Tarhala’dan Soma’ya bakmak: Gökyüzüne komşuluktan yerin yedi kat dibine – Umar Karatepe

“Maden” filmini izleyen işçilerin şu repliği neden çılgınca alkışladıklarını Tarhala’dan Soma’ya bakınca anlıyorsunuz: “Biz eşek miyiz; işçiyiz işçi”
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Tarhala’dan Soma’ya bakınca…
 DİSK/Dev-Maden Sen tarafından düzenlenen yürüyüş için Soma’daydık. Yürüyüşte ve sonrasındaki basın açıklamasında çok şey söylendi, çok slogan atıldı. Katliamın ardından bir yandan madenci yakınlarını döverken bir yandan verilen 15 sözün hiçbirisinin hayata geçirilmemiş olmasına tepkiler dile getirildi. Tarık Akan ile beraber bir çay bahçesinde izlenen Maden filmi boyunca, çalışma şartlarını, daha fazla üretim zorlamasını, sarı sendikayı, iş cinayetlerini gören işçiler ve aileleri “hala aynı” diye fısıldaştı. Acının ağırlığı karşısında yeri geldi göçük sahnelerinde şakalaşma sesleri duyuldu. Direniş eğilimleri ise kuvvetle alkışlandı.

Ama herkesin en derinden iç çektiği anlar bambaşka idi. DİSK Genel Başkanı Kani Beko “siz tütün üretiyordunuz” dediğinde, “pancar üretiyordunuz” dediğinde iç çekişlerin arasından bir ses duyuldu: Zeytin de vardı! ‘Kendisine uzanan ellerin kırılacağı’ şeklinde sloganlarla karşılanan Manisa Milletvekili Özgür Özel, maden işçilerinin çiçek bahçesinde çalışmasının mümkün olduğu bir ekoloji/enerji politikası hayalini anlatınca derin bir sessizlik oldu.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Tarımın bitirilmesi ile işçilerin madenlerdeki ağır çalışma koşullarına mecbur bırakılması arasında dolaysız bir ilişki var.
Kim bilir, belki de başka türlüsü mümkün iken, “Herhangi bir beygir gibi” vahşi emek piyasalarına fırlatıp atılmalarının hesabını kimden soracaklarını bilmiyorlardı henüz. AKP zamanında hızlansa da, topraktan koparılışlarının mazisi çok daha eskiye dayanıyordu. “Birinci Savaş” döneminde erkek kalmadığından Soma havzasındaki madenlerde zorla çalıştırılan kadınların çilesi belki de hafızalarındaydı hala.

“Fail” bilinmese de ekonomi politiğin yasalarının acımasızlığını, “çalışmadıkları zaman” insandan sayılmadıklarını Dev Maden Sen Soma temsilciliği önündeki sarmaşıkların altında çay içerken şöyle anlatıyordu işçiler:

“Burada her işçinin bel fıtığı vardır. Ama bel fıtığı raporu alıp çalışmamak çok zor. Özelden gitmedikçe rapor yazılmıyor.”

“Bel fıtığı olduğunda, dizimizde, bileğimizde ciddi bir şey olduğunda çoğunca İzmir’e gidiyoz, Manisa’ya gitmek zorunda kalıyoz.”

AKP yanlısı “insani yardım” kuruluşları da işçilerin kendilerini “insan” gibi hissetmelerini sağlamıyor. Hayatta kalanların kölece çalışma koşulları devam ederken ölenlerin ailelerine yönelik yardımlar, “Ölümüz dirimizden daha çok para ediyor” diye yorumlanıyor. Sermaye açısında sadece “bir beygir gibi işe koşuldukları anlarda” görünür olanlar, öldüklerinde de “dinsel hayırseverler” için “insan” oluveriyor.

Böylesi bir “yardım” mekanizması özellikle sınıfın oluşum sürecine de müdahale anlamına geliyor. Ölen madencilerin eşlerinin “Sorumlulardan hesap sorulsun”, “önlem alınsın, yeni ölümler olmasın” talepleri yerini “kim ne kadar yardım aldı” rekabetine bırakabiliyor. “Yardım” olarak, ölen madencilerin çocuklarına gelen oyuncaklar, babaları ölmeyen çocuklara “Keşke benim de babam ölseydi” dedirtecek sorunlara yol açabiliyor. Dolup taşan oyuncakları/çocuk kitaplarıyla, yaz okuluyla ve psikologların kadınlarla/çocuklarla yürüttüğü faaliyetlerle Madenci Evi biraz olsun bu “yardım” rekabetini aşmayı hedefliyor.

