Her gün çalıştığınız plazalar, oturduğunuz veya ah buradan bir dairem olsa dediğiniz rezidanslar veya alışverişe gittiğiniz AVM'ler nasıl yapılıyor hiç düşündünüz mü? Bence artık düşünmenizin-düşünmemizin zamanı geldi. Eminim hepinizin Ermeni, hepinizin gey veya lezbiyen arkadaşı vardır, peki kaçınızın inşaat işçisi arkadaşı var?
Her gün çalıştığınız plazalar, oturduğunuz veya ah buradan bir dairem olsa dediğiniz rezidanslar veya alışverişe gittiğiniz AVM'ler nasıl yapılıyor hiç düşündünüz mü? Bence artık düşünmenizin-düşünmemizin zamanı geldi. Eminim hepinizin Ermeni, hepinizin gey veya lezbiyen arkadaşı vardır, peki kaçınızın inşaat işçisi arkadaşı var? Benim şimdilik 10 kadar inşaat işçisi arkadaşım oldu. Oturduk çay içtik, onlar anlattı daha çok, ben az soru sormaya, daha çok onları dinlemeye çalıştım. Ölmemek, ölüm korkusuyla çalışmamak, emeklerinin karşılığını almak için mücadele ediyorlar. 16 yaşında çalıştığı inşaattan düşüp ölen Yılmaz İdareci son olsun, başkaları ölmesin diye mücadele ediyorlar. Hatta kendilerini savunurken dayak yiyen avukatları Sevinç Sarıkaya için mücadele ediyorlar, hesabını soracağız, diyorlar kararlılıkla.
İnşaat İşçileri Sendikası'ndan Mustafa Adnan Akyol, Örgütlenme Sorumlusu Serdar Ben, sendika yönetiminden Tekin Arslan ve sendikalı inşaat işçileri Metin Macit, Çetin Macit, Remzi Yılmaz, İsa Macit ile konuştuk. Bu kararlılık ve direnişin hayalet gibi dolaşan “Gezi ruhu”na bir katkısı olur umuduyla…
*Esenyurt Direnişinden başlayalım, nasıl başladı ve bugüne geldi, Bir kadın avukatı döven Belediye başkanıyla karşı karşıyayız. Ayrıntıları birinci ağızdan dinlemek istiyoruz.
-Ayın altısında Esenyurt Belediyesi önünde basın açıklaması eylemi yapma kararı aldık. Esenyurt belediyesinin toprak sahibi olduğu Kıraç'taki bir şantiyede işçi arkadaşlarımız iki yıllık bir alacaklarını alamamışlar. Sendikamıza ulaştılar ve bir eylem takvimi hazırladık. 5 Ağustosta sendikamızı kurmuştuk zaten ilk eylemimizi 6 Ağustosta yapma kararı aldık. Belediye üyelerinin oyalama taktikleriyle karşılaştık, bu oyalama ayın 18'ine kadar devam etti. Bizimle görüşmeden arkadaşlara bir taahhütte bulundular ama yerine getirmediler. Son 6 gündür orada oturma eylemimiz devam ediyordu. Cuma günü çevik kuvvetle bir baskın yaptılar, sendika temsilcilerimizi, işçileri ve avukatlarımzı darp ederek göz altı yaptılar. Bugün tekrar görüşmeler sırasında, işçi arkadaşlarımıza avukatımıza bizzat belediye başkanının kendisi makam odasında fiili olarak saldırdı, ağza alınmayacak küfürler etti, bu saldırı sadece bize değil Türkiye işçi sınıfınadır, yoksul emekçi halkadır, Soma'da hayatını kaybeden madenci arkadaşlarımızın ailelerine yapılan bir saldırıdır. Bu saldırıya larşılık verecek güç yine işçi sınıfıdır. O an makam odasında olan işçi arkadaşlar anlatsın ayrıntıları
*Makam odasında kimler vardı, nasıl oldu?
