Türkiye’de son yıllarda hizmet sektörü, istihdam yaratmak açısından ve işin yapılış şekli açısından, geleneksel üretim tarzının dışında üretmeden tüketim alanları yaratmak, iç piyasada sıcak paranın dönmesine olanak sağlamak. Üretmiyoruz, parayı dolaştırarak ekonomiye can veriyoruz. İhtiyaçlarımız üretici firmaların isteklerine göre belirleniyor. Toplumun büyük bir kesmi çalışarak hayatlarını ikame ettirirken, zorunlu ihtiyaçların dışında farklı ihtiyaçlar ortaya çıkartılıyor. Başka türlü bir yaşam tarzı, küçük bir azınlığın yaşantısı gibi ama borçlanarak, kredi kartlarıyla daha fazla çalışmak zorunda kalarak, çalışma saatlerinin esnekleşmesine karşı koyamayarak, bir başka hayat düşlemek yaşamak buysa eğer yaşamak, iktidar böyle bir toplumda gücüne güç katıyor. İktidara tepkiler, yaşam tarzına müdahale edilmesiyse, gösterdiğin tepki ait olduğun sınıfın çıkarlarıyla ortaklaşmamaya başlıyor. Bu durumda konumlandığın yerden geriye gidersin, Elbetteki iktidarlar ve sermaye sınıfı için, Bunların bir önemi yok, yeter ki borsa düşmesin, dolar fırlamasın, bankalar, holdingler batmasın, bu da sermaye partileri için istikrarlı bir ekonomiye sahip olduğunun, göstergesi oluyor. Akp bu işi sermaye ithal ederek yani üreten kurumlarını satarak başarıyor. Bu başarı halkın cebini rahatlatmıyor olsada, sermaye sınıfın korkularını dengede tutmayı başarıyor, Sermaye sınıfı kendisini besleyecek kendisiyle yarışamayacak bir sektörü yarattı Taşeron şirketler...
Büyük firmalar ya da kurumlar, yaptıracakları iş için çözüm ortaklıkları diye tarif edilen taşeron firmalar, işçileri bulmak onların maaşlarını ödemek ve denetlemekle, o işin yapılıp yapılmadığı tespit etmekle hükümlü oluyor, yaptıkları, işin özü işçi pazarlamak. İşçi burada çalıştığı firmanın ve taşeron firmanın arasında sıkışıp kalıyor, uğradığı haksızlıklar da muhatap alacağı kişi, sarı şapkalı Mehmet ağa oluyor. Taşeronlaştırmanın işçi sınıfına karşı sermaye açısından çok mantıklı bir şey olduğu açık, güvencesiz, esnek çalışma saatleri, düşük ücretle çalıştırılma, sendikasız, örgütsüz, hakkını arama şansı olmayan bir mavi beyaz yaka karışımı bir işçi sınıfı katmanı yaratılıyor. Kapitalizmde her şey alınıp satılabilen bir mala dönüşürken, insanları hayvanlardan ayıran düşünme yetisini de yok ederek kapitalist düzenlerinde insanlarla hayvanlar arasındaki farkı asgari bir duruma dönüştürme gayretindeler..
Bu durumda yaşanan iş kazalarında suç ortada kalıyor, ana firma sorumluluğu kabul etmiyor, taşeron firma medyaya yansımadıysa kan parası adı altında, işçinin yakınlarına bir miktar para ödeyerek kapatıyor. İşçiler haklarını öldükten sonra alıyorlar, Avm inşatında yanarak can veren 11 işçi öldürüldükten sonra sigortaları yaptırılmış. İş kazalarında Avrupa’da 1. Dünya’da 3. Sırada yer alıyormuşuz, bu başarımızın sebebi, Çalışma Bakanı Çelik’inde ifade ettiği gibi 11 inşaat işçisinin kaderi yanarak ölmek ti, kaderimizi yazanlar İktidar-patronlar oluyor. (Rapora göre yangın çadırın üzerindeki elektrik kablolarının tutuşmasıyla başladı. Ardından. Sünger yataklar tutuştu. İşçilerin soğuktan korunmak için yataklarla çadırın arasına koyduğu battaniyeler alevleri hızlandırdı. Polyester çadırı saran alevler rüzgârın da etkisiyle yayıldı ve 1 no’lu çadırda sıkışan 11 işçi birkaç dakika içinde yanarak can verdi.)
