Kadın işçiler mücadeleye - Neslihan Karatepe

Toplumsal cinsiyet, biyolojik cinsiyetten farklı olarak, kadın ve erkeği sosyal ve kültürel açıdan tanımlayan, onlara verilen toplumsal rolleri anlatan ve içerisinde eşitsiz güç ilişkilerini de barındıran bir kavramdır. Dişi ve erkek olmak biyolojik bir farklılığı gösterir, eşitsizlikler ise toplumsal cinsiyet kavramı üzerinden şekillenir.

Kız çocuklarının ve oğlan çocuklarının yetiştirilişinden tutun da, daha henüz bebeklik aşamasında seçilen renklere kadar iliklerimize işlemiş bir kırmızı çizgiler skalasıdır toplumsal cinsiyetin ilk emareleri. Bunun gündelik yaşam pratiklerinde, eğitim sistemi içinde, ders kitaplarında, çalışma hayatında algılarda mütemadiyen üretilmesi ve kalıplaşması ilk elden aklımıza gelenlerden.

İşte bu noktada bugün kadın işçiler olarak vermeye çalıştığımız mücadele toplumsal cinsiyet rolleri konusu ve doğurduğu eşitsizliklerdir.

Çalışma hayatında kadınlar yoğun olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonuçlarıyla yüzyüze kalıyorlar. Bunlardan birkaçı ise en temel olarak şöyle karşımıza çıkıyor.

Kadın işi, erkek işi olarak ayrılmış yani cinsiyetlendirilmiş meslekler haritası oluşturulmuş durumda. İlki yatay ayrışma. “Cam duvarlar” da denen bu ayrışma sonucu meslekler bölünüyor, kadına özgü meslekler belirleniyor ve kadın işçiler başka işler yapamıyor. Hemşire öğretmen, sekreter, satış elemanı, memurluk vs. Yani yüz yüze olacak olan işler kadınlar tarafından gerçekleştiriliyor. Erkek işçiler ise daha yüksek gelir getiren daha prestijli işlere gidebiliyor. Mühendislik gibi. İkincisi ise dikey ayrışma. “Cam tavanlar” da denen bu ayrışma sonucu kadın işçiler nadiren yönetici konumunda çalışabiliyor ve yükselme olanakları oldukça düşük.

Diğer bir hususta ev içi üretim süreci ve bunun beraberinde gelen ve ësevgi’ çerçevesinde meşrulaştırılmış olan bakım emeğidir. Bakım emeğinden kasıt evdeki çocuk, yaşlı, eş, sakat, hasta vb. bakımının kadın tarafından üstlenilmesidir. Bu noktada karşımıza çıkan “duygusal emek” kavramı da çok önemli bir husustur. Esasen çocuk, sakat bakımı kamusal bir hizmettir. Ancak günümüzde hükümet politikaları kadını eve bağlamak ve bireyselleştirmek için bakım emeğinin kadın tarafından verilmesini öngörür. Örneğin AKP Hükümeti sakat bakımı için sağlık merkezleri açması gerekirken bir miktar para vererek bakımı kadına yaptırmaktadır. Yine başka bir örnek de kadın işçilerin kreş hakkı olması gerekirken Hükümetin en az üç çocuk politikaları ve bazı maddi teşvikler ile çocuk bakımını kadına yaptırması ve kadının işten çıkmasına yol açan politikalarıdır.

Ev içi üretim süreci ve bakım emeğininde bir sonucu olarak kadınlar emek piyasasında enformal güvencesiz işlere de yönelmektedirler. Bunun yanında ise kriz dönemlerinde istihdam artışı kadın emeğinden sağlandığı gibi ilk işten atılanlar da kadınlardır. Yine güvencesiz çalışma koşulları düşük ücret, sosyal haklardan mahrumiyet ve her türlü esneklik politikalarından da en çok etkilenen kadın işçilerdir.

Kadın hayatının tümünü ortak kesen husus ise kadına dönük şiddettir. 2014’ün ilk altı ayında Türkiye’de en az 139 kadın öldürüldü. Birçok kadına yönelik tecavüz ve taciz olayı yaşandı. İşyerinde ve ailede kadın uğradığı şiddet sonrası hakkını arayamıyor, sessiz kalıyor.  Toplumsal cinsiyet eşitliği uluslararası bir hak olarak tanınmıştır...

“Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi” (CEDAW) BM Genel Kurulu tarafından 1979 senesinde kabul edilmiş bir uluslararası sözleşmedir. Söz konusu Sözleşme uluslararası hukuk açısından bağlayıcı nitelikte ve tüm dünyada insan hakları çevrelerince “kadınların insan hakları anayasası” olarak kabul edilmektedir. CEDAW Sözleşmesi, kadınların insan haklarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini düzenleyen temel uluslararası bir metindir. Türkiye Cumhuriyeti 1986 yılından bu yana CEDAW Sözleşmesi’ne, 29 Ekim 2002 tarihinden bu yana ise CEDAW İhtiyari Protokolü’ne taraftır.