Marmaray muhabbeti bugünlerde sönümleniyor gibi ve belki de artık bu konu üzerine daha sakin kafayla bir şeyler söylemenin zamanı geldi.
Basitçe parçalarına ayırarak söylersek mesele şuydu. Tipik bir Erdoğan tarzıyla hükümet, etti edemedi Marmaray projesinin açılışını ille de 29 Ekim şovuna yetiştirmek için zorladı ve bunu başardı. Buna karşın, bu işten anlayanlar ve meslek odaları, bu çaptaki bir projenin böyle politik istismar uğruna zorlanmasının ciddi güvenlik sakıncaları yarattığını söylediler ve bir anda mesele bir muhalefet öğesi haline geldi. Ama bu arada, ortaya tuhaf bir durum da çıktı.
Şimdi; tamam, Jaws ve benzeri filmlerin bildik senaryosu AKP'nin ve AKP türü yönetimlerin olduğu her yerde gerçekçidir. Şöyle olur: Bölgenin belediye başkanı ya da şerifi, politik çıkarları uğruna bir kimyasal, biyolojik tehlikeyi, ya da bir barajın çökme olasılığını hafife alır ve kendisini uyaran uzmanı (ki o çoğu kez filmin de kahramanıdır) dinlemez. Sonuç, felakettir. Plaj köpekbalıklarının kahvaltı mekanı olur ya da baraj çöker ya da bir kimyasal atık örümcekleri yüz kat büyütür, vs. vs... Marmaray vakasında ya da bir başka "çılgın" projede böyle şeyler mümkün müdür? Evet, mümkündür; hatta çok çok mümkündür.
Ama sorunumuz şu: Marmaray'ın çökme olasılığı, temel bir muhalefet konusu mudur? Marmaray, en azından orta vadede doğru düzgün çalışırsa ne olacak? İmana mı geleceğiz? Yanılmış mı olacağız? Daha da önemli soru şu: Boğazın raylı (arabalı değil, raylı) bir tüp geçitle aşılması özü itibarıyla yanlış bir proje midir? Önümde ta 70'li yıllara ait bir küpür var; Mimarlar Odası, ilk köprü yapılırken, "köprü değil metro yapın" demiş ve doğru demiş.
AKP, (bu konuyu daha sonra yeniden ele alacağım ama şimdilik kısa bir açılış yapalım) kitlelerle olan ilişkisini "gündelik müşteri memnuniyeti" diyebileceğimiz bir politika üzerine kuruyor. Yani, siz akbilinizi basıp bir araca biniyor ve daha önce yapılmamış bir yoldan bir yere gidiyorsunuz; inerken de "memleketin ilerlemiş olduğunu" düşünüyorsunuz; ayrıca bu durum sizin hayatınızı en azından bir süreliğine kısmi olarak kolaylaştırıyor. Doğal olarak bu hayatı kolaylaştıran duruma neden karşı çıkıldığını da anlamakta zorlanıyorsunuz. Bu, "gündelik" bir memnuniyet; tarihi bakışa ve gelecek kaygısına dayanmıyor; zaten yurttaşın bunları düşünecek zamanı da yok. Yani, elin memleketinde bunlar yüz yıldır var demiyor; madem bu mümkündü köprülerle neden şehrin bağrını deliyorsunuz da demiyor. Kentin ormanlarının biçilmesi pahasına yapılan bir salak otoyoldan geçerken örneğin, "eh, ama yol da epey kısalmış" diyor ya da devasa gökdelenlerin ona hiçbir katkısı olmadığı halde yine de bunu bir "gelişme" simgesi olarak görüyor, bu "gelişme"nin eninde sonunda kendisine de bir yararı olabileceğini düşünüyor.
Hakkını teslim etmek gerekirse, AKP, yurttaşın bugününü bir nebze rahatlatan, ona genel bir gelişme illüzyonu sunan ama öte taraftan hem kendi çetesi başta olmak üzere inşaatçıları karun eden, hem de geleceği sakatlayan projelerde ustalaşmıştır. Bu nedenle de muhalefetin itiraz ve karşı çıkış alanlarını sığlaştıran, onu çok dar yerlere hapseden yüzeysel yaklaşımlar, geniş kitleler üzerinde etki yaratmamakta; solun zaten bir mızmızlar ve felaket tellalları topluluğu olduğu yolundaki genel imajı güçlendirmektedir.
Marmaray'dan ya da başka bir AKP projesinden Jaws çıkar mı? Daha beteri de çıkar. Muhtemel bir İstanbul depreminde örneğin, o dönüşümcülerin ne haltlar yediğini acı şekilde öğreneceğiz. Ama sorun şu ki, muhalefet cephesi (en azından CHP'ninkinden) daha derinlikli bir yere inşa edilmeli, daha derin bir bilinç yaratılmalıdır. Güncel aptallıklara karşı mizah, evet, ama Jaws çıkmayan yerde düzenin kendisini aklayan bir tarzda değil. Yoksa o "gündelik memnuniyet" duvarını aşmak çok mümkün olmayacaktır.