-Bugün ki görüşmede Belediye Başkanımız kapıya geldi, tabi ki işçilerin hepsi oradaydı. Görüşme talep etti. İşçilerden ben, sendika başkanımız ve avukat Sevinç Hanım içeriye girdik. Daha tanışma faslında "Siz çıkın avukat hanım" dedi. Biz de tabi kabullenmedik, avukatımızdır, bizi savunuyor o da burada olsun dedik. "Avukat hanım çık!" diye bağırdı. O anda üçümüz de ayağa kalktık çıkıyoruz, tam çıkarken bana "sen dur" dedi tabi durmadım o anda avukat hanımın yüzüne bir tane vurdu-Belediye başkanı Necmi Kadıoğlu- ağır sözler kullandı, or..... kelimesini bile kullandı, bunları örgütlüyorsun gibi cümleler kurdu. O anda zaten korumalar koridorda bekliyordu, korumalar ve belediye başkanı üzerimize saldırdılar, ben ve başkanım elimizden geldiği kadar avukat hanımı korumaya çalıştık, çünkü bir bayandır, bizim avukatımızdır, biz elimizden geldiğince avukatımızı korumaya çalıştık ama Necmi Kadıoğlu avukat hanımın saçından tutup defalarca yüzüne vurdu. Korumaların sayısı çok fazlaydı biz avukat hanımı önümüze aldık korumaya çalışırken korumalar tekme tokat döve döve bizi dışarı çıkardılar.
-İğrenç olan bir bayanın dövülmesi, tamam bizim avukatımızdır ama olmasa bile bir bayanın dövülmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Ne dinen kabul edilebilir ne de başka bir şekilde.
-Sanki başkan şunu planlamış, ben bu parayı ödeyeceğim bari birilerini dövüp içimi rahatlatayım. Cuma günü çevik kuvvet yine darp kullandı avukat hanıma.
*Sendikanın kuruluş aşamasından bahseder misiniz? Nereden nereye geldiniz?
-Ağustos ayının 5'inde başvurumuzu yaptık ve tüzel kişiliğimizi aldık. aslında bu üç yıllık bir süreç. İnşaat işçileri Derneği olarak başlayan, derneği kuran, daha sonra inşaat işçileri sendika girişimiolarak süren ve şimdide kurulumunu tamamladığımız İnşaat işçileri sendikası olarak devam ediyor. Aslında dört yıllık bir süreç. Safirde işçi arkadaşlar ücretlerini alamadıkları için direnmişlerdi, başkanımız Mustafa Adnan Akyol arkadaş o direnişin mimarlarındandır, o zamandan bu zamana sürüyor.
*Koca bir şantiyeye dönen ülkemizde hergün inşaat işçileri ölüyor veya can güvenliği olmadan çalışıyor. Bu noktada İnşaat işçileri sendikası çok önemli, nasıl bir örgütlenme ve mücadele hattı çiziyorsunuz? Taşeron sistemine dair neler söylersiniz?
- İnşaatta taşeron yukarıdan aşağıya örgütleniyor, aslında işçi arkadaşlar da hem alt işveren hem işçi- bu noktada şöyle bir strateji izliyoruz, küçük taşeronlarla işbirliği içerisinde çalışıyoruz, birer mücadele ortağı olarak görüyoruz. Bunlar taşeron adına işçi topluyor ama aslında kendileri de işçi. Biz onları taşeron kategorisine almıyoruz, büyük taşeronlara karşı mücadele edeceğimiz arkadaşlarımız olarak görüyoruz. Daha çok götürü ya da kalfa başı olarak da tanımlayabiliriz inşaattaki taşeron sistemini.
*Peki inşaat işçilerinin çalışma koşullarına dair nasıl bir manzara çizersiniz?
