Mesele kadın istihdamını artırmak değilmiş, anladık -Hülya Osmanağaoğlu

1990’ların ortalarından beri bitmeyen yeni bir sosyalist sol seçenek ve yeni bir program etrafında birlik tartışmalarına, başbakanıyla, bakanlarıyla AKP hükümeti kadar destek veren bir başka iktidar daha olmadı. Ağızlarından çıkan her bir veciz ifade ile muhtemel sosyalist parti programı üzerine yürüyen tartışmaların en az bir başlığı için ön açıcı oluyorlar. Sadece kullandıkları kavramların sosyalist literatürün terminolojisine tercümesi icap ediyor o kadar.

Başbakan gücü ve kişiliğinde cisimleşen iktidar duygusu ile en önemli başlığı netleştirdi ve 2008 yılındaki 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması tartışmasında işçi sınıfını kastederek “ayaklar baş olursa” diyerek mücadelenin taraflarının adını koydu: Bir yanda işçi sınıfı diğer tarafta kendisi ve temsil ettikleri. Gezi direnişi sırasında bir adım ileri gitti ve ayakların dışında bir de çapulcuların olduğunu söyledi. Parkta çadır kuran gençler, kadınlar, işsizler, öğrenciler, mahalleli taraftarlar, beyaz yakalılar, Ermeniler, Kürtler, Aleviler, Lgbt’ler ve hatta her gün parka yiyecek taşıyarak omuz veren yaşlı teyzeler amcalar (yani emekliler). Kendisi Taksim’i “ayaklara” ve “çapulculara” asla açmayacağını söylerken programın ittifaklar başlığını da derin tartışmalardan kurtarmış oldu.

Her ne kadar Başbakan programın en önemli maddelerine ilişkin tartışmalara destek vermiş olsa da TOKİ başkanı Erdoğan Bayraktar memleket solunun yirmi yıldır tüketemediği, hep en uzun süren “Türkiye kapitalizminin durumu” başlığına ilişkin tartışmaları bir cümlede çözüme ulaştırdı.  “Türkiye’nin bulunduğu coğrafya çok zor bir bölge ve Türkiye onun merkezinde bulunuyor… Tarım ülkesiyiz biz. Ne yapacağız biz? Ara teknik eleman ülkesiyiz biz” diyerek en teorik tartışma heveslerini kursaklarda bıraktı. Hâlbuki ne güzel tartışılıyordu, ne ararsan vardı. İsteyene işçi sınıfının bileşim değişikliği, isteyene Ortadoğu ve Kafkasya eksenli bir alt emperyalizm, olmadı verelim Negri’den bir “çokluk” aşalım arkaik sınıf mücadelesini ya da üretim değil hizmet sektörü genişliyor eski model örgütlenmelerle olmaz artık filan diye sürüp gidiyordu derin teorik tartışmalar. Ama işte Bayraktar itiraf ediverdi o büyük basındaki “Başbakan emir verdi bizim de Silikon Vadimiz olacak” haberlerinin asparagas olduğunu. Sol liberal hayalleri yerle yeksan etti. Bizden olsa olsa Kayseri dolaylarında yatak, baza, salon takımı vadisi çıkacağını, yanına ek olarak sömürge asgari ücreti uygulamasıyla Adıyaman, Antep, Urfa, Batman gibi Kürt illerinde hırsız Aynur Bektaşgiller önderliğinde ter atölyeleri vadileri olabileceğini, metropollere göç edenleri ise AVM/plaza/rezidans inşaatlarının naylon çadırlarında ölümlerin beklediğini, itiraf ediverdi. Tabii Bayraktar iyi tanıyor temsil ettiği sermaye tabanını;  onların çapını da ne tür işçilere ihtiyaç duyduğunu da biliyor. Zira Boğaz kenarında içkisiz Hukkalarda eğlenmeye başlasalar da, Avrupalı sınıfdaşları kadar tüketme eğilimine sahip olsalar da sermaye birikiminin hangi aşamasında olduğunun gayet bilincinde Bayraktar’ın Anadolu tilkileri.

Kadınları kayırmak gibi algılanacak ama hiç kimse AKP’nin, dayak, ölüm ve cinsel şiddet dolu ailelerimizin her daim gözü yaşlı bakanı Fatma Şahin kadar açık destek sunamadı sosyalist parti program tartışmalarına. İstanbul Sanayi Odası başkanı kadınların doğum izinlerinin artırılması, izin sonrasında işe dönüşler konusundaki yasal düzenleme tasarısına ilişkin olarak, “kadın istihdamını artırıyoruz diyorlar ama bu düzenlemelerle işverenler kadın çalıştırmaz. Kadınların zararına olur,” diye açıklama yaptı. Tasarıya göre:

- 16 hafta olan analık izninin 24 haftaya çıkarılması gündemde.

- Kadınlar her çocuk için 2 sene borçlanabilecek ve bu borçlanma için doğumun ilk sigorta tescilinden sonra olması şartı aranmayacak.

