Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.
Sokaktan içeriye giriyoruz. Daracık Sokak, 90’lı yıllarda Cihangir’den çöküntü alanlarını ‘soylulaştırmak’üzere kovulan transların, yeni bir kentsel dönüşüm projesine kurban gidene kadarki yaşam alanına. Kendi içerisinde, görece, özerk bir alan. On binlerce sokağı olan koca İstanbul’un, trans seks işçilerine ait sayılabilecek sadece 3-5 sokağından birisi.
O gece bir trans seks işçisi daha öldürülmüş. Sokağın girişinde bizi, gecenin sarsıntısını üzerinden atamamış trans seks işçileri ve seks işçileri karşılıyor. Kaldırımda oturmuş, arkadaşlarının acısına ve belki de başka bir köşebaşında kuvvetle muhtemel kendisinin de başına gelebilecek ölüme ağlıyor. Çünkü ortalama ömürleri sadece otuziki yıl…
Röportaj yapmak ve gecenin ayrıntılarını öğrenmek için bir binadan içeri giriyoruz. Binanın içerisi de dışı gibi çok eski ve yıkık dökük. Kesif bir küf kokusu…
Neredeyse nefes almak imkansızlaşıyor. Tek göz oda içerisinde dört trans kadın, iki çekyat ve neredeyse tek hayat belirtisi olan küçük bir akvaryum. Konuşmaya başladıktan bir müddet sonra bu evin çoğunlukla müşterileriyle ilişkiye girdikleri yer olduğunu öğreniyoruz. Kendi tabirleriyle ‘koli evi’. Ama kendi yaşadıkları evlerde de yaşam koşulları çok da farklı değilmiş.
Odada iki trans kadın, gecenin yorgunluğu ile boylu boyunca yere serilmiş yatıyor. Göz makyajları akmış, bitkin gözüküyorlar. Hem polis hem de devlet-i aliye’nin milyon tane erk’ek yetkilisiyle uğraşmaktan yorgun düşmüşler. Öldürülen trans Çağla Joker’in hikayesini anlatabilecek güçleri olup olmadığını soruyoruz. Mütevazı bir şekilde kabul edip, anlatmaya başlıyorlar…
Joker, öldürülen ne ilk ne de son trans. Anlatıyorlar…Gaspçılardan homofobik müşterilere kadar bir çok farklı tipin hedefi haline geldiklerinden, yaşam hakları için mücadele ettiklerinden, sokaklarda özgürce dolaşamadıklarından bahsediyorlar uzun uzun. Sohbet ilerledikçe aslında ne kadar politik olduklarını ve nasıl da devlet-toplum şiddetine açık bir şekilde hayat sürdürmeye çalıştıklarını anlıyoruz. Nasıl hiçbir sosyal güvenceleri olmadan, her an şiddete ve ölüm riskine açık yaşamaya çalıştıklarından bahsediyorlar. Anlatımlarında her hangi bir abartı olmadığı o kadar açık ki… İşçi ölümlerinden, vesika hakları istediklerinden ve Joker’den önce ölen arkadaşlarından bahsediyorlar.
Joker, 21 yaşında ve Daracık Sokak’ ın seks işçilerinden sadece birisi. Ölüm nedenine dair tam bir netlik olmamakla beraber gasp edilmek istenmiş veya homofobik şiddet mağduru olabileceği söyleniyor. Göğsüne aldığı bir adet kurşun ile orada ölüyor Joker. Ölümü ve bir arkadaşlarını daha kaybetmenin üzüntüsü bir yana ikinci temel sıkıntıları ailenin cenazeyi sahiplenip sahiplenmeyeceği. Eğer sahiplenmezse, arkadaşları alamıyor cenazesini ve devlet kimsesizler mezarlığına gömüyor.