-Türkiye'de hemen her şeyin derneği, örgütü, sendikası var, bir tek inşaat işçilerinin yoktu, bunun olması bizim açımızdan hayati bir mesele. Mesela ben kendimden bahsedeyim, biz iki senedir paramızı alamadık-Star Towers'da çalışıyorduk, işi bizimle bitirdiler işlerini hallettiler sonra ücretlerimizi ödemediler sigortalarımızı eksik yatırdılar. Başta her şeyi güllük gülistanlık gösteriyorlar, biz 27 katlı bir binada çalışıyorduk, asansör yoktu, merdivenlerden çıkıp iniyorduk. O önemli değil biz o kadar malzemeyi ellerimizde-sırtımızda taşıyorduk. Dışarıda kurulması gereken asansör sistemi bile kurulmamıştı. Gırgır denilen aletle bazıları çıkartılıyordu, bazen halat kopuyordu malzemeler yere düşüyordu, işçilerin kesinlikle can güvenliği yoktu. İlk günler yemekleri güzel çıkartıyorlar sonra yemek fena bir hale geliyor. Kimse sizi adam yerine koymuyor, istedikleri zaman işten atma haklarını kendilerinde görüyorlar, yani istedikleri gibi alıp istedikleri gibi çıkartıyorlar. Yani daha anlatılacak çok şeyler var, ne anlatayım, ben ölen işçiler gördüm, binadan düşüp ölen işçiler gördüm, yaşı tutmayan işçiler gördüm. İşçinin yaşı tutmuyor, abisinin ya da kardeşinin adına kaydedip çalıştıranlar gördüm. İşçi ölüyor sonra bir şekilde kapatıyor. Yani bu sendikanın olması bizim için hayati bir mesele. Bize önderlikten eden arkadaşlara minnettarız, Allah onlardan razı olsun.
*Az önce kısaca geçtik taşeron sistemini ama biraz daha ayrıntılı anlatabilir misiniz? Alt işveren meselesini biraz daha açabilir misiniz?
-Normal koşullarda Türkiye'de inşaatta taşeronluk düzenlemesine göre şantiyede taşeron çalıştıramazlar. Yasa maddesinin kendisi-yüksek teknoloji, yani firmanın kendisinin yapamayacağı koşullarda taşeronun devreye girmesi söz konusu. İnşaat sektöründe faaliyet yürüten bir firmanın bizim yaptığımız işlere yönelik yetersiz kalması söz konusu değil zaten, o firmanın işi ve sorumluluğunda bunlar. Doğallığında da biz bir hak talebi yürüttüğümüzde de-mesela Esenyurt Belediyesi önünde 5 gündür direniyoruz- Belediye bizim ana muhatabımız ve ana sorumlu. Arsayı kat karşılığı vermiş, onun altında bir ana firma var, ondan sonraki arkadaşlar ondan sonraki taşeronla çalışıyorlar ama biz taşerondan istemiyoruz ücretleri, ana firmadan da istemiyoruz ücretleri belediyeden istiyoruz. Yani bu zincirin aşağı doğru saçaklanan halkalarından hiçbirini muhatap kabul etmiyoruz. Belediye sorumludur diyoruz, iş kanunu da bunu böyle söylüyor, 2. madde diyor ki:alt işverene de vermiş olsanız işçilerin haklarından sorumlusunuz. Kısaca taşeronlar bizim muhatabımız değil.
-Aslında taşeron sisteminin tamamen kalkmasını istiyoruz.
*Mümkün mü sizce?
-İşçi sınıfının mücadelesiyle olacaktır bu, tabi ki mümkün. Eğer sokaklardaki o mücadeleyi yürütüp, sisteme karşı güçlü bir işçi sınıfı muhalefetini sokağa dökebilirsen tabi ki mümkün.
-Çok açık şunu söylemek lazım, mümkün mü, evet mümkün, şöyle ki TOKİ'de 7 gün şantiyeyi işgal ettik, hiç bir haktan sorumlu değilim, ben anahtar teslimi iş yapıyorum diyen TOKİ'den işçi arkadaşların 315 milyar liralık alacağını aldık. Siz ana firmasınız sorumlusunuz dedik aldık. Demek ki mücadele edince oluyor. Bir sürü ana firmadan aldık, siz kendi aranızda taşeronlaşın bu bizi bağlamıyor diyoruz.
