Sıcak bir mart ayının ilk günlerinde;
GMİS, AKP, 'Yük' ve Hamdi Uçar
Zonguldak en soğuk kış mevsimlerinden birisini yaşıyor. Son yılların kış aylarında Zonguldak yine soğuk olurdu, yağan kar da birkaç günlüğüne şöyle bir üfürüp geçerdi…
Fakat bu yıl hiç de öyle olmadı. Kar yağışını sevenlerin gözleri, Zonguldak’ı kaplayan karın beyazlığına doydu bu kış.
Soğuğa çok dayanıklı olanlarımızın bile kuyrukları titredi.
“Eeee! Yazıdaki başlık neyin nesi o zaman?” diyenler olacaktır elbet.
Kış mevsiminin aksine, Mart ayının toplumsal ve siyasal gündemi oldukça sıcak geçiyor şehrimizde…
3 Mart grizu katliamı anması, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlaması derken, AKP İl Başkanı Hamdi Uçar’ın açıklaması düşüyor haber sitelerine. Bir de GMİS’in Abant’ta düzenlediği “beş yıldızlı” eğitim semineri…
Ah bu aklımın gem vuramadığı yüreğim, yüreğimin dizginleyemediği dilim! Bu yaşıma kadar ne geldiyse; acısıyla-tatlısıyla hep onların Doğrucu Davutluğundan geldi başıma…
Bazı dost ve arkadaşlarıma göre de, aklımı doğru kullanamamamdan!
Lafı uzatmadan, şu soğuk Mart ayında içinizi ısıtacak konuya gireyim hemen.
Bu konulara belki lafı uzatmadan girilebilir de, fakat bir zemin düzenlemesi yapmadan girilecek gibi de görünmüyor! Belki de birlikte düzenleyebiliriz o zemini… Ne dersiniz?
O zaman şöyle başlayalım; “Yaşamaya çalıştığımız bu ülke hangi sistemle yönetiliyor?” diye sorulacak olursa, sizleri bilemem, ama ben buna “kapitalizm” diye yanıt veririm.
Kapitalizm de sınıfların var olduğu; sermaye sınıfının egemenliği altında işçi sınıfı ve emekçilerin sömürüldüğü siyasi ve iktisadi bir sistemdir. Dolayısıyla emek-sermaye çelişkisi vardır, geniş anlamıyla emekçiler ve sermayedarlar arasında (burjuva kurum ve aktörleri tarafından ne kadar gizlenmeye çalışılsa da) bir mücadele, bir savaş vardır.
Bu savaşta Ocak ayında 62 ve Şubat ayında 42 kayıp verildi. Sadece 2012’nin ilk iki ayında 104 emekçi öldü.
Ekmek kavgası veren, çocuğunu büyütmek, okutmak için ölümüne çalışan 104 insan bu savaşta kaybedildi.
İş kazalarından söz ediyoruz.
3 Martlarda bir günde verdiğimiz 263 kayıptan söz ediyoruz.
Neredeyse bir cephe savaşında ölenlerin sayısı kadar insanın yaşamını yitirdiği bir savaştan söz ediyoruz.
2009 yılında bin 171 ve 2010 yılında bin 434 işçi kaybedildi bu savaşta.
İş kazalarıyla, meslek hastalıklarıyla, iş güvenliğinin ve işçi sağlığının görmezden gelindiği bu sermaye düzeninde işçiler ölüyor.
Evet, bu bir savaş. İşçinin alın terinin “ganimet” olduğu bir savaş.
Sermaye kazandıkça işçilerin kaybettiği, işçiler kazandığında sermayenin kaybedeceği bir savaş.
Bu savaş da, yalnızca silahlı güçler ve silah kullanılarak yürütülmez. Adaletsiz burjuva hukukuyla, her şeye deva olduğu söylenen demokrasi masalıyla, kendi bireysel çıkarından başka bir şey düşünmeyen politikacısıyla, sendikacısıyla, kitle iletişim araçlarıyla, görsel-işitsel medyayla ve amansız bir propagandayla yürütülür.