90’lı yılların faili ‘belli’ politik cinayetlerinde ölen ‘kimsesizler’ ve sahipsiz öldürülen transların, buluşma yerleri kimsesizler mezalıkları. Kader ve mücadele birlikleri de birazcık buradan… ‘‘Genel ahlaka’’ karşı işlenmiş suçlar kapsamında, sürekli cezaya maruz kalan ve hemen hemen haftada bir günü nezarethanede geçiren trans seks ve seks işçileri, isyan ediyor bu duruma. Aralarında çocukları olan ve geçimini binbir zorlukla sağlayanlar var. İçlerinden biri, sadece bu ay içinde ellinin üzerinde ceza aldığından, polisin taciz, küfür ve tehditlerine maruz kaldığından, okuyan çocukları olduğundan ve yaşamak isteğinden, öldürülmek istemediğinden bahsediyor sokağın ortasında bağıra bağıra. LGBTİ Derneği aktivistleri geliyor sonra. Basın açıklaması yapılacak. Bir işçi, bir trans seks işçisi daha katledilmiş. Nefret cinayetine kurban gitmiş. Toplam 30 kişiyiz. Bir kaç duyarlı insan, dernek aktivistleri ve seks işçileri… Gururla taşıyorlar gökkuşağı bayrağını hepsi. Dişlerini sıkıyorlar… Öfkeleniyorlar güvencesiz, sağlık ve yaşam haklarından yoksun çalışmaya… Ama direneceğiz diyorlar umutla, öldürülmeyene ve bu kentin sokaklarında özgürce dolaşıp nefret cinayetlerine kurban gitmeyene kadar.
Joker, 21 yaşında. Kendince hayalleri olan ve trans dostları dışında belki de dostu olmayan bir trans kadındı. İşçiydi… Hem de güvencesiz bir işçi… Her an ölüm riski, nefret cinayeti riski ile burun buruna yaşamaya çalışan bir işçi…
II
Nurhak, hafızalarımıza Sinan Cemgil ve arkadaşlarının şehit düştükleri yer olarak kazılıdır. Bizler için, çağrıştırdıkları hiçbir zaman güzel olamayacak olan bu küçük alevi ilçesi, aynı zamanda çağrıştırdıklarının aksine emekçi ve güzel insanların ilçesi. Emekçiliğin tabiiyeti gereği olarak da kadersiz bir ilçe.
Nurhak’a bağlı Barış nahiyesi ve Nurhak kürt ve alevi nüfusu yoğunluklu. Bölgesel ayrım politikaları bu ilçenin devlet yatırımlarından uzak kalmasına neden olmuş. Devletin Kürdistan’daki zorunlu göç, köy yakma, boşaltma politikalarından bağımsız. Ama farklı bir açıdan bakıldığında bir o kadar da benzer bir kaderi paylaşıyor.
Nurhak’a 40 km mesafedeki Elbistan ilçesindeki iki dev termik santral, 30 yılı aşkın süredir bölgenin bütün iklim ve yağış rejimini olumsuz etkilemiş durumda. Minibüs yolculuğu esnasında karşılaştığımız bir termik santral işçisi kansere bağlı ölüm oranlarının son yıllarda inanılmaz arttığından ve erken emekli edildiklerinden bahsediyor.
Termik santral işçilerinin ortalama ömürleri, kömür tozu ve ihmal yüzünden ortalama 55. Bir çoğunun emekli ilk maaşını alıp almadığı bile meçhul. Çünkü, emeklilik yaşının 57 olduğunu söylüyor minibüste bir santral işçisi. Nurhak’ta geçimlik tarım yapan ilçe halkı, susuzluk ve kuraklık yüzünden tarım yapamaz hale gelince, ilçenin genç nüfusu bir umut kapısı olarak Avrupaya göçmüş. Buna cesaret edemeyenler veya olanağını yaratamayanlar ise; büyük kentlere göç ederek inşaat işçisi olarak çalışmaya başlamış. Ağustos ayının ortası yani tam ekim ve hasat mevsiminde susuzluk çeken ilçeye, günde iki saat su verilebiliyordu. İlçede kalanlar, Avrupada yaşayıp, Nurhak’a ev yaptıranların inşaatlarını yaparak geçinmeye çalışıyor. İnşaat sektöründe en ağır amelelik işlerinde çalışan ilçe halkı için, işçi ölümleri kaderlerinin ve hayatlarının bir parçası olmuş. Ne kadar olabildiği tabii ki tartışmalı.
