Sağlık Hizmeti: Batı ve Gerisi* – Dr. Cem Terzi

Avrupa Cerrahi Derneği, değişen dünyada, temel fonksiyonunu, Batı Avrupa ile Doğu Avrupa arasında bir köprü oluşturma görevi olarak tanımlanmıştır.

Şimdi, derneğimizin 16. Kongresi’ni kıtaların birleştiği, doğu ve batının birleştiği İstanbul’da gerçekleştiriyoruz.

Bu nedenle kendimi, bu fırsatı batının ve diğer ülkelerin küresel sağlık sorunları konusunda konuşmak üzere kullanmak zorunda hissediyorum.

‘’National Geographic’’ dergisinde bu fotoğrafı gördüğümde çok etkilenmiştim. Fotoğraf cerrahın/cerrahinin hikâyesini anlatırken sağlık hizmetinin de hikâyesini anlatıyordu. Bu fotoğrafı hastanedeki odamın duvarına on dört sene önce astım ve o günden beri her gün bu fotoğrafa bakıyorum.

Yirmi üç saatten ve yirmi iki film makarasından sonra, fotoğrafçı Jim Stanfield mükemmel kareyi yakaladığını anlamıştı. O, Dr. Religa’nın kalp nakli yaptığı hastasının kalp atışlarını izlediği endişeli gözlerini yakalamıştı.  Stanfield, “Onun kadrajımdan çıkmasına hiç izin vermedim ve ona arkamı hiç dönmedim” demişti. Bedeli de bu fotoğraf oldu.

Bu fotoğraf, 1987’de Sovyet Rusya sonrası Polonya’da eskice bir ameliyathanede çekilmişti. Stanfield, aslında ülkenin ücretsiz sağlık sisteminin içinde bulunduğu kritik durumu tanımlayan bir görüntü arıyordu ve bu fotoğraf ile tam anlamıyla aradığını bulmuştu.

Onun fotoğraf makinası sadece kendisini işine adamış adamış bir cerrahın gözlerine odaklanmıyor, aynı zamanda eski teknoloji ekipman izlenen bir hastaya da odaklanıyordu.

Stanfield, aynı zamanda bu fotoğrafın kadrajına, Dr. Religa’ya iki kalp nakli için tüm gece boyunca yardım eden yorgunluktan uyuyakalmış bir asistanı dahil etmişti (fotoğrafın sağ-üst köşesinde).

Stanfield  “Bu ögelerden her biri hikâyeyi anlatmaya yardımcı olurken fotoğrafa derinlik ve drama kazandırdı.” demişti.

Aynı zamanda önemli bir yorum yaptı: “Günümüzde bu çağda, güzel bir fotoğraftan çok fotoğraftaki o ana ait bilgiye ihtiyacınız vardır.”

Biz de Stanfield’e kulak verirsek, bugünkü küresel sağlık hizmeti hakkında bize gerçeği verecek bilgi nedir?

Batı’ya ve geride kalan ülkelere bakalım!

Küresel güney, yani geride kalanlarla başlayalım:

- 360 milyon insan, soğuk savaşın bitmesinden bu zamana kadar geçen 20 yıllık barış zamanında açlıktan ve iyileştirilebilir hastalıklardan hayatlarını kaybettiler; bu rakam savaşlardan, iç savaşlardan ve hükümetlerin baskısından dolayı 20. yüzyıl boyunca kaybedilen hayatlardan çok daha fazladır.
Yoksulluk değişmeden devam ediyor.

