Masallar prensesle prensin hikâyesi değildir aslında. Prensle kulenin hikâyesidir. Prensesi masalın başında bir kuleye kapatırlar, garibim kendini başrol sandığı bir masalda, bir köşede oturup kurtarıcı prensi beklemeye başlar. Asıl yolculuk prensinkidir. Prens, ormanlar, nehirler geçer ve kuleye ulaşır. Artık prensin muhatabı, prensesten çok aşılması belki fethedilmesi gereken o kuledir.
Prens kulenin dibinde bekleyen ejderhayı yenip prensesi kuleden kurtarır. Ejderhayı yenmiş prensten hayır gelmez. Zira ejderhayı yenmek için onun huyunu, taktiklerini öğrenmiş, onun kadar kudretli, onun kadar acımasız olmuştur. Ejderhayı yenen prens biraz ejderhalaşmıştır. Prenses bir gün bakar ki prens ateş püskürtüyor; kendisini öpüp uyandıran dudaklardan…
Rapunzel’i kurtaran prens diğer prenslerden ayrılır. Onun gücü ejderhanın taktiklerini öğrenmesinden değil, Rapunzel’in pamuk ipliği saçlarına tırmanmaya cesaret etmesindendir.
Bizim mahallede iki prensten de var.
Ejderhayı yenmiş prensler müteahhit oldu, eski kulenin yerine yenisini yapıyorlar.
Rapunzel’in saçlarına tırmanan prensler, işçi oldu. Binaların dış cephesini mantoluyorlar. Rapunzel’in saç örgüsünden bile ince demirlere tırmanarak. İskele yere çakılı değil, düzensiz konmuş iki - üç taş parçasının üzerinde bina boyunca yükseliyor. “Rapunzel, Rapunzel, uzat altın saçlarını…” İşçiler iskeleye tırmanmaya başlıyor. Her tırmanışta Rapunzel’in merdiven yapması için bir çile ip getiren prens gibi, binayı soğuktan- sıcaktan korumak için izolasyon maddesi yerleştiriyorlar, sıvıyorlar, boyuyorlar. Onlar hareket ettikçe Rapunzel’in saçları - iskele sallanıyor. Ya o saçlar koparsa, ya iskele çökerse… Kask yok, emniyet kemeri yok, prensinki gibi demir göğüslüğü geçtim, iş tulumu bile yok, bacaklarında şort, inip çıkıyorlar.
Rapunzel prenses değil, anne- babası fakir; garibim babası, annesinin canı marul çekti de paraları çıkışmadı diye cadının bahçesinden marul çalarken yakalanmış da sonra cadı Rapunzel’i rehin almış. Rapunzel kuleye kapandı diye kendini prenses sanıp, ‘aman gelip beni kurtarsınlar’ edasına giriyor. Nasıl ejderhayla savaşan prens ejderhalaşmışsa, cadıyla yaşayan Rapunzel de biraz prensesleşiyor, biraz cadılaşıyor demek. Rapunzel hiç düşünmüyor, ‘yahu bu prens beni kurtarırken başına bir iş gelir mi?’ diye… Müteahhit olmuş prensin emrinde çalışan işçi prensler, bina mantolama işinden sonra gidip yeni yapılacak bir kulenin inşaatında çalışıyor, belki kule inşasında bir çökme oluyor, enkaz altında kalıyorlar. Yahut kaldıkları çadırda yangın çıkıyor, çalışan prensler yanıyor. Müteahhit olmuş prens, “iş kazası” deyip geçiyor, prensesler, cadılar, müteahhit veliahtı prenscikler, kredi kartını kalkan gibi taşıyanlar, gidip o kulenin vitrinine bakıyorlar. Ejderhalı tişörtler çıkmış.
İşçi prensler pres makinelerinde uzuvlarını bırakıyor. Kepçe devriliyor altında kalıyorlar. Tırmandıkları kulelerde elektrik akımına kapılıp canlarından oluyorlar…
Memlekette her gün ölen işçi sayısı 3 ile 8 arasında değişiyor. Bu rakamlara, meslek hastalığından dolayı hayatını kaybedenler ve yaralananlar dahil değil…Türkiye’de en çok iş cinayeti olan sektör inşaat. En fazla görüldüğü şehir İstanbul. İnşaat İşçileri Sendika Girişimi’nin bir afişinde şu yazıyordu: “Dünyayı biz inşa ediyoruz, altında kalan biz oluyoruz.” Müteahhitlerin yeni kuleleri, temeline işçiler gömülerek yükseliyor.
Öngörülebilir ve önlenebilir olduğu için “İş kazası” değil, iş cinayeti.”
2008 İstanbul Davutpaşa maytap atölyesinde, 2010 BEDAŞ’ta, 2011 Ankara Ostim-İvedik’te, 2011 Van Bayram Otel’de, 2012 İstanbul Arka Sıradakiler dizi setinde, 2012 İstanbul Esenyurt Marmara Park AVM inşaatında, 2013 Zonguldak Kozlu maden ocağında, 2013 Milas-Güllük atık su terfi istasyonunda, 2013 İstanbul Esenyurt Doğa Hastanesi’nde meydana gelen “iş cinayetleri”nde hayatını kaybedenlerin Adalet Arayan İşçi Aileleri sorumluların yargılanması için adalet mücadelesine devam ediyor.
Her ayın ilk pazar günü saat 13.00’te Galatasaray meydanında Vicdan ve Adalet Nöbeti tutuyorlar. Üç yıldır, 28 Nisan’da bu günün “Anma ve Yas Günü” ilan edilmesi talebiyle etkinlikler düzenliyorlar.
28 Nisan, Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 2001’de “Dünya Çalışma Güvenliği ve Sağlığı Günü” ilan edildi. Bugün 30’u aşkın ülkede resmi olarak “Anma ve Yas Günü” kabul ediliyor. Adalet Arayan İşçi Aileleri , Türkiye’de de 28 Nisan’ın ekmeğini kazanırken hayatını kaybedenler ve geride kalanlar için Anma ve Yas Günü ilan edilmesi için bir kampanya yürütüyor. (Detaylı bilgi için: http://iscinayetleriniunutma.org/ )
Biz prenses değiliz, marul çalmamak için işe girmiş Rapunzelleriz. Saçlarımızı prens tırmansın diye aşağı salacağımıza, kesip kulenin balkon demirine bağladık. Kendi pamuk ipliğimize tutunarak sokağa iniyoruz. Saçını kesen perçemine yanmaz. Ejderhalaşmış prensin ateş püskürtmesine karşı haykırıyoruz: yeni kuleler yapma! İşçilerin can güvenliğini sağla, iş kazası yoktur, iş cinayeti vardır. İnşaatlar sürerken “Hızlı hızlı!” diyen müteahhitlerin başı, 1 Mayıs’ta bizi büyük bir ateş püskürtmekle tehdit ediyor... Artık Rapunzeller prensi kulede beklemiyor. Meydanlarda prenslerle kol kola yürüyoruz. Haydi 1 Mayıs’ta Taksim’e!