Öncelikle Gever’de polis tarafından katledilen metal emekçileri Mehmet Reşit İşbilir ve Veysel İşbilir’in ailelerine başsağlığı dilerim...
Veysel’in annesi Gozel İşbilir, MEYA-DER tarafından düzenlenen basın açıklamasında, “Oğlum sabah işe gitmek için evden çıkmıştı. İş çıkışı yeğeni Reşit ile çarşıya gitmiş. Orada partinin basın açıklamasına katılmışlar ve sonrasında polis onlara saldırmış. Her tarafı makine yağları, simsiyah yüzleri ve elleri yağ kir içindeydi. Çocuklarımız günahsız bir şekilde katledildi...”sözleriyle acısını anlatıyordu.
Sermaye ve devletin halkın iradeleşmesine ve değerlerine sahip çıkmasına verdiği cevap buydu...
Diğer yandan işyerlerinde; işe giderken-gelirken; kaldığımız evde, barakada, çadırda; kadınlı erkekli, çocuk yaşlı demeden başka bir katliamla da karşı karşıyayız. 2013’ün ilk 11 ayında 1122 işçi kardeşimiz adına iş kazası denilen cinayetlerde yaşamını yitirdi.
Önlemler alınmadığı için yaşanan ve hatta bazen toplu katliamlara dönen bu işçi ölümlerinin sorumlusu sermaye ve devlet değil mi? Makinenin yağında, traktörün kasasında, inşaatın iskelesinde... can veren arkadaşlarımız toplumun bilincine çıkarılamayan bir şiddete maruz kalmıyorlar mı? İşçiler için verilecek bir mücadeleyi iradeleştirmek gerekmiyor mu?
Demokratik özerklik programı ile birlikte Kürt halkı önemli atılımlar yaptı. Yine eşbaşkanlık anlayışı, kadın ve gençlik hareketlerinin dinamiği çok önemli örnekler. Ancak aynı anlayış bir türlü emek hareketinde gerçekleşmiyor. Bunun en önemli nedeninin hala bu temel alanı “cephe gerisi” olarak gören eski alışkanlıklarda gizli olduğunu düşünüyorum.
Emek hareketinde kamu çalışanları ve işçi sendikalarında, meslek örgütlerinde Kürt siyaseti önemli mevzilere sahip. Özellikle bölgenin tüm sendikalarında ve kamu çalışanları sendikasında merkezi düzeyde etkin bir durumda. Ancak bu mevzilerde cepheyi destekleyici bir bakış açısı ile bulunulduğu için emek hareketinin karşı çıkışını örgütleyemiyor. Yine demokrasi anlayışı da siyasal temsili farklı siyasal eğilimlerle paylaşmaya indirgenmiş durumda.
Bu yaklaşımla emek hareketinin örgütlenmesinde bir mesafe alınması mümkün değil...
Rojava’da filizlenen devrimin burada hareketin merkezinde de gerçekleşebilmesinin sırrı işçi sınıfının örgütlenmesinde aktif ve mücadeleci bir tavır alınmasında saklı. Asgari ücret mücadelesinden iş güvencesine ve bizim ana konumuz olan işçi sağlığı hareketinin oluşturulmasına kadar.
2013’ün ilk 11 ayında yaşamını yitiren 97 kadın ve 58 çocuk işçi için mücadele demokratik yaşamın vazgeçilmezi değil mi? En çok ölümün yaşandığı sektörler olan inşaat ve tarımda yoğun bir Kürt işçi bileşenin olduğu ve bunun örgütlenmesinin işçi sağlığı mücadelesi kadar barışa da katkı yapacağı bir gerçek değil mi?
İşçi sağlığı hareketinin oluşturulmasında önümüzde önemli görevler bulunmakta. İlk adımı Özgür Gündem Emek Editöryası attı ve bileşeni de olduğu İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne 15 günde bir köşe yazısı yazma imkanı sundu.
Sırada bölgede bulunulan bütün yerel yönetimlerde çalışan işçi, kamu çalışanı herkesin hiçbir iş cinayetine ya da hastalığına uğramaması için adım atmak ve bunu işçilerin iradesi ile gerçekleştirmek. Yine siyasal temsil mekanizmalarında işçi sağlığı mücadelesini basın açıklaması, önerge gibi teşhir mekanizmalarının ilerisine taşımak. Son olarak da özellikle en tehlikeli sektörler başta olmak üzere ortak bir işçi sağlığı mücadelesini oluşturmak ve yaygınlaştırmak...
Mücadelelerimizin ve çözümlerimizin ortaklaşması dileğiyle...