- 5 çocuğu olan kadın, sadece doğum borçlanması yaparak yaşlılık aylığına başvurabilecek.

- Doğum yapan kadın sigortalının işe dönüş garantisi olacak.

Kadın işçilerin sermayeye maliyetini artıracağı öngörüsüyle kadınları ve hükümeti uyaran İSO başkanı kuşkusuz kadın işçilerin zaten erkeklerden ucuza mal olduğu ve daha süreksiz, niteliksiz işlerde çalıştıkları için istihdam edildiklerini ve hiçbir koşulda erkek işçiler kadar “maliyetli” olamayacakları için yine de çalıştırılmaya devam edeceklerini biliyordur. Özellikle niteliksiz işlerde çalışan kadınların aynı/benzer işi yapan erkeklere göre ortalama yüzde 35 daha düşük ücret aldığını düşünürsek İSO başkanının kadınlar adına kaygılanmasına gerek olmadığını da söyleyebiliriz. Zaten Bakan Fatma Şahin de aynı farkındalıkla İSO başkanını uyarıyor ve yatıştırmaya çalışıyor:

Başkan eksik ve birtakım yanlış bilgiler üzerinden yorumluyor. Biz bütün girdileri, hem kadının istihdamda var olması hem aile yaşantısıyla ilgili bütün dengeleri gözeterek bunu yaptık. Ve özellikle özel sektörün üzerindeki yükü arttıracak hiçbir çalışma yapmadık. Bu paketin içeriğinde tamamen sosyal devlet olmanın gerektirdiği birtakım düzenlemeler var. Devletin üzerine birtakım yükler geliyor. Asla özel sektör üzerinden bir artı yük gelmiyor. Paketin içeriğine baktığınız zaman da başkanın hassasiyetinde olduğu gibi doğum izinlerinde, süt izinlerinde de çok önemli bir denge tutturduk ki hem istihdamda kadın olsun hem aile ve iş yaşantısı uyumu sağlansın

Tabii bir de buna hissi yaklaşmamak gerekiyor. Bu bir ekonomi ve kalkınma politikası. Akıllı ekonominin politikası bir projeksiyon meselesi. 2023, 2040, 2050 meselesi. Şimdi nüfus projeksiyonuna göre eğer siz eğitimli genç nüfusu yeterince kalkınmanın parçası yapamazsanız, o zaman başkanın çocukları çalıştıracak erkek bile bulamayacaklar. Dolasıyla burada kısa vadeli hissi duygulardan çıkıp uzun vadeli bir devlet politikasını, bir akıllı ekonomi politikasını düşünmemiz lazım.

…Tamamen onların işini kolaylaştıracak, katı çalışma hayatından esnek çalışmaya geçecek bir model üzerinde bunu çalıştık. Ben başkanın yeterince bilgi sahibi olmadığı kanaatindeyim. Bilgi sahibi olduğu zaman da bunu sahipleneceğini düşünüyorum. İş dünyasının önündeki engelleri yıllardır kaldırıyoruz. Asla buna yeni bir engel koymayız. Ama aynı zamanda kadının yaşamını kolaylaştırmak ve bu ülkenin geleceğine dair beşeri sermayesini güçlendirmek de bizim görevimiz.

 

Fatma Şahin bu özlü açıklamasında diyebiliriz ki sosyalistlerin üzerine tartışıp da bir türlü halledemediği bir dizi konuda ön açıcı olmuş. En başta devlet nedir, küreselleşme çağında ulus devlet ne hallere düşmüştür, burjuva devleti kimin için vardır, devletin sermayenin uzun vadeli çıkarları adına bugün sermayenin kimi kesimlerinin itiraz edeceği uygulamaları başlatır mı gibi bir dizi tartışmayı bir çırpıda açıklayıvermiş.  Tabi ki nüfus artmazsa yarın öbür gün ucuz emek cenneti olamayız o zaman da İSO başkanının oğlu niteliksiz elemanları ve Erdoğan Bayraktar’ın ara elemanlarını düşük ücrete çalıştıramaz. Bugünkü sermayenin çocukları yarın işveren olacak ama bugünkü işçi sınıfı yeterince çok çocuk doğurmazsa maazallah işçi sınıfının pazarlık gücü artar, diyor Fatma Şahin. Önümüzdeki elli yılın kalkınma planlarının afili “beşeri sermaye” kavramlarıyla aslında ucuz niteliksiz emeğe dayalı olduğunu hatırlatıyor. Kalkınma kavramının sıvaları da böylece dökülüyor.

Fatma Şahin kadınların hem ucuza çalışıp hem 3-5 çocuk doğurmaları için çözümü de yine dillerine pelesenk ettikleri sihirli kavramda bulmuş: İş ve aile yaşamını uyumlulaştırma politikaları. Şimdi bu kavram kuşkusuz memleket soluna pek itici gelmediği için kendi program tartışmalarında neye denk düştüğünü anlamayabilirler. Zira onlar AKP’den çok önce aile ve solculuk yaşamını uyumlulaştırma politikalarını hayata geçirmeye başladılar. Adamların “devrimci” politika yaptığı, kadınların evde çocuk baktığı, politika yapan kadınların ise saatleri, mekânları hep erkeklere göre ayarlanan toplantılara çocuk bakımı, ev işi vs. gibi işleri kendi başlarına halledip katıldıkları ama hep kendilerini yeterince geliştirmemekle, politikayı hayatlarının merkezine koymamakla eleştirildiği model bu.

Tam da bu nedenle sadece feminist hareket iş ve aile yaşamını uyumlulaştırma politikalarını gerçek içeriğiyle ele alabiliyor. İş ve aile yaşamını uyumlulaştırmanın patriyarka kapitalizm ilişkilerinin neoliberal- yeni muhafazakâr restorasyonu olduğunu söylüyoruz yıllardır. Tekrardan kaçınmayarak yeniden not düşelim Fatma Şahin’in özlü sözlerinin bir kısmını:

Asla özel sektör üzerinden bir artı yük gelmiyor. Paketin içeriğine baktığınız zaman da başkanın hassasiyetinde olduğu gibi doğum izinlerinde, süt izinlerinde de çok önemli bir denge tutturduk ki hem istihdamda kadın olsun hem aile ve iş yaşantısı uyumu sağlansın.

Fatma Şahin ve AKP’nin tahayyüllündeki 2023’lerin, 2050’lerin Türkiye’sinde kadınlar lisedeyken evlenecek*, doğum kontrolü sınırlandırılacak, ertesi gün hapları yasaklanacak, kürtaj devlet hastanelerinde imkânsız hale getirilecek, sezaryen iki çocuktan fazlasına izin vermeyebilir diye neredeyse yasaklanacak, kadınlar 3 de yetmez 5 çocuk doğurup hayat boyu niteliksiz işlerde çalışacaklar. 3-5 çocukla kocalarından bağımsız emeklilik geliri isterlerse kendi ceplerinden doğum borçlanma primlerini ödeyecekler. En düşük ücretle çalışmaya mecbur olanları istihdam edebilmek için sınırlı kreş yardımları yapılacak. Ev eksenli çalışma özendirilecek, evde parça başı çalışarak kıdemsiz, tazminatsız, güvencesiz koşullarda aynı zamanda çocuk bakımını üstlenmek zorunda kalacaklar. Ev eksenli çalışan kadınlara asla kreş desteği verilmeyecek. Fatma Şahin’in dediği gibi işveren çıkarlarıyla uyumlu biçimde kadın istihdamı olabildiğince esnekleştirilecek. Kadınların değil işverenin çıkarları düşünüldüğü için erkek çalışanlara da zorunlu devredilemez çocuk izni verip aile- çocuk bağlantısının zorunlu bileşeni erkekleri de denkleme katmak gerekmeyecek. Erkekler evde yapılan her iş gibi çocuk bakımından da kendilerini muaf tuttukları için hiçbir [erkek] işçi sendikasının “delikanlı erkek” başkanı çıkıp da “biz zaten erkeklere de doğum izni isteriz” demeyecek kuşkusuz.

Kadınlar 3-5 çocukla aç kalmamak için evde döven, söven, hizmetlerini gördüren erkeklere katlanacaklar. Katlanamıyorum deyip boşanmaya kalkarlarsa aile ombudsmanları devreye girip kadınları eve dönmeye zorlayacak. O da olmadı adamlar kadınları ölümle tehdit edip eve döndürmeye çalışacak. Kadınlar yine ikna olmazsa ya camdan atılacak ya bıçaklanacak ya da kurşunlanacak. Mahkeme de katil erkekleri ağır tahrik, aileyi koruma gibi gerekçelerle aklayıp paklayacak. Ama 2050’de İstanbul Sanayi Odası başkanının çocuklarının, sahip oldukları fabrikalarda ucuza çalıştırabileceği işçileri, Erdoğan Bayraktar’ın sözünü ettiği türden dizi dizi ara elemanları olacak.  Erkeklerin de evlerinde emeklerine karşılıksız el koyabileceği, bedenlerini, cinselliklerini dilediklerince sömürebileceği, canı sıkıldığında dövebileceği, işkence edebileceği eşleri ve kız çocukları olacak. AKP’nin 2050 vizyonu böyle bir şey İSO başkanı anlamadıysa da biz anladık… Mesele kadın istihdamını artırmak değilmiş, onu da anladık…

* Hükümeti kız çocukların 15 yaşındayken evlenebileceğini varsayan bir sistemin lise müdürleri kız öğrencilerin etek giyerek merdiven çıkmasından rahatsız olurken yargısı da doğal olarak 13 yaşındaki çocukların tecavüzcüleriyle rızası ile ilişkiye girdiği kararına varır. Bunların hepsi muhtemelen geceleri de içlerindeki Hüseyin Üzmez’i özgür bırakır.