Emeğime bedenime kimliğime dokunma! - Deniz Özlem Bilgili

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü, kadınların erkek şiddetine, ekonomik şiddete ve devlet şiddetine karşı mücadelelerini ve dayanışmalarını türlü eylem ve etkinliklerle ifade ettikleri gün.

Kadına yönelik şiddetin en dolaysız biçimlerinden biri çalışma yaşamında ortaya çıkıyor. Kadınlar, emekçiler içinde en zayıf halka görüldükleri için ilk saldırılara maruz kalıyor. Burada en can alıcı noktalardan biri de devletin ekonomide kadınları görünmez kılmaya çalışmasının bir sonucu olarak meslek hastalığı ve iş cinayetleri ile hayatını kaybeden kadın işçilerin ölümlerine de kayıtsız kalınması. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin Eylül ayı raporuna göre aynı ay içinde 15 kadın iş cinayetinde yaşamını yitirmiştir. En son 13 Kasım Çarşamba günü İstanbul’da 42 yaşındaki ev işçisi Rukiye Şimşek çalıştığı evin penceresinden düşerek hayatını kaybetmiştir. Ankara Adliyesi’nde hakim adayı olarak stajyerlik yapan 26 yaşındaki Didem Yaylalı, kendisine yapılan baskılar sonunda hakim olma hakkı da elinden alındığı için Ağustos ayında intihar etmiştir ki uygulanan şiddet ve baskı kimi zaman bir çok kadını maalesef kendi hayatına son vermeye de itmektedir. Yine kadınların kamyon kasalarında, kapalı kasa minibüslerde sağlıksız güvenliksiz bir şekilde taşınırken iş cinayetine kurban gitmeleri; özellikle eğitim ve sağlık emekçilerinin çalıştıkları işyerlerinde yaşadıkları şiddet de devlet tarafından görülmemektedir.

Kadınlar on yıllık AKP iktidarı döneminde bütünlüklü ve sistematik olarak her tür şiddetin hedefi oldular. 10 yıllık AKP iktidarı döneminde kadına yönelik şiddet ciddi düzeyde arttı, kadın cinayetlerindeki artış oranı yüzde 1400 oldu. Her gün ortalama 4-5 kadın erkekler tarafından katlediliyor. AKP, kadına yönelik şiddeti engelleyecek daha köklü girişimlerde bulunmak yerine kadının zaten şiddet gördüğü aileyi korumak ve güçlendirmek adına boşanmaları engellemeye yönelik projeler üretip duruyor. Taciz ve tecavüz vakalarının sayısı da oldukça yüksek. Her gün kadına şiddet haberleri geliyor: Adana’da 16 yaşındaki çocuğa ekip aracında tecavüz; İstanbul Kağıthane Asayiş Müdürlüğü’nde bir kadına tecavüz; Gezi Direnişi sırasında İstanbul Beşiktaş’ta bir kadına polis aracında tecavüz tehditi ve dayak, taciz; Ankara’da akrep denilen polis aracında yine bir kadına tecavüz tehditi, taciz; Gezi Direnişi sürecinde gözaltına alınan her yaştan ve meslekten kadına uygulanan çıplak arama şiddeti ve psikolojik şiddet; Mardin’in Nusaybin ilçesinde Suriye sınırına örülen duvara karşı açlık grevinden ölüm orucuna giden Belediye Başkanı Ayşe Gökkan’a uygulanan şiddet ve en son Eğitim-Sen üyesi emekçilerin Ankara’da yaptıkları haklı-meşru eyleme karşı devletin polisinin uyguladığı şiddet ki bir kadın öğretmen başından gaz kapsülü ile vuruldu...

İşte bu nedenlerle, iktidara geldiği günden beri kadını özgür ve eşit bir cins, birey, vatandaş olarak görmeyen; kapitalist erkek egemen sistem çerçevesinde neo-liberal ve yeni muhafazakar kimliğine uygun olarak kadın emeğini, bedenini, kimliğini baskı ve denetim altına almayı ve sömürmeyi tercih eden AKP’ye karşı kadınların öfkesi var, isyanı var ve sokaklara yansıyan direnişi var. Geçen yıl “kürtaj haktır karar kadınların” diyerek sokaklara çıkan ve AKP’ye geri adım attıran kadınlar Haziran’da direnişin en ön saflarında yer aldılar ve en son Kadın Emeği Platformu’nu kurarak mücadelelerine bir ivme daha kazandırdılar. Kadınlar kendi yaşamları, emekleri ve bedenleri üzerinde söz, yetki ve karar hakkına sahip olmak için mücadele ettikçe, örgütlendikçe özgürleşeceklerdir.