Onaylanmış resmi raporların istatistiklerine göre:

-963 milyon insan kronik olarak aç,
-884 milyon insan temiz suya ulaşamıyor,
-2.5 milyar insan sanitasyon eksikliği yaşıyor,
-2 milyar insan temel ilaçlara ulaşamıyor,
-924 milyon insan yeterli barınak sahibi değil,
-1.6 milyar insan elektriğe sahip değil,
-774 milyon yetişkin okuma yazma bilmiyor,
-218 milyon çocuk işçi olarak çalışıyor.
-Aşağı yukarı ölümlerin üçte biri (yılda 18 milyon ölüm) yoksulluk yüzünden, bu ölümler daha iyi beslenme, temiz içme suyu, ucuz rehidrasyon paketleri, aşılar, antibiyotikler ve diğer ilaçlar ile önlenebilir nitelikte.
-Siyahi insanlar, kadınlar ve çocuklar küresel yoksulların çoğunluğunu oluşturuyor
-Beş yaşından küçük çocuklar yoksulluk nedeniyle yaşanan ölümlerin yarısını (yılda 9.2 milyon ölüm)oluşturmaktadırlar.

Şimdi de batıya bakalım;

1976 kadar erken bir zamanlarda Navarro, önümüzdeki otuz yıl için neoliberal ekonomik değişimin sağlık alanında neye yol açacağını tanımlamıştı: “…Neoliberalizm  bugünkü kamu hizmetlerini özel piyasada alınan ve satılan bir mala gönüştürme eğilimindedir ve bu düzende, hizmet için ödeme kamu kaynaklarından yapılacak, kar ise  özel sektöre aktarılacak…’’

Bu yetmişlerdeki neoliberal reformların anahtar bileşeniydi. Eskiden sermaye, hastane inşa etme, kamuya sağlık ekipmanı ve diğer gereçlerin satılması gibi işlerle yetinirdi. Şimdi ise doğrudan sağlık hizmetinin kendisini üstlendi.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, neredeyse bütün Avrupa ülkeleri, her vatandaşı kapsayan bir kamu sağlık hizmeti sistemi oluşturdular.
Bütün Avrupalılar bu kamu sağlık hizmetinden senelerce yararlandılar. Sonra, çok kısa bir süre içinde, neoliberal sağlık reformları kamusal sağlık sistemlerini özel sağlık sistemlerine dönüştürdü ve toplumlar bu değişime büyük bir direnç göstermedi. Neden? Bunu açıklamak zorundayız.

‘Geri kalan’da, küresel güneyde durum oldukça anlaşılır: Bu ülkelerin gelirlerinin çoğu borçlarına ipoteklenmiş durumdaydı. Bu ülkeler IMF tarafından dayatılan ‘yapısal uyum politikaları’yla devlet tarafından sağlanan hizmetlerden vazgeçmeye zorunlu bırakıldılar.
Eski Sovyet bloğu ülkeleri de aynı durumda idiler. ‘Şok doktorini ile iflas ettirildiler. İnsanların aklı Reagan ve Thatcher retoriği ile çelindi. Amerikan sağlık şirketleri devletlere tavsiyelerde bulunuyor ve alım gücü olan herkese özel sigorta poliçeleri satıyordu.

Asıl anlaması zor olan güçlü ve beğenilen bir kamu sağlık hizmeti kurmuş olan batı Avrupa ve sanayileşmiş ülkelerde, birçok hükümetin kamu sağlık hizmetini nasıl özele çevirebildikleridir.
 
Ülkelerin ulusal sağlık sistemlerindeki farkların yanı sıra pek çok tarihi, kültürel, politik faktör her bir ülke için farklı bir açıklama gereği doğurmaktadır.

Alman Hastane sektörünün önemli kısımlarını özelleştirilmesine yol açan hikaye ile İsveç’te birinci basamak sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesine ya da Avustralya, Kanada, İngiltere ve  hatta Türkiye’ de kamu-özel ortaklıkları ile hastanelerin inşa edilmesi ve işletilmesine yol açan hikayeden farklıdır.

Ancak her durum için bazı ortak özellikler mevcut.

Piyasalaştırma süreci olan tüm ülkelerde kamusal sağlık hizmeti ticarileşmiştir.

Kar etmek açık bir hedef haline gelmiştir. Sağlık çalışanı istihdamı ve teminat paketleri içeriği azalırken bununla paralel olarak sağlık hizmeti kalitesi de düştü.