Bu ülkede, ezenler ve ezilenler vardır.
Bu gerçek: Bu ülkede yaşayanların tümü Müslüman, tümü ulusalcı, tümü Atatürkçü, tümü Türk-Kürt-Laz-Çerkez-Çingene de olsa değişmez.
Ta ki; bu sömürü düzeni değişene, insana saygıya dayanan eşit ve özgür bir emekçi düzeni kurulana kadar…
Yaptığı basın açıklamasında AKP İl Başkanı Sayın Hamdi Uçar; TTK’ya işçi alımı konusunda, "Hazine’ye yük istemiyoruz!" diyor. Bu sözü doğru da olabilir, fakat Hazine’nin sahibi oysa tabi! Hazine, “Bu milletin, hepimizin!” mavallarını bir kenara bırakacak olursak eğer, bizlerde gerçek anlamda sermaye sınıfının olan hazineyi, gerçek anlamda milletin (işçilerin, köylülerin) hazinesi yapmaya çabalıyoruz.
Peki, Zonguldak’ta eski bir dikiş emekçisi (terzi) olarak sana ne oluyor?
Peki, kanıyla-canıyla kömür ve kömürle katma değer üreten maden işçisi, bu ülkenin hazinesine yük olur mu? Maden işçisine, "Yük!" diyen Sayın Uçar; zamanın ANAP yöneticileri ve işadamı İshak Alaton gibi, maden işçileri için "Kambur mu?" demek istiyor? Maden işçilerini bu ülkenin sırtında "kambur" olarak görenler neredeler şimdi? Fakat Zonguldak ve maden işçileri hala buradalar, “Sayın Uçar, biraz da bu gerçeği düşünerek konuşmalı” diye düşünüyorum.
Sayın Uçar; AKP'de siyasete başlayalı belki ekonomik gücün oldukça artmıştır, bilemem! Bu sömürü düzeninin sahibi sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda da düşünebilirsin, fakat ekonomik gücün hatırı sayılacak kadar artmış olsa bile, sen hala bir burjuva değilsin!!!
Bu çıkmaz yolda daha çok ilerlemen, ya da gerçekten olman gereken yere dönmen için hala zaman var yani!
Amma velâkin, maden işçilerine "Yük!" demek, bunu oldukça zorlaştırıyor. Hazine’ye gerçekten yük olan, bankaları, hortumcuları, ihale soyguncularını, basiretsiz kurum yöneticilerini görmezden gelirsen, maden işçileri de bunu bir düşünürler sanırım...
Zaten; “maden işçileri bu gibi konuları sağlıklı düşünebilsinler” diye, GMİS’in eğitim ve örgütlenme çalışmaları sürüyor. GMİS’in, Abant da düzenlediği ve Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Başkan Danışmanı Dr.Fikret Sazak “Temel Sendikacılık Kavramları”, Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr.Aziz Çelik, “Çalışma Hayatı ve Sendikacılık Hareketinin Güncel Sorunları”, Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkan Danışmanı Turhan Oral’ın da “GMİS Tarihi” konularında eğitimci olarak katıldıkları işyeri temsilcileri eğitim seminerinde, 123 işyeri temsilcisi ve sendika yöneticileri, içerik olarak “beş yıldızlı” bir eğitim aldılar.
Aldığınız yüzde 50 oy oranı, bir zamanların ANAP'lıları gibi sizleri de yanıltıyor ve körleştiriyor olabilir! ANAP'tan geriye ne kaldı Zonguldak'ta? İnsanlardan dinlediğim ve duyduğum, iyisiyle kötüsüyle bir Veysel Atasoy, bir Zeki Çakan ismi ve bir de 90 madenci grevi ve 91 Ankara yürüyüşü.
Peki, diğerleri, o zamanların figüranları neredeler şimdi?
Seni en son kertede kimler bağrına basar?
Bir düşünmek lazım galiba!