Birçok medya kuruluşunda silikozis hakkında haberler yapıldı, hastalığa yakalanan işçiler ile röportajlar yapıldı. Peki, yeterli önlemler alındı mı? Hiç zannetmiyorum...
Merdiven altı atölyelerinde kot kumlama yapan pek çok yer var, ne yazık ki yeterli denetim yok. Taşeronların çoğu, iş güvenliğini sağlama ve sağlığını koruma zorunluluklarından kaçarak yüzlerce işçinin hayatını hiçe saymaya devam ediyorlar. Ne de olsa kar elde etmek bir işçinin hayatından daha önemli. Bu durum, kapitalist sistemin, labor supply, yani emek arzını kendi lehine kullanmasıyla açıklanabilir. Emek arz fazlası, firmalara düşük ücrette ve sağlıksız çalışma koşullarında çalışabilecek işçileri bulabilme kolaylığını sağlıyor. İşçiler de para kazanmak uğruna sigortasız ve sağlıksız koşullarda çalışmayı kabul etmek zorunda kalıyorlar.
Silikozis hastalığını bilmeyenler için bir kez daha hatırlatalım ki herkes ne kadar ciddi bir hastalık olduğunu , işçilerin ve ailelerinin hayatlarını nasıl olumsuz bir şekilde etkilediğini herkese anlatalım.
Maden işçileri, taş ocağı işçileri, kot taşlama işçileri, çimento fabrikası ve cam endüstrisi çalışanları özellikle risk grubunda yer almaktadır. Silisyum tozlarının uzun bir süre solunması sonucunda akciğerlerde yaygın iltihaplar ve fibroz odakları ortaya çıkmaktadır. Hastalık uzun bir süre kendisini belli etmeden vücutta ilerlemeye devam eder. İlerlemiş vakalarda, halsizlik, nefes darlığı,göğüs ağrısı, morarma , kan öksürme gibi rahatsızlıklara yol açar. Ne yazık ki bu hastalığın özel bir tedavisi yoktur.Pek çoğu oksijen tüpü verilerek evlerine geri gönderilirler. İşte tam da bu nedenle, çalışma koşullarının sağlığa uygun bir şekilde hazırlanılması büyük bir önem arz etmektedir.
İstanbul'un Alibeyköy, İkitelli, Halkalı, Güngören ve Sultançiftliği gibi semtlerinde denetimden uzak pek çok kot kumlama atölyesi bulunmaktadır. Yeterli önlemler alınmadığı sürece bu atölyeler var olmaya ve bu atölyelerde çalışan işçiler ne yazık ki hastalanmaya devam edecekler. Habertürk muhabiri Murat Karataş'ın özel dosyası "Bir Nefes Hikayesi, Silikozis Hastaları" işçilerin yaşadıkları durumu tüm gerçekliği ile ortaya koymaktadır. Karataş, Bingöl'ün Karlıova İlçesi'ne bağlı Taşlı Çay Köyü'ne giderek, silikozis hastalığına yakalanan işçiler ile röportaj yaptı. Köyde 160 kişi hastalık ile mücadele etmeye çalışıyor.Oysaki İstanbul'a para kazanmak ümidi ile gittiler, fakat bedeli ağır oldu. Köydeki 10 kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Türkiye genelinde ise 1388 kişinin silikozis hastalığına yakalandığı Meslek Hastalıkları Hastanesince tespit edildi.
PEKİ NELER YAPILMALI?
-İş ve iş güvenliğini sağlamayan atölyeler kapatılmalıdır.
-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve İş Teftiş Kurulu müfettişleri denetimlerini sıklaştırmalı ve işçilerin hayatını hiçe sayan merdiven altı atölyeleri tespit ederek kapatmalıdır.
-İleri düzeyde maskeler kullanılmalıdır. Hava tüpleri kullanılan tüm vücudu örten giysiler giyilmelidir.
-ARGE'ye daha fazla kaynak ayrılarak taşlamayı işçiler yerine robotların yaptığı sistemler geliştirilmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.
-Hasta işçilerin maddi ve manevi bütün zararları karşılanmalıdır.
- Hasta işçilerin tedavileri sosyal güvence şartına bakılmaksızın ücretsiz bir şekilde yapılmalıdır.
-İşçileri yürüttükleri hukuk mücadelesine destek sağlanmalıdır. Bu bağlamda, Adalet Bakanlığı'na büyük görev düşmektedir.
Kot Kumlama Dayanışma İşçileri Komitesi'nin savunduğu gibi,' silikozis raporunu alan kot işçilerine iş göremez gelirinin bağlanması,çalıştığını ispat yükümlülüğünün kaldırılması ve sigortalılık veya fiili çalışmanın ispatının aranmaması' hem işçiler hem de aileleri için çok önemlidir.
Unutmayalım ki, silikozis hastalığı günlük yaşamda ortaya çıkan bir hastalık değildir. Bu hastalık, sağlıksız çalışma koşulları nedeniyle meydana gelmektedir. Silikozis hastalığı hiçbir kimsenin kaderi olamaz. Gerekli önlemler alınsaydı ve teknolojik altyapı hazırlansaydı, silikozis hastalığı nedeniyle hiçbir işçi hayatını kaybetmezdi.
Maliyeti ne olursa olsun bir insanın hayatı her şeyin önünde gelmelidir. Silikozis bir hastalık olarak değil, iş ve iş güvenliğini sağlamayan şirketlerin kasten bir insanın hayatına zarar vermesi olarak tanımlanmalıdır.