Rapor kaderimizin yazıya dökülmüş hali, çadır yangını bu soğukta neden insanların çadırda kaldığını değil, yangın anında yaşananları konu alıyor. “Olay yerine varıldığında 4 çadırdan 1 ve 2 no’lu bölümlerinin alevler içinde yanmakta olduğu, yemekhane olarak kullanılan 3. bölüme kısmen sirayet ettiği görülmüş, yangına müdahale edilerek 4 no’lu yatakhane bölümüne sirayeti önlenmiştir. Yangının söndürülmesi esnasında 1 no’lu çadırda muhtelif yerlerde toplam 11 kişi eks (ölü) olarak tespit edilmiştir. Yangından sonra yapılan incelemeye göre 1 numaralı yatakhanede tavan profili üzerinden geçen elektrik tesisat kablolarının herhangi bir nedenle kısa devre yapması sonucu oluşan elektrik arkları sünger yatakların üzerine düşmüştür. Ardından polyester çadır örtüsünün tutuşmasıyla yangının aşırı rüzgârın da etkisiyle çok hızlı bir şekilde geliştiği kanaatine varılmıştır.” Evet, doğal bir afet bu işverenin bir hatası ve kusuru yok, acaba; Açıklama şöyle devam ediyor., "11.03.2012 günü saat 21.00 sularında Avm inşaatını yapan şirketten açıklama, işçi barınaklarında çıkan yangını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayız. İnşaat şantiye sahası dışında kullanımına tahsis edilmiş alanda meydana gelen bu elim olay nedeniyle hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı ve sabırlar dileriz. Şirketimizle, Şirketi ile betonarme işlerinin yapımı için 2011 yılında bir sözleşme imzalanmıştır. Bu sözleşme uyarınca işçilere ait yatakhane ve benzeri mahallerin yapımı, yönetimi, sevk ve idaresinin sorumluluğu şirketimize aittir. Olayın meydana geldiği mahal şantiye alanımız dışında olup, inşaat yaptığımız sahadan ayrı ve uzakta yer almaktadır.) Bu şirket şantiyelerde düzenli denetimleri yapan, çalışma bakanlığından ve sosyal güvenlik kurumundan olumlu raporlar alan bu güzide şirketimiz de Bakan çelikten farklı düşünmüyor, Bu olay Türkiye’de bir gerceği yeniden hatırlamamıza sebebiyet verdi. 10 yılda 706 bin iş kazasında(cinayetinde) 10 bin işçi hayatını kaybetti. Sermayenin kar hırsı işçilerin ölümüne sebebiyet verirken, pişkin siyasetçiler ve patronlar çok rahat ekran karşısına çıkıp, yapılacak bir şey yoktu, bu ölümler doğaldır diye açıklama yapmakta, bizim de buna inanmamızı istemekte, yazgımız onlarınkinde farklı olduğunu anlamamız için bizi başka şekillerde de öldürüyorlar. Aklımıza, yaşam tarzımıza müdahale ediyorlar, Avm’de 6 gün çalışan işçiler, izinli oldukları günde Avm’lerde vakitlerini geçiriyorlar. Bu saldırılara nasıl göğüs gerebiliriz , hizmet sektöründe çalışan işçiler bu saldırılara nasıl göğüs gerer diye soruyorum kendime, cevabım alışılmış bir cevap oluyor, örgütlü saldırıya, örgütlü cevap verilir.
Avm’ler tersaneler mezarımız olmasın diye..
Kaynaklar: Sendika.org, sol.org,Tüik,Evrensel,Emek Dünyası