Endüstriyel anlamda verimlilik sağlık bir metadır anlamına gelir. Nitekim, örneğin doktorlar, bizler halkın sağlık ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla sağlık hizmeti sunmak yerine hizmetimizi satıyoruz artık. Kamu sağlık sektöründe hizmet karşılığında hastalardan katkı payı alınması hizmetin sayılmasının yollarından biridir.
 
Bazı yazarlara göre doktorların ‘altın çağı’ bitti. Neoliberal sağlık politikaları tıbbi özerkliğin azalmasına, belki de tıpta proleterleşme için çarpıcı bir örnek olmasına neden oluyor. Doktorların sınıf ve statüsü değişmekte. Gücümüzü kaybediyoruz ve kaderimiz işçi sınıfının kaderine benzer olarak değişiyor. Doktorların proleterleşmesi çoğunlukla ekonomik faktörlere bağlı olsa da hastaların hekimlere karşı güven erozyonu ve  çıkar farklılıkları olan tıbbi gruplar halinde ayrışma gibi sosyal ve politik faktörler üzerinden hareket ediyor.
 
Gerçekten de hastanenin içinde ve dışında bizlerin inisiyatifi dışında gelişen pek çok değişikliğe tanıklık ediyoruz. Çok daha karmaşık sağlık hizmetlerini çok daha kısa sürede vermek zorunda kalıyoruz. Daha düşük maaşa, daha az mesleki özerkliğe, daha fazla bürokrasiye ve yarı zamanlı işlerde çalışmaya maruz kalıyoruz. Başka şekilde söyleyecek olursak, iş yükü artarken motivasyon düşmekte.

Dünyanın her yerinde doktorlar mutsuz. Bu yıl doktorlar pek çok farklı ülkede grev yaptılar. ( İngiltere, Almanya, Türkiye, Yunanistan, Portekiz, Estonya, Hindistan, Pakistan, Bolivya, Honduras, Mısır ve Kenya.)

Konuşmamın sonuna doğru tekrar Dr. Religa’dan bahsetmek istiyorum. 70 yaşında, 2009 yılında vefat etti. Cenaze töreni çok dokunaklıydı ve televizyondan naklen yayınlandı. Ülkenin pek çok yerinden pek çok kişi son kez saygılarını göstermek için törene geldi. Dr. Religa normalde devlet başkanları için yapılan bir törenle gömüldü.

Bu fotoğrafta ise  o ünlü fotoğrafta ameliyat masasında yatmakta olan hastayı görüyorsunuz. Ameliyattan yıllar sora bu adam Dr. Religa’nın cenazesine geldi ve onun için ağladı…

Sonuç olarak, kamusal sağlık hizmeti ellerimizin arasından kayıp gidiyor. Biz cerrahlar buna izin vermemeliyiz. Bizler öncelikle sağlık hizmetinin kalitesinden sorumluyuz. Hastalar dışında belki de bu konuya gerçekten önem veren yalnızca bizleriz.

Cerrahi harika, gurur verici ve muhteşem bir tarihi olan uzmanlık alanıdır. Bu tarihe değer vermeli ve yaşatmalıyız. Bunu duygusal ve geriye dönük bir şekilde değil, sağlam temellere dayalı olarak inşa etmeli ve ileriye götürmeliyiz.

Hepinize kongremize hoş geldiniz der başarılı bir kongre dilerim.

Kaynakça
1. Pogge T. Health care reform that works for the US and for the world’s
poor. http://www.ghgj.org/Pogge_Health%20Care%20Reform. pdf,
accessed November 2012.

2. Mooney G. The Health of nations. Zed Boks, 2012.

3. Leys C, Player S. The Plot Against the NHS, Merlin Press, 2011.

4. Herman C, Flecker J. Privatization of Public Services. Routledge, 2012.

5. Harrison S, McDonald. The politics of health care in Britain. SAGE
Publications, 2008.

*Avrupa Cerrahi Derneği’nin 16. Kongresi’nde Prof. Cem Terzi tarafından yapılan açılış konuşması, Avrupa Cerrahi Derneği ve Kongre Başkanı, 22 Kasım 2012, İstanbul