Siyasi İktidarın Gezi direnişinde mum gibi eriyen ve Suriye politikasında El-Kaideci gruplarla birlikte anılan"demokrat marka" değerini, içerde ve dışarıda yükseltmek üzere bir dizi politik show son günlerde peşi sıra gelmişti...
Hafta sonu Kırşehir'de Neşet Ertaş'ın Hakk'a yürüyüşünün 1. yıl anmasını "ele geçirip" kurulan podyumda, saç ve sakal boya tonları zar zor tutturmuş her dönem iktidar sevici "sanatçı, folklorik türkücü ve ırkçı Türütle" sahne alan Başbakan'a Gönül Dağı'nı söyletme organizasyonu, sipariş iş "Ustanın Hikayesi" gibi fos çıkmıştı...
Gezide polisin halka ölümcül şiddet kullanmasına teşvik eden Başbakan'ın "insancıl" yüzünü acilen yansıtmak üzere hazırlanan reklamcı klişe yığıntısı "Ustanın Hikayesi" ilk yüze giremeyip reytinglere yenilmişti.
Tabi ki kendini bir iktidar ve erkin sahibi değil "varlığın" tezahüründe vasıta addederek yaşayan, edep ve ölçüyle incecik işlediği hayatına "cahil ömrüm" diye niteleyen derviş meşrep Neşet Ertaş'ın hatırasından Başbakan'a PR kapma hesabı da geri tepmişti.
Bastığı yeri incitebileceği kaygısıyla adım atan, "ben" demeden "garip halini" duyanların kadim geleneğiyle "Ben"'ini ve iktidarının gücünü her fırsatta seslendiren ve dayatan Başbakan'ı bir araya getirmek riskti.
Sonunda olan olmuş ; iktidar "markasının" kurumsal pazarlama aklının yetmediği yere varmıştık, siyasi iktidarın hayli zamandır boydan boya kırdığı, yıktığı, yaktığı gönül yollarında Roboskili, Reyhanlılı, Gezili,Gülsuyulu analar "rızasız bahçenin gülünü hoyratça koparanları" arıyorlardı.
Daha da "bulana" dek arayacaklardı...
VE SON PROMOSYON PAKETİ
Geçen dört yılda yaptığı haber, yazdığı ve dillendirdiği düşünce, okuduğu kitap, ders notu, puşisi, katıldığı basın açıklaması, anma töreni, parasız ve ana dilde eğitim pankartı, Pir Sultan Abdal Kartpostalı "delil olan" 38 bin kişiyi "terör örgütü üyesi" iddiasıyla yargılayan ve 20 bin kişiyi "örgüt üyesi" diye mahkum eden Türkiye, artık "balkonlu kucaklama tarihlerinin" dışına düşmüştü...
Geçen hafta BM'de Suriye'de savaşan El-Kaideci terör örgütleriyle yakın temas ve ilişkisi Cumhurbaşkan'ına ısrarla sorulan Türkiye devleti, demokratik hak talebiyle sokağa çıkan halkını "rejim düşmanı terörist" olarak görmekte kararlıydı.
Bu yüzden 5. Demokrasi paket sunumuyla Başbakan'ın Gezi direnişinde sergilediği "silinemez" otokrat tavrını yeniden "tarihi demokrasi kahramanlığına" doğru çevirme mühendisliği işe yaramazdı..
Salonda sus pus dizilmiş genel yayın yönetmenleri, heyecandan nefesleri tıkanmış gibi yapan ekran sunucular, tekmili birden iktidar patronajındaki yorumcular, Başbakan'ın Nevşehir Üniversitesi'nin adını tabelada Hacı Bektaş Veli'ye çevrildiğini açıklamasıyla "Flaş,Flaş, Hacı Bektaş Veli Üniversitesi geliyor" abartı haber manşetleri bu politik show'u daha da sunileştirirdi.
"Çocuğumsu, siyasi rüştüne erememiş" halk kitlelerine "sürpriz", parlamentodan" firari", hükümet üyelerinden "gizli" "paketle" siyasi iktidar imajına atılacak demokrasi "formatı" buraya kadardı.
İşçi Güvenliği ve Sağlığı Meclisi sadece "Demokrasi Paketinin" açıkladığı gün aralarında 9 yaşındaki çocukların ve kadınların da olduğu 16 işçinin öldüğünü haber veriyordu.
Ezcümle "demokratlığın" mikrofonlardan "alın size bir paket daha" ilanı olmadığı ya da vatandaşlık haklarımızı poşetleyerek seçim promosyonu"makarna ve kömür torbasına" çevrilemeyeceğini söylemek hanidir züldü bize...