Hepimizin bildiği gibi işçi sağlığı ve iş güvenliği kavramının İş hukukunda Sanayi Devriminin başlangıcından sonra yer aldığı kabul edilir.“İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği”; emekçilerin, gördükleri işlerden ötürü korunmaları ve karşılaşabilecekleri iş tehlikelerinin önlenmesi yolunda alınması yasalarla zorunlu kılınan önlemlerdir. Kapitalist üretimin gelişimine bağlı olarak gerçekleşen yoğun emek sömürüsü yoğun iş kazalarını, ölümleri, sakatlanmaları, işe bağlı/işten kaynaklanan hastalıkları beraberinde getirince, bunlara karşı işçi sınıfının vermiş olduğu mücadeleler sonucu kazanılmış haklar bütünüdür de diyebiliriz bu kavram için. Kavramın kendisi de işaret ettiği mücadele alanı da bu nedenle çok önemli ve değerlidir.kadınlar yandı kadınlar yürüdü
Diğer taraftan kapitalist erkek egemen düzende geleneksel işçi sağlığı ve iş güvenliği anlayışının cinsiyete karşı nötrmüş gibi davrandığını ancak nötrlükten ziyade eril olduğunu saptamak isabetlidir. Çünkü bu anlayışta riskler, tehlikeler ve hastalıklar herkes için aynıymış gibi gösterilir. Yani erkek işyerlerindeki kazalar, erkeği esas alan sağlık sorunları ve riskler temel alınır. Erkek işçinin ve deneyimlerinin göz önünde bulundurulduğu ve bunun üzerinden şekillenen işçi sağlığı ve iş güvenliği anlayışının kadın emekçiler için ne kadar sorun teşkil eden bir mevzu olduğu ortadadır. Bunda kadınlar tarafından yerine getirilen işlerin basit ve tehlikesiz olduğu ön yargısı da yatmaktadır. Kadın emekçiler için iş yerlerinde ayrı bir düzenlemenin olmaması, koruyucu önlem programlarının hiç olmaması ya da az olması, kadınların çalıştığı iş yerlerinde kadınlar açısından var olan/oluşabilecek olan risklerin görülmemesi ve ölçülmemesi, kadınların işten/çalışma koşullarından kaynaklanan rahatsızlıklarının sebebinin ise genellikle “kadınlık hallerine/hormon düzensizliklerine” bağlanarak önemsenmemesi büyük sorunları da beraberinde getirmektedir.*ceylanpınar kadın
İşçi sağlığı ve iş güvenliği anlayışı erkek merkezli olduğu için kadınların ev içinde yaptığı işler ve bu işlerin iş yerindeki hastalıkları ve riskleri nasıl etkileyebileceğine dair bir yaklaşım da yoktur. Kadınların çalıştığı hizmet, eğitim, tekstil gibi sektörler (ki bunlar da kadının geleneksel toplumsal rolüne uygun görülen işlerdir;”kadınlığın” bir uzantısı olarak görülen işler de diyebiliriz) ve yarı zamanlı, günü birlik, çağrıya bağlı işler daha kolay işler ve tehlikesiz işkolları olarak görüldüğü için buralara pek bakılmaz. Koruma değil sonuç esas alındığından daha sonra ortaya çıkabilecek olan hastalık ve risklerle de ilgilenilmez. Kadınlara özgü sağlık sorunları ve işten doğan riskler özel olarak dikkate alınmaz. Bu anlayışta cinsel taciz, cinsel sataşma, tecavüz ve iş yerlerinde yalnızca kadınların karşılaştığı, kadınların ruh ve beden sağlığını tehdit eden tehlikeler göz önünde bulundurulmaz. Hal böyle olunca da geleneksel işçi sağlığı ve iş güvenliği anlayışının tamamen değişmesi, bütün yasal düzenlemelerin ve uygulamaların toplumsal cinsiyet eşitliğine uygun hale getirilmesi gerekliliği kendisini dayatır.*
İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi içinde yer alan kadınlar 16 Şubat 2013’te Petrol-iş genel merkezinde kadınların katılımıyla “Evde İşte Çalışıyoruz, Sağlığımızdan Olmak İstemiyoruz” şiarıyla bir kadın çalıştayı düzenlediler. Daha sonra yapılan toplantılar neticesinde İSİG Kadın Meclisi olarak yola devam etme kararı alındı. İSİG Kadın Meclisi bu yıl kadınların yoğunlukla çalıştığı yerleri ve iş kollarını düşünerek Çorlu, Tuzla ve İstanbul’da üç atölye gerçekleştirdi. Ardında da 22 Şubat 2014’te Çerkezköy’de “Evde İşte Çalışıyoruz, Sağlığımızdan Olmak İstemiyoruz- Kadınlar İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğini Konuşuyor” şiarıyla ikinci çalıştayını gerçekleştirdi.isig kadın çalıştayı
Bütün bu atölye ve çalıştay faaliyetleri, birincisi; geleneksel eril işçi sağlığı ve iş güvenliği anlayışının değişmesi için kadınların bizzat ve bilinçle bu alandaki mücadeleyi yükseltmelerinin şart olduğunu gösterdi. İkincisi; bütün bu faaliyetler aynı zamanda hem kadın emeğinin görünür kılınmasında, hem de işçi sınıfının hak ve özgürlükler mücadelesinde yeni kazanımların ve yeni mevzilerin oluşturulmasında kadınların ne kadar büyük bir role ve öneme sahip olduklarını pratikte bir kez daha gösterdi.
İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin raporlarına göre 2012 yılında 61 kadın işçi yaşamını yitirdi. 2013 yılında iş cinayetlerinde en az 55 çocuk işçi, en az 103 kadın işçi, toplamda en az 1235 işçi yaşamını yitirdi. Her yıl dünyada 270 milyon iş kazası oluyor. 160 milyon işçi meslek hastalığına yakalanıyor.Uzmanlara göre iş kazalarının yüzde 98’i, meslek hastalıklarının yüzde 100’ü önlenebilir. Bu nedenle iş kazalarına “iş cinayeti” diyoruz.
Bu iş cinayetlerinden birisi ve hatta kadınlar için en önemlisi olan ve hatta bir milat olan 8 Mart’a da değinerek son sözümüzü söyleyelim: 8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlamıştı. Polis grevci işçilere saldırmış ve işçiler fabrikaya kilitlenmişti. Akabinde büyük bir yangın çıkmış ve kaçamayan 129 kadın işçi hayatını kaybetmişti. 26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirmiş ve öneri oybirliğiyle kabul edilmişti. O günlerden bugünlere her yıl 8 Mart’ta kadınlar dünyanın her yerinde kadın emeğinin, bedeninin ve kimliğinin sömürülmesine karşı hakları ve özgürlükleri için sokaklara, meydanlara çıkıyor. Bu yıl ülkemizde de her yıl olduğu gibi iş yerlerinde, sokaklarda, mahallerlerde meydanlarda, direniş alanlarında kadınlar çeşitli eylem ve etkinlikler yapacaklar. Örgütlü ve örgütsüz, özelde ve kamuda, ücretli ve ücretsiz çalışan bütün kadınların bu yalan, dolan, talan düzenine karşı seslerini yükseltmeleri çok önemli!
Bu vesileyle, 1857’de iş cinayetinde hayatını kaybeden tekstilci kadınların; 29 Aralık 2005′te Bursa’da Özay Tekstil Fabrikası’nda “İşten kaytarmamaları” gerekçesiyle çıkış kapıları kilitlenen ve çıkan yangında hayatlarını kaybeden beş işçi kadının; İstanbul Halkalı’da Pameks Tekstil fabrikasında çalışan ve 9 Eylül 2009 sabahı işe gitmek için bindikleri, fabrikaya ait olan ve servis aracı olarak kullanılan kapalı kasalı minibüsün sel sularına kapılması sonucu feci şekilde can veren sekiz işçi kadının; iş cinayetlerinde aramızdan ayrılan ev işçileri Fatıma Aldal ve Rukiye Şimşek’in; Çerkezköy’de iş cinayetinde kaybettiğimiz Satiye Gür’ün, Ceylanpınar’da boğulan tarım işçisi kadınların; Sarayburnu’nda, İvedik’te, Azdavay’da madende ölen mühendis kadınların; her Allahın günü şiddete uğrayan, öldürülen, intihara sürüklenen, iş cinayetine kurban giden eğitim ve sağlık emekçisi kadınların, Asistan Dr. Melike Erdem’in ve sayamadığım nice nice güzel emekçi kadının anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Anıları mücadelemize ışık tutsun. Yaşasın 8 Mart!
* Yazıda Necla Akgökçe’nin, İSİG Kadın Meclisi Çalıştayı-II’de yapmış olduğu sunumdan faydalanılmıştır.