç kanaması olduğu tespit edildi. Yoğun bakıma alındı, bu arada saatler günleri kovaladı. Ambulans helikopterle İstanbul’a gidilmesi gerekiyordu ama sıra vardı. Sonunda –hayatının sonunda- o ambulans geldi, yola çıktı. İstanbul Okmeydanı Hastanesi yolunda Sabri Mağrur hayatını kaybetti. O gün, birkaç saat içinde müdahale edilseydi Sabri Abi’nin çocukları bundan sonraki bayram sabahlarında mezarlıkta değil babalarıyla kahvaltı masasında oturup, elini öpeceklerdi.
Sabri Abi kaçak olan ocakta, kaçak olarak çalışıyor, o ocağı çalıştırıyordu. Çok ama çok ilkel şartlarda. Aynı Şırnak Devlet Hastanesi’ndeki gibi mesela… Can güvenliği yoktu, teknik ekipman yoktu. Keşke kaçak da olsa o hastanede yeterli ekipman olsaydı…
Ocaklar kaçak çalıştırılıyor
Peki orada neler oluyor? Tam bir ay önceydi. Şırnak’ta bulunan Ahmak Tepesi’ndeki maden ocaklarına gitmiştim. Cudi Dağı’nın eteklerinde olan bu ocaklar 2013 yılında devlet tarafından kapatılmıştı, sözde. Şırnak sınırları içerisinde Kemerli köyü yakınlarındaki bir maden ocağında gerçekleşen göçük neticesinde üç kişinin hayatını kaybetmesinin üzerinden (11.06.2014) henüz iki ay geçmişti. Kemerli’deki ocak gibi Toptepe sınırları (Ahmak Tepesi bölgesi) içindeki ocaklarda kaçak olarak çalıştırılıyordu. Kaçak dediğime bakmayın. Devletin haberi var, aynen Roboski halkının 50 TL kazanabilmek için ‘kaçağa’ gitmesinden haberi olduğu gibi.
Üstelik bu Ahmak Tepesi denilen bölgedeki ocakların ruhsat sahibi de belli: Acar Madencilik ile Geliş Madencilik. Önce bir parantez açalım; birkaç hafta önce ise bu ocakların işletilmesi için bir ihale açılmış ve kesin olmayan bilgiye göre Diyarbakırlı bir şirket kazanmış. Yani birkaç haftadır Acar Holding ve Geliş Madencilik’ten sorumluluk çıkmış.
Aslında bu hiç de önemli değil. Çünkü Ağustos ayının ilk haftası gittiğim bu maden ocaklarında insanların hangi ilkel şartlar altında çalıştığına bizzat şahit oldum. Ocaklarda çalışan taşeronlar çıkardıkları kömürden kazandıklarının yüzde 50’sini bu iki şirkete veriyormuş. Bu bölgede zaman zaman medyaya yansıyan zaman zaman da yansımayan birçok göçük ve göçükler neticesinde de ölümler oluyor. Her ne kadar haziran ayındaki göçükten sonra Şırnak Valisi Hasan İpek “Israrla bu şartlar altında çalışılmaması gerektiği konusunda kömür ocaklarının tüm yollarını kestik, levhalar astık, sürekli ilanlar yapıyoruz. Bu konuda buna rağmen gece kimsenin olamadığı zamanlarda gelip burada çalışan bazı gruplar var” dese de ocakların olduğu bölgeye çok da rahat bir şekilde gündüz vakti girebilmiş, işçilerin çalıştığını görmüş biri olarak her şeyin devletin gözü önünde yapıldığını söyleyebilirim. Hem de “ısrarla…”
Ama onlar da kaçak yaşıyormuş
Böyle düşünenler de olacaktır. “Devlet kapatmış, zaten kaçak çalışıyorlarmış” ve belki “Onlar da kaçak çalışmasaymış” diyenler olacaktır. Ben de saf gibi sormuştum zaten “neden” diye…
“Şimdi burası kaçak mı çalışıyor?”
“Kaçaktır ya…”
“Devlet kapadıysa siz nasıl oluyor da çalışıyorsunuz, hem de gündüz vakti?”
“Devlet kapamıştır ama biliyordur. Hem ruhsat sahibi şirketler vardır. Herkes biliyor…”
“Kaçaksa, yasaksa niye çalışıyorsunuz? Hem de bu şartlar altında. İnsan nasıl bu delikten metrelerce aşağı iner? Korkmuyor musunuz, o kadar ölüm oluyor…”
“E ne yapacağız? Eve kim ekmek götürecek?”
Oradaki işçilerden biri tüm gördüklerimi yazarsam diye kaygılanıyordu, bunu biliyordum. Yazarsam ve bu rahatsızlık verirse, devlet baba oraya girmeme müsaade edenlere kızarsa başlarına büyük bela açardım. Ve yazmamıştım. Sadece oradan İstanbul’a fotoğraf yollamıştım böyle çalışıyorlar diye ama yazmamıştım. Çok pişmanım. Peki ya şimdi? Bu yazıdan, Sabri Mağrur’un ölümünün ardından birkaç yerde çıkan ufak ve olağan haberden sonra devlet baba ve oraların ruhsat sahipleri onlara kızarsa… Bana kızarsa… İnsanlar işsiz kalırsa? Bilmiyorum, tek bildiğim Sabri Abi’nin öldüğü…
Kaçak yaşıyorlardı
Şimdi bu satırları yazarken düşünüyorum da Şırnak’ta ve çevresindeki tüm insanlar zaten kaçak yaşıyor… Yani aslında yaşamamaları için tüm imkânlar mevcut, her şey sağlanmış da onlar yine de inadına “kaçak yaşıyorlar” gibi… Roboskililer gibi ya kaçağa gidecekler sınıra ya da kaçak kömür ocağında yerin dibine inecekler. İlla “kaçak” olacak adı ve devletin de her şeyden haberi olacak. Ama bir şey olduğunda devlet onlara “kaçak” diyecek. Haberlerde “kaçak olduğu belirlenen” diye başlayacak cümleler. Sanki kimse bilmiyormuş gibi.
O gün orada üç kişi göçük altında kaldı. İkisi yaralıydı, kurtuldular ama kaçak olarak yaşamaya devam edecekler. Sabri Abi öldü. Hayatımda o toz toprak içinde, kapkara elleriyle bana dünyada içtiğim en güzel demlenmiş çayı veren, yüzüme gülümseyip “iç hocam” diyen Sabri Abi öldü. Çay da kaçaktı, biliyorum.