Bir arkadaş düğünü vesilesiyle bulunduğumuz bir Nurhak gecesi tanıdım Veli’yi. Hafif çakır keyfliğin de vermiş olduğu özgüvenle kendi hikayesinden bahsetmeye başladı Veli. Fransız bir sevgilisi olduğundan, eğer işler yolunda giderse kendisinin de oraya gideceğinden, Muğla’da edebiyat okuyup bitirdiğinden, KPSS’yi başaramadığı için bu sene tekrar hazırlanacağından bahsetti. Konuşmada ara ara Nazım şiirleri okumaya başlıyordu Veli. Nereden öğrendiğini sevip sevmediğini sorunca, arkadaşları atılıp belediyenin düzenlediği etkinlikte edebiyat okumanın da vermiş olduğu etkiyle şiir okuma işini Veli’ye vermişler.
Gecenin sonuna doğru Veli, ağlamaya başladı. Babasının onları bırakıp gittiğinden, öksüz kaldığından bahsetti arkadaşları onu taşırken. Daha sonra hikayenin ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Veli üniversitede okurken, babasını Konya’da inşaattan düşme sonucu bir iş kazasında yitirmiş. Geride üç öksüz kardeş ve Nurhak’ta dul bir eş bırakmış babası. Veli en büyükleri ve 22 yaşında. Veli’yi arabaya taşıdıktan sonra, Veli’nin hikayesini anlatan arkadaşın ağabeyini, bir hafta sonra İzmir’de başka bir iş kazasında yine inşaattan düşme sonucu kaybettiğimizi öğrendik. Geride 8 yaşında bir öksüz çocuk daha kaldı…
Bundan tam üç buçuk sene önce gazetelere bir haber düştü. ‘HARÇ PARASI İÇİN ÖLDÜ ! ‘ . Ölen kişi Nesih Taşkın isimli 26 yaşında bir gençti. Diyarbakırlı, kürt, öksüz Nesih. Babasını bir kazada kaybettikten sonra 6 yaşında İzmir’e göçen Nesih… İlk denemede kazandığı üniversiteyi ekonomik zorluklar yüzünden bırakıp, tekrar 5 kardeşi ve annesinin yanına dönen Nesih… 91 yılında ekonomik zorluklar ve savaş yüzünden göç etmek zorunda bırakılan ailesi ile geçim savaşı veren garip Nesih…
Sosyal devlet olmayı, ana akım ve yandaş medya aracılığıyla harçları kaldırmayı sosyal devlet olmanın en üst mertebesi olarak pazarlayan AKP hükümetinin, kanlı gömleğinde imzası olan Nesih. Nesih öldürüldüğünden bu yana, harçlar kaldırıldı ama okumaya çalışan ve geçim mücadelesi veren gençler tıpkı Nesih gibi inşaat tepelerinde, iş güvenliğinden yoksun ve binbir zorlukla mücadele etmeye ve ölmeye devam ediyorlar.
Hıdır Ali, on işçi arkadaşı ile 32. kattan yere çakıldı çakılalı Nesih çakıyor zihnimin bir taraflarında. Dersimli Hıdır Ali, Nesih’e benzer bir şekilde okul harçlığını kazanmaya çalışırken öldü! Hıdır Ali’nin çalıştığı inşaat firması Torunlar GYO, bu yıl 1.2 milyar dolar karlılık ve Mecidiyeköy Projesi ile birlikte % 932 kat büyüme açıklamıştı. Hıdır Ali saatte dört buçuk lira alıyordu. Toplama kamplarını aratmayan koşullar altında, işçilere layık görülen otoparkın ücra bir köşesinde hava bile almadan, hayaller kuruyordu belki de tanesi iki milyon dolara satılan rezidansların gölgesinde…
Çağla, Hıdır Ali, Nesih ve Öksüz Veli; doğanın talanı, zorunlu göç, güvencesiz çalışma koşulları yüzünden öksüz kaldılar, öldüler. Hayatın bambaşka yerlerinden bambaşka örnekler hepsi. Onları ortaklaştıran şey ise; birilerinin kar hırsı bürümüş gözlerinden yayılan ölüm! Bir transı, bir Aleviyi, bir kürdü, bir işçiyi aynı ölüm kazanında kaynatan iktidarlara karşı, önyargılardan arınmış ve ortak bir mücadele hattına düne göre çok daha fazla ihtiyacımız var.