"Kimyasal silahtır, şiddettir!"

Biber Gazı Yasaklansın İnisiyatifi, Temmuz-Ağustos aylarını kapsayan raporunu basın ve kamuoyuyla paylaştı.

Bileşenleri arasında Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İnsan Hakları Derneği (İHD), İstanbul Eczacı Odası, İstanbul Tabip Odası, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği (TODAP) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) bulunduğu Biber Gazı Yasaklansın İnisiyatifi, Temmuz-Ağustos aylarını kapsayan raporunu basın ve kamuoyuyla paylaştı.

"Kürt illerinde polis şiddeti sürdü"

Temmuz ve ağustos aylarının daha önceki aylara oranla kimyasal silaha maruz kalma açısından daha düşük olduğu bir dönem olduğuna dikkat çeken inisiyatif, bunun sebebini “mevcut hükümetin ve yetkililerin insan sağlığına olan hassasiyetinden kaynaklanmaktadır. Geçtiğimiz aylar daha çok Cumhurbaşkanlığı seçimleri sebebiyle iktidarın saldırgan yüzünü daha az gösterdiği ve sokakların nispeten sakin olduğu bir geçiş süreci olarak değerlendirilebilir” diyerek açıkladı.

Bu değerlendirme daha çok ülkenin batısı için geçerliyken, Kürt illerinde pervasızca kolluk güçlerinin şiddetinin devam ettiği tespitinde bulunan inisiyatif, siyasal konjonktürün yalnızca Türkiye sınırları ile değerlendirilmesinin de yetersiz olacağına, Ortadoğu’da  Filistin, Rojava, Şengal’de süren kirli savaşta Türk sermaye devletinin rolünün de kaygı verici olduğuna değindi.

Bu kirli savaşlarda en çok mağdur olanlardan birinin kadınlar olduğuna dikkat çekilen raporda şöyle denildi:

“Sistem içerisinde halihazırda bedeni sürekli siyaset konusu olan kadınlar, bir de savaş söz konusu olduğunda savaşın soğuk ve karanlık yüzüne iki kat daha fazla maruz kalıyor. Sokaklarda oyun oynaması gereken rengarenk hayal dünyalarıyla çocuklar, Gazze’de, Şengal’de, Suriye’de bu yüzyılda öldürülüyorlar. Sınırların hiçbir önemi bulunmamaktadır. Sürmekte olan savaşa karşı susmamak, bu cinayete, soykırıma sesini çıkarmayan, ortak olanlardan hesap sorulmalıdır. Savaşın hüküm sürdüğü bu dönemde 1 Eylül Dünya Barış günü daha da anlam kazanmaktadır.”

Sokaklar gaza boğuldu

Temmuz ve Ağustos aylarında, 64 gün gaza maruz kalan şehirler arasında İstanbul’un 10 gün, Van’ın 9 gün, Şırnak’ın 8 gün, Amed’in (Diyarbakır) 9 gün yoğun gaza maruz kalan şehirler olarak öne çıktığı bilgisi verildi.

Dernek, parti binalarına ve çadırların içlerine fişek atıldığının tespit edildiği raporda 60’ın üzerinde yaralanma ve 3 göz kaybı gerçekleştiği ifade edildi. 9 yaşındaki Hakan Erçik’in gaz kapsülü ile başından yaralandığına, Yusuf Özer’in (73) yoğun gaz sonucu, Mehdi Tekin’in kurşun yaralanması sonucu yaşamını yitirdiğine dikkat çekilen raporda savaş ortamından kaçan açlık, susuzluk ve hastalıklarla mücadele ederek sınıra gelenlere biber gazı kullanımına da tanık olunduğu hatırlatıldı.

“Kimyasal silahtır, şiddettir!”

İnisiyatifin raporunun sonuç bölümünde ise şu ifadelere yer verildi:

“Ödeneklerimizin kimyasal silahlara, evlerimizde, okullarda, hastanelerde, sokakta üzerimizde uygulanan bu işkenceye aktarılmasına karşı çıkıyoruz. Allanıp pullanarak, gerçeklerden uzak bir şekilde büyüdüğü iddia edilen ekonomi’mizde silahlara ayrılan bütçenin açıklanmasını talep ediyoruz. Bir kez daha yineliyoruz ki biber gazı diyerek masumlaştırdığınız, yer yer kapsülleriyle yaralayıp öldürdüğünüz, yer yer gazından kalp krizi geçirmemize sebep olduğunuz ve fiziksel bütünlüğümüze saldırı şeklinde gerçekleşen TOMA tazyikli suyuna karıştırarak derimizi yaktığınız bu kimyasal bir silahtır ve ölümcüldür. Yasaklanması gereken, temel hakkımız olan kendimizi ifade edebilme özgürlüğümüz, sokaklar değil, yasaklanması gereken bu kimyasal silahtır, şiddettir!

Barış içerisinde yaşayacağımız, şiddete, işkenceye, silahlara maruz kalmayacağımız günlere olan umudumuzla…”

Kızılbayrak