-Bizim sendikal mücadele alanımızda taşeron köleliğine karşı çıkıyoruz çünkü taşeron sistemi açlık demek, sömürü demek dolayısıyla ölüm demek. Bu sektörde her gün ortalama 4 arkadaşımızı kaybediyoruz. karnı doymaz, gözü doymaz hırsızların kar hırsı yüzünden. Kısa bir süre önce Soma'da taşeron cinayeti sonucu 301 den fala arkadaşımızı kaybettik. Bunun önüne set kurmanın tek yolu taşeron sisteminin tamamen yasaklanması için verilen mücadelenin çıtasının biraz daha yükseltilmesidir. Bizim inşaat işçileri sendikası olarak asli görevlerimizden biri budur. İşçi güvenliğidir, gurbetçi işçilerin barınma sorunudur, işçi kardeşlerimizin günlük yedikleri yemeklerinin düzenlenmesidir. İlkelerimiz bunlardır.Bunların hepsini birden başarabilir misiniz derseniz, parça parça olacak çünkü Türkiye'yi bir şantiyeye çeviren sermayenin hırsız canavarları bugün iktidarın iştahını kabartıyorlar. Bugün iktidar ekonomik istihdam planını açıkladığında inşaat sektörü üzerinde yoğunlaşıyor. Bu hırsız düzene bir de inşaat sektörü üzerinden vurgu yapmak gerekiyor. Bunu yapacak gücün de işçiler olduğuna inanıyorum. Biz inşaat işçileri sendikası olarak bunun alt zemini oluşturmaya çalışıyoruz.
*İnşaat örgütlenmesi zor bir alan. İşçilere ulaşabiliyor musunuz, tepkileri ne oluyor?
-Daha sendika yenidir, çoğu işçi bunu bilmiyor biraz da bu konularda bilinç eksiği var. Elimizden geldiği kadar sendika yönetimi, bizler işçiler bilinçleneceğiz, bilinçlendireceğiz. İnşallah kazanacağız. Ben buradan sendikamıza avukat hanıma çok çok teşekkür ediyorum bize böyle bir yol gösterdikleri için.
-Diğer bir zor kısmı ise, mesela bir yerde eylem kararı aldınız on gün işçi gelemiyor, gelse yevmiyesi kesilecek, zaten günde 50-60 liraya çalışıyor, 10 işe gitmese işinden olacak, evine nasıl ekmek götürecek? O açıdan çok zor.
*Eklemek istediğiniz duyurmak istediğiniz başka neler var?
-Valla benim en çok zoruma giden orada avukat hanımın dövülmesi oldu, hangi kesimden olursa olsun, kim olursa olsun, hangi siyasi görüşten olursa olsun bir bayanın dövülmesini kabul etmek mümkün değil. Bunun karşısında olmak lazım. Bu devirde bu nasıl zihniyet, başımız sıkışınca ya avukata ya karakola gidiyoruz, bunlar da sıkıntıdaysa biz nereye kaçacağız. Bir avukata bu yapılamaz.
-Bir Belediye başkanının bir kadına bu şekilde şiddet uygulamasını kabul edemiyoruz.
-Aslında orada iki sınıfın kapışması var, patronlar ve işçilerin kapışması. Mesela biz dışarıda direnirken halay çekerken ağırlıkta Kürtçe türküler söylendi, sloganlar atıldı çünkü işçilerin çoğunluğu Kürt arkadaşlardı, içeri gittiğimizde şuna şahit olduk. Belediye Başkanıyla son görüşmede, işveren RDS'nin sahibi Diyarbakırlı- - "Bunlar benim toprağımdan" vb. şeyler söylüyor, Belediye başkanı da Karadenizli ama gayet uyum içerisinde çalışıyorlardı. Yani sermayenin ırkı, dini imanı yoktur, o yüzden kadına yönelik yaptıkları saldırı da bir kadına değil, karşısında oldukları işçi sınıfının bir mensubuydu. uyguladıkları şiddet de bununla ilgili bir şey. Bizim orada sendika olarak bir sınıf olarak durmamızdan rahatsızlardı, özü itibariyle de şiddeti bunun için kullandılar. açıkcası biz bunu çok garipsemiyoruz, bu onların kimyasında olan bir şey. gerektiğinde biz de onlara hak ettikleri cevabı vereceğiz.
-Ben de başkan olarak tek bir şey söyleyeyim, İnşaat İşçileri Sendikası Necmi Kadıoğlu'ndan bugün değilse de yarın bunun hesabını mutlaka soracak.