Bunlar Soma’nın içinden görünenler. Soma’ya bir de hemen 2 kilometre üstündeki köyden, Darkale’den (Tarhala) bakınca, yitip gidenin 301 candan çok daha fazlası olduğunu görüyor, “iç çekişleri” tercüme edebiliyorsunuz.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Tarhala Rum köylüsüne yar olmadığı gibi Türk köylüsüne de yar olmamış…
Sırtını kayalık dağlara yaslamış Tarhala belli ki eski bir Rum köyü. Zira ismi Rumca’daki “Trakhys” (taşlık, kayalık) sözcüğünden geliyor. Köyün camilerinden birinin de kiliseden “devşirildiği” söyleniyor. Ancak “uluslaşma” sürecinde Rumlara yar olmayan bu köy, belli ki kapitalizmin içinde bulunduğumuz evresinde “Türk köylüsü”ne de yar olmuyor. Bu kez etnik değil ekonomik temelli bir göç yaşanmış Tarhala’da. Terk edilmiş ağıllarda, kuşluklarda ve yapayalnız kalmış yıkık evlerde, gökyüzüne komşuluktan yerin yedi kat dibine inen öykünün izleri görünüyor. Soma’da tütün dendiğinde, pancar dendiğinde, zeytin, çiçek dendiğinde yüzlerce kişinin iç çekişinin nedeni, mülksüzleşme ve proleterleşmenin yer üstündeki enkazı karşınıza çıkıyor.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Tarhala’da köylülerce terk edilmiş köyün kuşlarca terk edilmiş kuşluğu
Yer gök zeytin, nar, ceviz… Her yerden su fışkırıyor. Köyün yemyeşil doğası aşağıya doğru bereketli Bakırçay ovası ile bütünleşiyor. Ama nafile! Hiçbiri para etmiyor! Ağıllar boş, zeytinler, narlar dallarda sallanıyor… Evlerinin kapısında geçmişlerini bekleyen köyün nenelerinden biri 60-90 kişi kaldıklarını anlatıyor. 2000 yılında 200 kişilermiş hiç olmazsa, öncesi daha da fazla. “Gençler nerede” diye aklımızdan geçirirken, bizi köye götüren maden işçisi Ramazan düşündüğümüz yanıtı veriyor: “Bu köyden çok fazla arkadaşım vardı madende…”

Tarhala’nın 1930’lardan kalma okulunun kapısına da kilit vurulmuş. Öte yandan Soma’da madencilik üzerine uzmanlaşmış Celal Bayar Üniversitesi Soma Meslek Yüksekokulu bulunuyor. Üstelik, “İş Sağlığı ve Güvenliği” konusunda uzaktan eğitim vererek para da kazanıyor. Katliamın ardından Meslek Yüksek Okulu’nun fakülteye dönüştürüleceği, ilçede Maden Mühendisleri yetiştirileceği müjdelenmiş. Ama “nitelikli emek gücü” yetiştirme iddiası taşımadığından olsa gerek, köyün güzelim okulu, Tarhala Okulu kapalı.

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kiliseden bozma camii
Tarhala Okulu’nun bahçesinden Soma’ya bakınca tütün yasası, kotalar, zeytinlikleri madenlerin hizmetine sokan tasarı görünüyor. Tarhala’dan Soma’ya bakınca bu yemyeşil verimli toprakların içinde açlık ve ölüm üretebilen kapitalist aklın akıldışılığı görünüyor. Öte Tarhala’dan Soma’ya bakınca madenci yetiştiren Meslek Yüksek Okulu görünüyor ama bir madenci hastanesi görünmüyor.

“Maden” filmini izleyen işçilerin şu repliği neden çılgınca alkışladıklarını Tarhala’dan Soma’ya bakınca anlıyorsunuz: “Biz eşek miyiz; işçiyiz işçi”

Salt emek gücünden ibaret kabul edilmeye karşı bu çığlık, belli ki insanlığını kabul ettirme mücadelesinin parolası gibi. Bu kavga sadece madenin değil insanlığın kavgası. Bu kavga madenlerden yükselecek ama belli ki sadece kömürün değil pancarın, tütünün, narın ve zeytinin üretimine ve emeğin yeniden üretimine dair iddiaları olacak bir kavga. Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık…
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Tarhala’nın okulu kapalı, çünkü maden patronlarının karına kar katacak bir şey değil.