
Hemen hergün işçilerin inşaatta, tersanede, fabrikada ve yaşamın diğer tüm alanlarında hayatını kaybettiğini öğreniyoruz. Patronların kar hırsı ve AKP'nin işçi düşmanı politikalarıyla gün geçtikçe artan işçi cinayetlerini İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi üyesi Murat Çakır ile konuştuk.
"Emek hareketinin bağımsız bir işçi sağlığı politikasını hedefliyoruz"
soL: Öncelikle İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nden başlayalım isterseniz? Meclis nasıl bir hedefle kuruldu?
Murat Çakır: Son yıllarda iş kazalarına ve meslek hastalıklarına karşı bir mücadele birikimi yaşandı. Davutpaşa ailelerinin mücadeleleri, Tuzla tersane işçilerinin grevleri, kot kumlama işçilerinin dayanışması bu mücadelelerin somut örneklerini oluşturdu. Ancak mücadeleler birbirinden yalıtık bir konumda idi ve bu durum işçi sağlığı ve güvenliği taleplerinin yaygın bir hareket haline gelmesini engelliyordu. Bu noktada 2011 yılı Mart ayında İstanbul Tabip Odası ve TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu bir çağrı yaptı. Konuya dair söyleyecek / yapacak bir şeyleri olanların katılabileceği daha geniş bir zeminin kurulması gündeme geldi. Böylece kurumsal temsilin esas alındığı ancak bireysel olarak da katılımların gerçekleşebileceği “İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi” anlayışı hayat bulmaya başladı. Tek bir cümle ile ifade etmek gerekirse; bizler, emek hareketinin sermayeden ve devletten bağımsız bir işçi sağlığı ve güvenliği politikasının oluşturması hedefliyoruz…
14 milyon işçinin durumu bilinmiyor
Her ay düzenli olarak iş cinayetleri raporları yayınlıyorsunuz. Bu rapor iş cinayetlerinin boyutlarını ortaya koymak açısından oldukça önemli. Meclisin bu çalışmasındaki temel amacı nedir?
Sermaye ve devlet işçilerin sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını hiçe saymaktadır. Ülkemizde ekonomik kalkınma ve büyüme söylemleri AKP iktidarının dilinden düşmüyor. Ancak ekonomi işçilerin güvencesiz koşullarda çalıştırılması üzerinden yükseliyor. Güvencesizliğin en çıplak görüntüsü ise işçi ölümlerinin her geçen yıl artarak devam etmesidir. SGK verilerine göre 2008’de 865, 2009’da 1171, 2010’da 1444 ve 2011’de 1563 işçi hayatını kaybetti. Gerçek rakamları bilemiyoruz, çünkü Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre 25 milyonu aşkın çalışanın sadece 11 milyonu sigortalı. Sigortalıların geçirdiği iş kazalarının birçoğu da kayıtlara yansımıyor. Meslek hastalıkları ile ilgili bir çalışma ise yok. SGK her yıl 400-500 civarı işçinin meslek hastalığına yakalandığını belirtirken bazı yıllar meslek hastalığı kaynaklı hiç ölüm olmadığı açıklanıyor. Oysa kot kumlama işçilerini, diş teknisyenlerini, mesleki asbest ölümlerini vb. hepimiz biliyoruz…
Hal böyle iken 2011 yılının Eylül ayından itibaren aylık iş cinayetleri raporunu açıklamaya başladık. Raporumuzu kaynak olarak yazılı, görsel, dijital basın ve emek-meslek örgütlerinin bilgileri ışığında derliyoruz. Buradaki temel amacımız yaşananları an be an gözler önüne sermek. Kayıt almada kriterlerimiz şöyle:
1- Temel kriterimiz bütün iş kazalarının önlenebilir olduğudur. İşçi ölümlerinin önlenebilir olması yüzünden yaşananları “iş kazası” değil “iş cinayeti” olarak tanımlıyoruz…
2- Sadece sigortalı işçilerin işyeri, servis vb. ölümlerini kayıt altına almıyoruz. Meclis olarak sigortalı, sigortasız tüm işçilerin / çalışanların ölümlerini; işyeri içinde veya dışında; çalışırken, işe gelip giderken veya barınırken… yani “iş ile ilgili” tüm süreçlerde gerçekleşen ölümleri kayıt altına alıyoruz.
3- SGK verilerine göre ülkemizde her ay 120 ila 130 sigortalı işçi hayatını kaybetti. Meclis olarak bizler, kısıtlı imkânlarımızla açıkladığımız aylık iş cinayetleri raporlarında daha az işçi ölümünü kayıt altına alıyoruz. Ancak raporlarımızdaki “gerçekler” birçok sigortasız işçinin hayatını kaybetmesinin yanı sıra sigortalı işçilerin ölümünün de kayıt altına alınmadığını göstermektedir. Bu durumun ışığında ülkemizde SGK verilerinin çok üstünde bir işçi ölümünün yaşandığını söyleyebiliriz…
Son olarak raporumuzun iki net etkisini söyleyelim. Birinci olarak geçen yıl Ekim ayında HDK milletvekillerinin verdiği önergeye cevap olarak 2011 yılının ilk 9 ayında 527 işçi ölümü olduğu açıklanmıştı. Raporları açıklama sürecimize denk geliyordu. Yılsonunda açıklanan işçi ölümü ise 1563 oldu. Bu durum yaptığımız çalışmanın basıncını gözler önüne seriyor. Yine meslek hastalıkları ile ilgili olarak şunu diyelim. Diş teknisyenlerinde slikozis kaynaklı 4 ölüm tespit ettik. Peki, SGK verilerinde bu durum kayıtlı mı? Özetle iş cinayetleri raporu yaşanan işçi ölümlerini gözler önüne sermesi ve hangi bölge ve sektörlerin alarm verdiğini ortaya koyması açısından oldukça önemli…
"İşçi ölümlerini takip etmek sınıfsal bakışı biliyor"
İş cinayetlerine ilişkin böylesi raporlar hazırlamak, rapor hazırlayan kişiler üzerinde nasıl bir etki bırakıyor? İşçilerin ölüm haberlerini derlemek zor olsa gerek…
Meclis faaliyetinden de evvel 2008 yılından beri her ay işçi ölümlerini 2-3 arkadaş derliyorduk. Kendi açımdan Meclisin önemli anlamlarından biri de bu noktada ortaya çıktı. Her ay hemen hemen aynı nedenlerle, basit güvenlik önlemleri alınmadığı için, isimler ve şehirler değişerek veya bazen aynı işyerinde işçi ölümleri meydana geliyordu. Derleme yapmak önemli ama durdurmak için pratik adımlar atmadıktan sonra insan kendisini cenaze levazımatçısı gibi hissediyor. Bu anlamda işçi ölümlerini kayıt altına almak Meclis faaliyetinin önemli bir parçası oldu. Diğer yandan bu çalışmayı yapmak insanın sınıfsal bakışını bileyen bir anlam katıyor. Tabi ki işçilerin ölümünü kayıt altına almak, birçok canın ölümünü takip etmek pek kelimelerle anlatılabilecek bir durum değil…
"İşçi ailelerinin mücadelesi iş cinayetlerine karşı mücadelenin merkezinde yer alıyor"
Meclis kimi paneller ve çalışmalar düzenleyerek ölen işçilerin ailelerine ulaştı. Bu gibi çalışmalar ne durumda. İşçi aileleri bu mücadelenin neresinde?
İşçi ailelerinin örgütlenmesi 2008 yılındaki Davutpaşa patlamasına dayanıyor. 1Umut Derneği patlama mağduru ailelerle ilişki geliştirerek ve sorunlarına yardımcı olarak özgün bir emek verdi, veriyor. Daha sonra Ostim-İvedik, Bayram Otel, BEDAŞ, Esenyurt ve Selin Erdem işçi ailelerinin de katılımıyla bu çalışma hukuksal hak kazanımı, sorumluların yargılanması ekseninde gelişti. Her ayın ilk Pazar günü saat 13.00’da aileler Galatasaray Lisesi önünde Vicdan ve Adalet Nöbeti’ndeler. Yine Tuzla’da Limter-İş’in mücadelesi ve tersane işçisi aileler, Gülseren Yurttaş’ın ailesi gibi önemli mücadeleler mevcut. Meclisimiz 28 Nisan’da İş Cinayetlerinde Ölenleri Anma ve Yas Günü’nde bütün ailelerin katılımıyla Petrol-İş Sendikası’nda bir etkinlik düzenleyerek mücadeleye bir katkıda bulundu. İşçi ailelerimizin birçok temsilcisi Meclisimize üyedir. Ancak özellikle belirtmek istediğim bir husus var. İşçi aileleri örgütlenmeleri bağımsız çalışmalardır. Ve yaptıkları her hak alma talebini destekliyoruz. Özellikle her ayın ilk Pazar günü yapılan nöbet eyleminde ailelere destek vermek gerekiyor. Bu hareket, iş cinayetlerine karşı mücadelenin de merkezinde yer almaktadır…
"İş cinayetleri sınıf mücadelesi sorunudur"
İşçi ölümlerini engellemek sizin raporlarınızda olduğu gibi oldukça basit önlemlerle sağlanabilir ancak patronların maliyet korkusu buna engel oluyor. Durum böyleyken İSİG nasıl bir mücadele öngörüyor?
Her şeyden evvel işçi sağlığı ve güvenliği alanında yapılan her hak arama eylemini destekliyoruz. İşçi sağlığı ve güvenliği mücadelesi sabır ve süreklilik ister. İş cinayetleri kapitalist sistem sürdüğü sürece devam edecektir. Bu anlamda işçi sağlığı ve güvenliği sorunu bir sınıf mücadelesi sorunudur. Çünkü sermaye işyerinde verimliliği artırmaya çalışır, sağlıklı çalışma koşullarını kısma yoluna da gider. İşçiler ise buna karşı çıkar. Bu saldırı neo-liberal politikaların hayata geçirilmesiyle daha da derinleşmiştir… Mücadelenin iki ayağı var. Birincisi şu ana kadar yaptığımız işçi ölümleri sonrası yaşananları kamuoyuna duyurma, bir tepki oluşumu, hukuksal ve fiili mücadele. İkincisi ise iş cinayetlerini gerçekleşmeden önleme. Önümüzdeki dönem bu ikinci hususa daha da eğileceğiz. Yani iş cinayetlerinin maddi temellerini önlemeye yönelik mücadeleye. Uzun ve yoğun çalışmaya, işin parçalanmasına, sağlık ve güvenlik önlemlerinin alınmamasına dair olan kısmına…
Sağlıklı ve güvenli çalışma mücadelesi yükseltilmeli
AKP'nin son yasasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yasa işçi ölümlerini engelleyecek derken, yasa görüşmelerinin sürdüğü meclis bahçesinde işçiler hayatlarını kaybetti... Bu yasa neyi sağlar...?
Temmuz ayında yürürlüğe giren İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası işçi ölümlerini önlemeyi amaçlayan bir yaklaşıma sahip değildir. Yasa, iş nedeniyle zarar görebilecek işçiyi değil işi korumayı odağına alan bir yaklaşım ile hazırlanmıştır. Dokuzuncu Kalkınma Planı, Ulusal Sanayi Stratejisi Belgesi, Ulusal İstihdam Stratejisi Belgesi ve güvenceyi esnekleştiren benzeri düzenlemelerle uyum içindedir. Yasa ile birlikte; işçi sağlığı ve iş güvenliğinin metalaşması ve ‘dışarıdan alınabilir bir hizmet’ haline gelmesi süreci derinleşecektir. Bu amaçla özel şirketler hızla faaliyete başlamıştır. Yasa ile birlikte; kişisel hatalar ön plana çıkarılarak işveren sorumluluktan sıyrılacaktır. Son olarak Aşkale ve Karadon davalarında hayatlarını kaybeden işçiler suçlu ilan edilmiştir… Özetle sorunun çözümü bizzat işçilerin sağlıklı ve güvenli çalışma mücadelesini yükseltmesinde saklıdır…