“Birini sevmek, onları tanımak istemektir. Birbirimizi öğrenip tanıdığımız ölçüde, bugüne değin bizleri ayırmak için kullanılmış binlerce ayrımı algılayabilir, giderek kendi düşsel yaşamımızla kaynaştırabiliriz. Böylelikle, dört bucaktaki kadınların deneyimi, hepimizin ortak malı olur, hepimize aktarılan bir miras olur ve bu erkekler dünyasında kadın olmanın ne demek olduğunu iyice anlarız”. (Kate Millett)
Evde, işte, fabrikada, tarlada ve diğer bütün yerlerde kadınlar çifte sömürüye maruz kalmalarından dolayı çalışma hayatının barındırdığı risklerden en çok etkilenen kesim olurlar. Ücret eşitsizliği, güvencesiz çalıştırılma, esnek çalıştırılma kadınların maruz kaldığı bu risklerden sadece birkaçıdır. Fakat bir yandan da hep gözardı edilen görülmek istenmeyen bir konu daha vardır: Sağlıklı ve güvenli çalışma hakkımız... Biz kadınlar çalışırken hastalanıyor, çalışırken ölüyoruz. İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre kapitalist ve eril çalışma dünyasında 2013 yılında en az 103 kadın yaşamını yitirdi. Bu sadece bir sayı olmasının ötesinde kadınlar için çok daha fazlasını içerisinde barındırmaktadır. Bu nedenle sağlıklı ve güvenli bir çalışma hakkı için ayrıca mücadele etmeliyiz. Peki ama nasıl bir mücadele?
İş kazaları, iş cinayetleri ve meslek hastalıkları bütün emekçileri ilgilendirmekle beraber bizler eril çalışma dünyası ve ortamları içerisinde, çifte sömürüye maruz kaldığımız için kadınlar olarak daha çok mücadele etmeliyiz. Üretimin ve yeniden üretimin arasında gidip gelirken hem evde hem işte, karşılığı olsun, olmasın çalışıyoruz. En çok sömürülen bizler olmamıza rağmen, güvencesiz çalışan ve korunmasız kalanlar da yine bizleriz. Çalışırken hastalanıyor, sağlığımızı kaybediyor, şiddete ve tacize maruz kalıyor ve ölüyoruz. İşte tam da bu nedenle bu mücadelenin hepimizin ortak emeği olması gerekir. Deneyimlerimizi paylaşıp ortak çözümler üretmemiz gerekir.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kadın Meclisi geçtiğimiz aylarda Çorlu, Tuzla ve Çağlayan’da olmak üzere çeşitli sektörlerde çalışan kadın işçiler ile atölye çalışmasında biraraya geldi. Kişiler ve yerler farklı ama sorunlar ve çözüm yolları ise aynıydı. İş kazalarına maruz kalma, uzun çalışma saatleri, mobbing, taciz, ağır yük kaldırma, kimyasallara maruz kalma gibi birçok sorun neredeyse bütün kadınlar için ortaktı. Bu nedenle çözümler için beraber mücadele etmek gerekirdi.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kadın Meclisi bu noktadan yola çıktı ve “Evde işte çalışıyoruz, sağlığımızdan olmak istemiyoruz” dedi. Yine bu başlık altında 22 Şubat’ta Çerkezköy’de ikinci kadın çalıştayını düzenleyecek. Çalıştay ise Çerkezköy’de bir fabrikada çok yoğun şartlarda çalışan ve bir yandan da evde kocasından sürekli şiddet gören, işyerinde geçirdiği iş kazası sonucunda feci şekilde yaşamını yitiren Satiye Gür’e adandı...
“Kadın işçiler işçi sağlığı ve iş güvenliğini konuşuyor” alt başlıklı çalıştayda; iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, iş müfettişi, avukatlar ve kadın sendikacılar olacak ve kadın emekçilerin sorunlarına hep birlikte çözümler üretmeye çalışacağız.
Sadece Çorlu, Çerkezköy ve İstanbul’daki kadınların değil ülkenin dört bucağındaki kadınlar da deneyimlerini aktardığı zaman işçi sağlığı iş güvenliği mücadelemiz hepimizin ortak bir mirası olacaktır. Bu nedenle bu çalıştay hem Satiye Gür’e hem de işçi sağlığı iş güvenliği mücadelemize sahip çıkmak için önemlidir. Bütün kadınları, bugüne kadar bizi ayırmak için kullanılmış ayrımlara karşı, birbirimizi tanımaya, deneyimlerimizi paylaşmaya ve hepimize aktarılacak bir miras oluşturmaya bekliyoruz...