Zafer Açıkgözoğlu ve Taşeronluk - Adnan Kondak

Üç yüz işçi ölürse infial, otuz işçi ölürse büyük olay, ama sadece olay;  bir veya üç beş işçi ölüyorsa sıradan vaka… İşi dramatize etmeden, ajite etmeden aklın, vicdanın, hukukun duygudan ayrıştırılmış ölçüleriyle ele alırsak burada öne çıkması gereken nedir?

Burada ilk bakılması gereken, ölenlerin “neden ve nasıl” öldüğüdür.

Kimi zaman gerçekten bir kaza olur, beklenmedik bir durum zuhur eder. Ortaya çıkan sonuç acı da olsa “mücbir” (önlenmesi insan elinde olmayan) sebeptir.

Soma’da ne olmuştu? Yerin yüzlerce metre altında birbirine bağlı tünellerden oluşan bir ağ üzerinde yüzlerce insan çalışıyor. Muhtemelen bunlar gruplar, ekipler halinde çalışıyor ve her ekibin yeryüzüne gönderdiği ürün kaydediliyor. Ne kadar çalışırsa çalışsın gün sonunda şöyle bir psikolojik baskıyla yüzleşiyor: “Neden az çalışıyorsun, bak şu ekip senden fazla mal çıkardı!” Bu şartlandırma ve baskı altında artık işçinin aklına hiçbir güvenlik önlemi ya da işin riskleri gelmeyecektir. İşçi artık sadece o ithama maruz kalmama psikolojisindedir.

Maske ve sair donanımlar günlük hayatta lazım olan şeyler zaten değildir. Lazım olduğunda ise işine yaradı yaradı, yaramadıysa işçi zaten ölmüştür.

Yer altıda kurulan bu ağın bir tarafında önlenmeyen, önlenemeyen bir yangın devam ederken yüzlerce işçinin aynı şartlarda üretime zorlanması asla bir iş kazası olarak izah edilemez.

Asıl konumuz Soma değil. Soma konusunu kapatırken, Soma çok konuşuldu diyemiyoruz çünkü soma konuşulmadı. Soma üzerinden siyaset ve magazinel boyut tartışıldı.

Toz duman dağılıp ortalık sakinleştiğinde başka malzeme arayışlarına yönelindi.

Hükümet olay henüz sıcak iken ortalığı sakinleştirmek için sıraladığı vaatlerden kurtulma arayışına girerken, maden işçilerine vermek zorunda kaldığı “bir”e karşı genel işçi haklarından “on” almayı da ihmal etmedi.

Zafer Açıkgözoğlu’nun Ölümü

Yer İstanbul Üniversitesi ÇAPA Hastanesi. Yakın bir tarihe kadar eğitim kurumu ve hastane olarak Türkiye’nin bir numarası. Şimdilerde de yine en iyi kurumlar arasında.

Zafer Açıkgözoğlu buranın temizlik işlerini yapan bir taşeron şirkette işe giriyor. Bir iki aylık işçiyken eline kirli enjektör iğnesi batıyor, enfeksiyon kapıyor. Hem enfeksiyon tedavisi görüp hem çalışmaya devam ederken aşırı bir yağış sırasında kurumun kanalizasyonlarında taşmalar ve tıkanmalar meydana geliyor.

İSKİ’nin acil müdahale etmesini gerektiren bir durum. Bu açıdan Çapa hastanesi gibi yerler önceliklidir. Yıllardır İSKİ’nin taşeron işçisi olduğum bildiğim bir husus. Daha acil durumlarda ise İSKİ’nin yanında itfaiye gibi donanımlı kurumların müdahale etmesi gerekiyor.

Fakat taşeron şirket ne yapıyor? İşi, binanın iç temizliğini yapmak olan ve kıyafeti kısa kollu bir gömlek, ayağında bir sandalet olan temizlik işçisini, hem de enfeksiyon tedavisi görmekte olan bir işçiyi logarın içine lağım temizlemeye indiriyor.

Zafer’in hastalığı ilerliyor. Ciğerleri bitiyor, ciğer nakli yapılıyor. Bünye nakil organı reddediyor. Ve Zafer bir iş bulma sevinciyle başladığı bu seçkin kuruluşta taşeron sorumsuzluğunun, zorbalığının kurbanları arasına dahil oluyor.

(Dün İbrahim Çavuş Camii’nde babasıyla karşılaştığımda konuşamadım, sadece Allah sabırlar versin diyebildim.)

Şimdi herkes taşeronluk üzerine nutuklar atıyor. Söylemler gırla. O kadar afaki söylemler ki sanki taşeronluk hayali bir öcü.

Zaferi işe alan taşeron şirket hangi şirkettir, sahipleri, yöneticileri kimdir?

Türkiye’nin en seçkin eğitim kurumu ve hastanesine alınan bu işçiye bir eğitim verilmiş midir, riskler hakkında uyarılmış mıdır? Yoksa bana ve benim gibi pek çok taşeron işçiye yapıldığı gibi “mesleki eğitim verilmiştir” diye sadece bir kağıt mı imzalatılmıştır?

Çapa hastanesinde çalışma standartlarını kim belirlemektedir?

Türkiye’nin seçkin üniversite hocaları masalarını, odalarının zeminini, çöp kovalarını temiz gördükçe taşeron şirketlere minnetlerini ve şükranlarını mı bildiriyor?

Çapa’da yetkili Sendika Tez-Koop-İş bu cinayete ne diyor?

Bu taşeron şirket hala faaliyetine devam ediyor mu?

Hukuksuzluğun hüküm sürdüğü bir yerde yapılması gereken bu şirketlerin merkezleri işgal etmek ve faaliyetlerini sonlandırmaktır.

Bu duruma sessiz kalan, gerekli tepkiyi koymayan sendikacılar sendikalardan atılmalı, işçiyle el ele çalışan bir sendikal yapının önü açılmalı.

İşçiler, sessiz kalarak taşeron şirketlerin cinayetlerine suç ortağı olmamalı.

İşçi- Der