Bu gelişmenin iki yönü vardır; bir yanıyla eskiden yalnızca toplumun esas olarak belli bir kesiminin yararlanabildiği tıbbi hizmetler yaygınlaşarak geniş kesimlere açılmış, fakat diğer yandan sağlık hizmeti pazarda alınır – satılır bir mal, hekimler de bu mal haline gelmiş (metalaşmış) hizmetin satıcıları haline gelmişlerdir.
Kuşkusuz buraya kadar anlatılanlar hekimin mesleğini icra edebilmek için “bilgisinden” başka bir şeye gereksinim duymadığı dönemlere ilişkindir. Ondokuzuncu yüzyılda tıbbi teknolojinin atılım yapması ve tıbbi teknoloji kullanımına dayalı uzmanlık dallarının ortaya çıkmaya başlamasıyla birlikte hekimlik hizmetleri çoğu kez bir hekimin tek başına kurup işletemeyeceği hastanelerde yoğunlaşmaya başlamış ve gelişmiş batı ülkelerinde bu hastanelerde “ücret karşılığında” çalışan hekimler ortaya çıkmıştır.
Diğer yandan 1880’li yıllarda Almanya’da işçiler için zorunlu hastalık sigortası uygulaması getirilmesiyle(3) kurulmaya başlayan işçi sigorta kurumlarına bağlı hastaneler ve revirler ücret karşılığında hekim istihdam etmeye başlamışlardır. Ortaçağın sonlarından itibaren belediyeler bünyesinde ve karantina idarelerinde ve orduda istihdam edilen hekimlerle birlikte sayıları giderek artan kamu hekimleri, batı ülkelerinde tıbbi hizmetlerin çoğunu sunmaya başlamışlardır.
Dipnotlar:
(1) Ortaçağda hemen bütün toplumlarda (Osmanlı dahil) hekimlere Saray, mahkeme, ordu veya yerel derebeyleri tarafından belli bir maaş bağlanır, hekimler baktıkları hastalardan yarıca bir ücret almazlardı.
(2) Hıristiyan dünyada iyi Hıristiyanların, Müslümanların fitre ve zekat vermesinde olduğu gibi hayır işlerini desteklemeleri ve bu yolla yoksulların desteklenmesiyle bir sosyal dayanışma sağlanmaktadır. Tıbbi hizmetler Hıristiyanlığın ilk yıllarından itibaren bu hayır işlerinin bir parçası olmuştur. Müslüman ülkelerdekine benzer bir şekilde özellikle yoksullara, düşkünlere ve akıl hastalarına yönelik sağlık hizmetleri Kiliselerde örgütlenmiş, geçimlerini Saray’dan aldıkları ödeneklerle sağlayan hekimler de yine bir hayır işi olarak zamanlarının bir bölümünü bu kurumlarda yoksullara hizmet ederek geçirmişlerdir.
(3) 1871 Paris Komünü sonrasında Avrupa’da emek hareketinin en örgütlü olduğu ülkelerden biri olan Almanya, 1883 yılında hastalık sigortası yasasını kabul eden ilk ülke olmuştur. Almanya’yı Avusturya (1888), İsveç (1891),Danimarka (1892), Belçika (1894) ve Fransa (1898) izlemiştir. 1909 yılında bu ülkeleri Norveç, 1911 yılında İsviçre ve İngiltere izlemiştir. 1900 yılında bu sigortanın kapsamı % 4 (Belçika) ile % 26 (Almanya) arasında değişirken, 1913 yılında Danimarka’da kapsam % 42’ye ulaşmıştır.
Makalenin tamamını okumak için tıklayınız...
" />

Avrupa’da onaltıncı yüzyıldan itibaren sanayileşmeyle birlikte ortaya çıkan yeni toplumsal düzen (kapitalist toplum düzeni), bu döneme kadar esas olarak saray ve ordu ile toplumun egemenleri için örgütlenmiş olan, fakat zaman zaman köylülerin ve kentlerde yerleşik tüccar ve zanaatkarların yararlanabildiği ortaçağ tıbbının zaman içinde bir ticaret alanı haline gelmesine neden olmuştur. Hekimler bu gelişmeye uzun süre direnmişler ve saraylardaki ya da varsıl çevrelerdeki konumlarını korumak, bu kaynaklardan elde ettikleri gelirle(1) yaşamlarını sürdürürken, yoksullar için “hayır işleri”(2) çerçevesinde ücretsiz hizmet sunmaya devam etmek istemişlerdir. Diğer esnaflar gibi yaptıkları iş ya da sundukları hizmet karşılığında kendilerine para verilmesi onurlarına dokunmuş ve hasta ile hekim arasına paranın girmemesi gerektiğini savunmuşlardır.