Demokratik yerel yönetimlerin inşasında işçi sağlığı mücadelesi - S.Murat Çakır

Yerel seçimler sürecindeyiz. 30 Mart Kürt Halkı açısından önemli çünkü iradeleşmesini ortaya koyması bakımından bir gösterge olacak. 2009 yerel seçimlerinde BDP; Amed/Diyarbakır, Siirt/Sêrt, Batman/Êlih, Hakkari/Colemêrg, Iğdır/Îdir, Şırnak/Şirnex, Tunceli/Dersim ve Van/Wan’da belediye seçimlerini kazandı. Bu seçimlerde ise Bölgenin diğer şehirlerinde de belediyelerin alınması bekleniyor. Peki seçimleri kazanmak demokratik yerel yönetimleri oluşturma mücadelesinde yeterli mi?

Birçok husus söylenebilir ancak bizim konumuz işçi sağlığı. Yukarıda saydığımız ve BDP’nin hakimiyeti olduğu şehirlerde 2013 yılında sırasıyla oniki, iki, altı, dört, bir, onsekiz, bir ve altı olmak üzere 50 işçi/emekçi kardeşimiz yaşamını yitirdi. Evet sadece 2’si belediye işçisi. Buradan bakarsanız belediye çalışanlarının sağlığı konusunda BDP’li belediyelerle Türkiye’nin diğer belediyeleri karşılaştırılamaz. Çünkü geriye kalan 73 şehirde 60 belediye işçisi can verdi...

Yine 2013 yılında bu şehirlerde 3 çocuk ve 5 kadın işçi can verdi. Özellikle 13 yaşındaki inşaat işçisi kardeşimiz Orhan Sürer’in Bismil’de yaşamını yitirmesi bizleri derinden etkilemişti...

Geçtiğimiz hafta ise iki acı olayı gazetelerde okuma fırsatı buldum. Diyarbakır’da Bağlar Belediyesi bünyesinde temizlik işçisi olarak görev yapan ve geçim sıkıntısı nedeniyle mesai sonrası inşaatta çalışan, tek gözü görmeyen 45 yaşındaki Metin Güvercin, Dicle Üniversitesi ek bina inşaatının 6. katından düşerek can verdi. Yine Mersin’de Gültan Kışanak’ın yeğeni Mustafa Kışanak, Mersin’de çalıştığı inşaattan düşerek can verdi...

İşçi ölümlerinin kıyaslaması olmaz. Bizim için amaç bir işçi/emekçi bile olsa can güvenliğinin ve sağlıklı çalışma koşullarının sağlanması olmalıdır. Bu bakış açısı, işçi sağlığı bakımından yeni bir toplumu kurmanın ön koşuludur...

Bölgede iş cinayetlerinin çok büyük bir çoğunluğunun AKP ve Cemaat tarafından oluşturulan taşeron çalışma ilişkileri içinde gerçekleştiğini görüyoruz. Peki burada halk ve onun iradeleşen yönetimi olarak belediye, işçi sağlığı koşullarının gerçekleştirilmesi için bu devlet/sermaye güçlerine baskıda bulunamaz mı? Hangi işkolu olduğunun farkı olmaksızın bu yapılabilir.

Kürt Halkını “halk” yapan önemli unsurlardan biri, tüm ezilen kesimlerin taleplerini savunma mücadelesi. Biliyoruz ki iş cinayetlerinin önlenmesinde de en örgütsüz/korunmasız olan kesimlerin -çocuk, kadın işçi gibi- taleplerinin öne çıkarılması gerekiyor. Bu hususun üzerine eğilerek bir çalışma yapılamaz mı?

Yukarıda bahsettiğim Mustafa kardeşimizin ölümünden dolayı Kışanak Ailesi’ne başsağlığı dilerim. Kürt Halkının acılarının yanında bir de iş cinayeti acısını bizzat yaşayan Gültan Kışanak, 30 Mart sonrası Bölgede oluşturulabilecek işçi sağlığı mücadelesine de önderlik edemez mi? Çünkü işçi sağlığı sorununda da acılarımızı dayanışarak aşabilir ve ancak mücadele ederek başka acıların yaşanmasını engelleyebiliriz...

Özgürlük durarak ya da eleştirerek değil inşa ederek gerçekleşebilir ve bu bakış açısıyla toplumcu belediyecilik anlayışı gerçekleştirilebilir diye yazıyor gazetemiz. Eğer “Şehir Bizim” ise eğer “Kendimizi ve kentimizi biz yöneteceksek” ve bu anlamda eşbaşkanlık ve kazanma tavrı özümsenmişse, projeler oluşturulmuşsa işçi sağlığı/ can güvenliği talebi de bir proje olarak bu süreçte yerini alamaz mı? Çünkü Kürt halkı işçisiyle, köylüsüyle emekçi bir halktır. Sadece Bölgede değil Batıya da özellikle tarım ve inşaat alanlarında ücretli emekçi göçü verir. Ve bu halktır ki mücadeleyi gelinen noktaya taşıyabilmiştir.

İşçi sağlığı da Kürt halkının hakkıdır. Parti ve belediyeye düşen görev bu konuda seferberliği başlatmaktır sadece...

Biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız...