Türkiye ekonomisinin "işçinin hayatı" üzerinde büyüdüğüne dikkat çeken Müftüoğlu, aşağıya çekilen ücretler ve çalışma koşullarının gittikçe ağırlaştığını, bunun da iş kazalarının artmasına neden olduğuna vurgu yaptı. Türkiye'de ekonomik büyümenin bir gerçek olduğunu belirten Müftüoğlu, büyüyen ekonomiyle birlikte yitirilen canlara işaret ederek, "Verimlilik büyük ölçüde emek maliyetlerinin aşağı çekilmesi üzerine kuruludur. Çünkü diğer ham madde ve enerji fiyatlarını geriye doğru çekemiyorsunuz. Dolayısıyla Türkiye'nin rekabet süreci içerisindeki en önemli aracı emek maliyeti oluyor. Türkiye emek fiyatlarını düşürerek, büyümeyi ve rekabet etmeyi hedefliyor. Bu bağlamda da sürekli olarak istihdam ve esneklik politikaları ön plana çıkartıyor. Bir taraftan maliyetleri kısmak diğer taraftan ücretlerin aşağıya doğru çekilmesi yine işin yoğunlaştırılması yani, daha az işçiden daha çok iş yapılmasını sağlamaktır. Bu da uzun çalışma sürelerini getiriyor. İşçi sağlığı ve iş güvenliği için alınan önlemlerde önemli ölçüde maliyet unsuru olduğu düşünülerek, Hükümet vb kurumlar bunu yeterince denetlemiyor. İşverenler maliyetten kaçmak için bu önlemleri almıyor. Bütün bunlar üst üste biriktiği zaman karşımıza iş kazaları olarak çıkıyor. Bir işçiyi 15-16 saat çalıştırılınca o kişinin dikkati normal olarak dağılır. İş kazasına uğrama ihtimali daha da yükselir. Türkiye'nin küresel rekabet süreci içerisinde kendisine iyi bir yer bulmasını sağlamak için bu maliyetleri düşürmeye çalışıyor, sonuç olarak da işçilerin hayatı üzerinden bunu sağlamaya çalışıyor" değerlendirmesinde bulundu.
'Bunu isteyen uluslararası güçlerdir'
Yaşanan iş kazalarında AKP Hükümeti'nin sorumlu olduğunu belirten Müftüoğlu, şunları söyledi: "Siyasal iktidarın buradaki sorumluluğu Türkiye'nin küresel rekabete uygun bir piyasa haline gelmesidir. Bunu hükümetten kim istiyor? Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, Avrupa Birliği istiyor. Türkiye gibi ülkelere deniliyor ki; sizin yatırım çekmeniz lazım. Emek yoğun bir ülke olduğu için de bunu ucuz emek üzerinden bu rekabetin yapılması söyleniyor. Bunu da AKP Hükümeti 10 yıldır, başarıyla yerine getiriyor. Yani Türkiye'de piyasa sürecine uyumlaştırma meselesini 'başarıyla' yerine getiriyor. Ve bu başarının sonucunun da maalesef emekçilere yansıması da güvencesizlik, uzun süre çalışma, düşük ücretle çalışma, işsizlik ve iş cinayetlerine kurban gitmek oluyor."
'Kader' denilip unutuluyor
Bu kadar yoğun yaşanan iş kazalarına karşın toplumun da tepkisiz olduğunu vurgulayan Müftüoğlu, "İnsanlar kendileri sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar. Sanki doğalmış ve işin gereğiymiş gibi bir kabullenilmişlik var burada. Geçtiğimiz yıl Zonguldak madeninde onlarca işçi öldü. Onun ardından Başbakan madende ölen işçiler için 'Kader' demişti. Yine Esenyurt'ta işçiler yandı, orada da Belediye Başkanı 'Kader' dedi. Bakanların ve siyasetçilerin bu tür söylemleri var. Ve sanki bunlar hakikaten bir kadermiş gibi, işin gereğiymiş gibi, doğalmış gibi gösterilmeye çalışılıyor. Ayrıca iş kazalarında daha çok işçinin sorumluluğu varmış gibi hareket ediliyor. Yani işçi yeterince dikkat etmemiş gibi gösteriliyor. Dolayısıyla iş kazasına uğrayan kişi eğer ölmemişse suçu kendinde arıyor. Tabii burada bir de işsizlik baskısı o kadar ağır basıyor ki, o işte çalışmaktan başka çaresi yok. İnsanlar iş güvenliğinin alınmadığı kaçak madenlere aylık 700 lira gibi bir paraya girip çalışıyor. Öleceklerini büyük ölçüde biliyorlar, ancak çaresizler başka türlü ekmek parası kazanamıyorlar. Yani bütün ekmek kazanma yolları evlerine bir ekmek götürme yolları kapatılmış durumda" diye konuştu.
Sendikalara büyük iş düşüyor
İşçi sınıfının örgütsüz olmasının da iş kazalarını artırdığını belirten Müftüoğlu, burada sendikalara düşen görevlere işaret etti. Müftüoğlu, yapılması gerekenlere ilişkin şunları söyledi: "İşçi demokratik haklarını da kullanamıyor. Kullandığı zaman ise gazla, cop ile karşılaşıyor. Dolayısıyla çaresiz kabullenmiş bir şekilde zorla 'bu hayat böyle' diyor. Toplumda bunu bir faili ve suçlusu pek tanımlanmıyor. Aslında bu tür olayların görünür kılınması lazım. İş kazaları son dönemlerde maalesef toplu da olmaya başladı. Ama aslında onun dışında da görünmeyen tek tek inşaatlarda ve farklı çalışma ortamlarında iş cinayetleri meydana geliyor. Öncelikle bunları görünür kılmak lazım. İş cinayetlerine karşı yapılan tepkinin örgütlü olması gerekiyor. Bu örgütlülüğü de yapacak olan sendikalardır. Sendikaların burada iş kazalarına, iş cinayetlerine karşı çıkması gerekiyor. Biz sadece ölenleri görebiliyoruz. Görünmeyenler ve meslek hastalıkları da var. Birçok işçi akciğer ya da benzer hastalıklardan tedavi görüyor. Sendikalara baktığımızda ise son zamanlarda enerji sektöründe iş kazaları artmakta, ancak bu sektörde büyük sendika olan TES-İŞ'in sesini çıkartmıyor. Hiçbir sendika bunun üzerinden mücadele örgütlemiyor. Sendikalar da sadece yüzdelik zamlarla geçiştirmeler yapamazlar. Parlamentodan ve hükümetten işçileri koruyacak bir yasanın çıkmasını kimse beklemesin, böyle bir yasa çıkmaz. Bu ancak sınıf mücadelesinin sonucudur."
Müftüoğlu, iş kazalarına karşı yapılması gerekenleri ise şöyle dile getirdi: "Burada tek yapılacak şey vardır, o da örgütlülüktür. Tek başımıza kızarız, hayıflanırız, ancak bir şey yapamayız. Örgütlü olup, örgütlü hareket edilmesi gerekiyor. Bütün emekçilerin biraraya gelmesi bu tip meseleler üzerinden örgütlenmesi lazım. Bu sorunların bütün emekçiler tarafından yaşandığını kavratmak lazım."
Dünyada en hızlı büyüyen ekonomiye sahip olmakla övünen Türkiye'de, gözler son dönemde artan iş cinayetlerine çevrildi. Adana Kozan'da Sabancılara ait barajın patlaması, İstanbul Esenyurt'ta Marmara Park AVM'si inşaat sahasında çıkan yangın faciası, Erzurum'da 5 işçinin baraj göletinde ölümü ve Tuzla Tersaneleri'ndeki patlamada birçok işçi yaşamını yitirdi. Bu kadar su yüzüne çıkan iş cinayetlerini İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi Üyesi ve Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu ile konuştuk.