Uzun yıllardan bu yana hayvan sayımız azalıyor, arzulanan seviyeye bir türlü gelemiyor.
Kurban Bayramı geldi. Bakan Mehdi Eker; “Kurban ile ilgili hayvan sorunumuz yok. Yeterli.” Diyor. Doğru olabilir. Yalnız hayvan sayımızın kurban ihtiyacını karşılıyor olması hayvancılık politikamızın doğru yürüdüğü veya yürütüldüğü anlamına gelmiyor.
Bakın. 2011 yılı içerisinde 116 bin 136 ton karkas sığır eti ithal etmişiz. Yurt dışından 126 bin 873 baş canlı kasaplık dana, 1 milyon 133 bin 587 baş kasaplık koyun satın almışız. Besi amaçlı 392 bin 988 sığır, 472 bin 415 baş koyun dışarıdan getirtmişiz. Kurbanlık için 16 bin 606 baş sığır, 53 bin 693 baş koyun ithalatı gerçekleştirmişiz. İthalat rakamlarıyla üretimimizi karşılaştırdığımızda ithalatın azımsanmayacak bir boyuta ulaştığı görülüyor.
İthalat belirliyor
İthalatın boyutu ve üretim üzerinde oluşturduğu baskı hayvancılıkla uğraşanları endişelendiriyor. Nedeni şöyle: Hükümet, Et ve Süt Kurumu ile et piyasasına müdahale ediyor. Ancak Et ve Süt Kurumu ne yazık ki, üretici ve tüketici lehine piyasayı düzenlemiyor. Düzenleme şirketlere yarıyor.
Ali Ekber Yıldırım (Dünya Gazetesi-17.09.2013): “Devletin sıfır gümrükle ithalat yetkisi var... 2010 yılından bu yana kilosunu 8-9 liradan ithal ettiği eti dondurarak depoya koydu. Şimdi o eti 15.65 liradan piyasaya vererek fiyatın yükselmesini önlemeye çalışıyor.” Bu politikalar aslında besicilerin iflasına neden oluyor.
Hayvan yetiştiricileri de besiciler gibi dertli. Hayvan yetiştiricilerine biliyorsunuz 7 yıl ödemeli sıfır faizli kredi sağlandı. Hayvan yetiştiricileriyle konuştum. İşin ehli, gerçek hayvan yetiştiricileri bu krediyi yanlış buluyorlar. Diyorlar ki; “Kredinin bir yararı olmadı. Olmayacak. Üretimi artırmadı. Artırmayacak da. Zararı bile oldu. Başka yerden kredili koyun alıp getirenlerin koyunlarını getirirken yolda bir kısmı yavru attı. Geldiği yerin havasına uymayanların bir kısmı da telef oldu. Kazanan zenginler oldu. Servetlerini arttırdılar. Şöyle; zenginler koyunlarını sattılar. Paraya çevirdiler. Bu zenginlerin şehirde ipotek verecek evleri olduğu için bankaya gidip kredili koyun aldı. Aldığı koyunları iki yıl sonra sattı. Aldığı 7 yıl faizsiz krediyi kullandı. Servetini arttırdı. Koyunlar sadece yer değiştirmiş oldu. Kredi yerine elindeki bırakacağı dişi kuzuya, dişi danaya devlet destek verse. Satma, yetiştiriciliğe devam et, dişi damızlık hayvanların kesimi yasak dese, kısa zamanda hayvan sayısı da, üretim de artar.”
Zenginin servetini arttıran kredi sistemi yerine yoksul köylülere, kendilerinin gütmeleri koşuluyla 100 koyun verilse köyde rahatlıkla geçinir. Hayvan sayısı artar. Et ihtiyacı üretimle karşılanır. İthalata gerek kalmaz. Bir de, barış sağlansa, hayvanlar ile meralar buluşsa, bu hasret dindirilse, ithalatın yerini ihracat alabilir.
Yem fiyatı yüksek
Hayvancılıkta yem girdisi maliyetin yaklaşık yüzde 70’i civarında. Yetiştiriciler yem fiyatlarının yüksekliğinden şikayetçiler: “Yemciler, bizden tüccar arpanın kilosunu 50-55 kuruştan alıyor, paketleyip-çuvallayıp bize 1 liraya satıyorlar” diyorlar.
Bir başka girdi olan ilaç, hem pahalı hem de kalitesiz. Şap, çiçek, saman, şarbon aşıları eskiden bedelsizdi, şimdi paralı. Şap önlenemiyor. Brucella hastalığı yaygın. Bu hastalıklar hayvan kaçakçılığı nedeniyle engellenemiyor. En organik yetiştirilen hayvan etinin kalitesi 7-8 kez uygulanan bu aşılar nedeniyle düşüyor. Hastalık saçıyor. Kesim yeri mezbahalar pislik içinde. Hijyen değil. Kontrol edilmiyor.
Hayvancılığın durumu böyle... Aslında halk ve hayvan yetiştiricileri çözüm yolunu gösteriyor. Hükümet dinlemiyor.