8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla: Kime umut bağlıyoruz? - Bilge Seçkin Çetinkaya

Yıl 1909… Triangle Kadın Gömlekleri Fabrikası Yangını’ndan iki yıl kadar önce. Uluslararası kadın hazır giyim işçileri sendikasının bir toplantısı. İşverenler daha uzun saatlere daha az ücretle çalışmalarını istemişler kadınlardan. Kadınlar dertlerine çare bulmak için toplanmışlar. Öfkeliler. Genel grevi tartışıyorlar.19 yaşındaki göçmen Clara kendisi gibi kadın işçilerle dolu bir salonda oturuyor. Oturuyor ve konuşanları dinliyor. Bilmem söylemeye gerek var mı? Kadınlara tıka basa dolu salona hitap edenlerin çoğu erkek. Ve genel grevin zararlarından bahsetmeden duramıyorlar. Clara lokal 25 adlı bir grubun üyesi. Grup kadınlardan oluşuyor ve sayıları bir kaç yüzü geçmiyor. Clara işte bu faaliyetleri yüzünden birkaç ay evvel işverenin tuttuğu çetelerce vahşice sopalarla dövülmüş, kemikleri kırılmış. Clara, oturuyor, dinliyor ve bekliyor. Toplantının starı sahne alıyor sonra. Amerikan Emek Federasyonu Başkanı Samuel Gompers kalabalığa ajite çekiyor. Kalabalık coşuyor. Ancak bir grev oylaması gelmiyor bu coşkunun ardından. Kalabalığın öfkesi alınıyor. Sonra sonsuzca diğer konuşmacılar. İki saatin sonunda sabrı tükenen Clara sahneye yöneliyor. “Söyleyecek bir çift lafım var” deyip kürsüye çıkıyor. “Artık daha fazla konuşma dinlemeye sabrım kalmadı” diyor. “O konuşmalarda anlattıklarınızı yaşayan, hisseden ve acı çekenlerden biriyim, ve şu an genel greve gitmemizi öneriyorum.”
 
Ertesi gün 15.000, onun ertesi gün 20.000’ler halinde greve çıkıyorlar. 20.000’ler ayaklanması olarak tarihe geçiyor bu olay. İşverenlerin eli armut toplamıyor tabi. Paralarıyla grevcileri dövecek çeteler kiralıyorlar. Politik nüfuzlarını polisi ve yargıçları etkilemek için kullanıyorlar. Grevcileri mahkum eden bir yargıç kürsüden haykırıyor: “fitne!” “siz Allah ve doğaya karşı geliyorsunuz!, doğaya ve Allah’a karşı grev yapıyorsunuz!” Tanıdık mı? Başka tanıdık bir şey daha söyleyeyim: kadınların arkasında duranlar kimler mi? Şaşılacak bir şey yok, kadınlar! Aynı koşullarda yaşamayan, “varlıklı” hani “burrrjuva” diye yerden yere vurulan, kadınların gücüne inanan ve oy hakkı için mücadele eden kadınlar. Bu kadınlar grev yaptığı için dövülen tutuklanan ve mahkeme çıkartılan kadınların mahkeme ve tedavileri için gerekli olan parayı buluyorlar. Onlar için dayanışma etkinlikleri organize ediyorlar. Kadınları sendikalardan kovmaya kalkan erkek işçilerin tersine.
 
Greve çıkan kadınlar, haftada 7 gün, günde 12-16 saat çalışıyor, işe ara vermesinler diye tuvalete gitmelerine izin verilmiyor. Bu çalışma karşılığında haftada 6 dolar, ayda 24 dolar. Bozdur bozdur harca. Fabrika çıkış kapıları üzerlerine kilitleniyor. Bir kaç yıl sonra, Triangle Gömlek fabrikasında işte bu sırf bu yüzden tam 146 işçi hayatını kaybedecek 123’ü kadın.
 
Bu manzara bizden pek mi uzak? Tarihi gelişme, ilerleme olarak görenler için greve giden hazır giyim işçilerinin çoğunlukla genç kadınlardan oluştuklarını hatırlatalım. Tıpkı bugün, bu çağda Bangladeş’te ve Kamboçya’da dünyanın dev markalarına hazır giyim üreten işçilerin %80’inin yirmili yaşlarının başındaki genç kadınlar olması gibi. Tıpkı onların da ayda Bangladeş’te 37 dolara, Kamboçya’da 25 dolara çalışıyor olmaları gibi. Tıpkı, 24 Kasım 2013’de Tazreen fabrikasında 112’sinin yanarak, ondan tam altı ay sonra Rana plazada “maaşlarınızı ödemeyiz” tehdidiyle sokuldukları atölyelerde yazıyla tam bin yüz otuz sekizinin binanın üstlerine çökmesiyle ölmeleri gibi.
 
Clara yirmi binler ayaklanmasının liderlerinden biri olmasının ardından tüketici aktivizmine yöneldi. Başlattığı et boykotu fahiş fiyattan satış yapan New York kasaplarının canına okudu. Şüphesiz onun yaptıkları ile bizim bugün Rana Plaza kurbanları için dünyanın en büyük uluslararası markalarına karşı verdiğimiz mücadele arasında bir bağ var. Kolaycılığa kaçarak, kocasının ve babasının sınıfına ait olarak tanımlanaveren ama kaderini Clara’ların kaderine bağlayan kadınlar arasında da. Biz neye umut bağlıyoruz peki? Biz o hınca hınç kadınlarla dolu salonda, erkek konuşmacıları dinlemekten yılmış, hırpalanmış, genç, göçmen titrek kadın elinin havaya kalkıp “söyleyecek bir çift lafım var demesine” elbette…ve onun yanında duran tüm kadınlara, kadınlık davasının sıra neferlerine...