Kocaeli İSİG Meclisi, 28 Nisan İş Cinayetleriyle Mücadele Günü’nde Kocaeli İş Cinayetleri Raporu’nu açıkladı. Açıklamaya, Dilovası’nda Ravive Kozmetik’te çıkan yangında hayatını kaybeden işçilerin yakınları ve Avukat İlkay Deniz Torun da katıldı.
Kocaeli İSİG Meclisi adına konuşan Selçuk Karstarlı, “Tedbirsizlik, cezasızlık ve denetimsizlik zincirinin bir sonucu olarak işçi ölümleri yaşanıyor. AKP döneminde bilinen 36 bin 940 işçi hayatını kaybetti. Aylık bağlama ile ilgili açılan dosya sayısı 50 bini buluyor. Biz bu sayının daha fazla olduğunu biliyoruz. Meslek hastalıkları bundan da fazla. Geçtiğimiz yıl sıfır, ondan önceki yıl sıfır. Son üç ayda 420 işçi hayatını kaybetti” dedi.
“Son üç ayda Kocaeli’de 21 işçi hayatını kaybetti”
Çocuk işçi ölümlerindeki artışa dikkat çeken Karstarlı, hükümetin hedeflerinden birinin MESEM uygulamasını ortaokula kadar indirmek olduğunu söyledi. Son üç ayda Kocaeli’de 21 işçinin hayatını kaybettiğini, en yoğun sektörün ise metal olduğunu ve ölen işçilerden 5’inin sendikalı olduğu belirtildi.
Etkin bir denetim mekanizmasının kurulması ve sendikalaşmanın önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini vurgulayan Karstarlı, “Bizler dün Ankara’da Doruk Maden işçilerini görmek istedik, inanılmaz bir tedbir vardı. Dün Hendek’te oğlunu kaybeden Muammer Yılmaz da orada dile getirdi; buradaki tedbirin onda biri işçiler çalışırken alınsaydı, benim oğlum ölmezdi, ben de burada olmazdım dedi” diye konuştu.
“İş cinayetleri tekil ölümler gibi gösterilerek üstü kapatılıyor”
Çolakoğlu’nda 2007’den bu yana 10 işçinin hayatını kaybettiğini hatırlatan Karstarlı, “Her seferinde mahkeme önüne başka biri çıkarılıyor. Bunlar tekil ölümler gibi gösterilerek üstü kapatılıyor ve işyerindeki işleyiş devam ediyor. Aynısını Oba Makarna’da gördük. İki aydır orada çalışan İSİG uzmanına ve değirmende çalışan bir işçiye ceza verildi” dedi.
Dilovası’ndaki bilirkişi raporuna da değinen Karstarlı, “İkinci bilirkişi raporunda kamu ‘mağdur’ olarak yazılmış. İşlerini yapmamışlar ama yangını da onlar çıkarmamış diyorlar. Biz ise ‘Hayır, yangını onlar çıkardı’ diyoruz. Çünkü onlar görevlerini yapsaydı bu işyeri olmayacaktı, olsa bile yangın tedbirleri alınacaktı. İş cinayetleri davalarını memleketin en önemli gündemlerinden biri haline getirmedikçe bunları önleyemeyiz” ifadelerini kullandı.
“Yargılamanın etkin biçimde yapılmaması iş cinayetlerine davetiye çıkarıyor”
Avukat İlkay Deniz Torun ise yargılamaların etkin bir biçimde yapılmamasının tüm işçileri etkilediğini ve yeni iş cinayetlerine davetiye çıkardığını ifade etti. Ravive Kozmetik’te ortaya çıkan gerçeklerin ne kadar vahim bir tablo olduğunu gözler önüne serdiğini belirten Torun, 23 Mart’ta başlayan ve 4 gün süren ilk duruşmanın ardından şirket sahipleri ve tüm sorumluların yargılanmasının ve cezalandırılmasının önemli olduğunu söyledi. Kamu görevlilerinin de tespit edilerek yargılanması gerektiğini vurguladı.
Torun, bilirkişi raporunda iki katlı bir binada tek çıkış bulunduğunu, tehlikeli iş kolunda alınması gereken hiçbir önlemin alınmadığını belirtti. “İşyeri sahipleri üzerlerinde pasaportlarıyla yakalandı. Dayı Ali Osman Akat’ın ise cinayetten yargılanması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bu işletmenin sahipleriyle sürekli bir para akışı var” dedi.
Kamu görevlilerine ilişkin sürecin çok yavaş ilerlediğini belirten Torun, gerçek bir denetim mekanizmasının işletilmesi ve sorumluların etkin biçimde yargılanması gerektiğini ifade etti.
“Biz emeğimiz, alın terimiz için çalışıyoruz ama ölüyoruz”
Ravive Kozmetik yangınında hayatını kaybeden Şengül Yılmaz’ın kız kardeşi Emine Bulut ise “Biz emeğimiz, alın terimiz için çalışıyoruz ama ölüyoruz. Ankara’da 110 maden işçisi vardı, belki de onun 5 katı polis vardı. Neden ölenler için hiçbir önlem alınmıyor? Biz suç işlemiyoruz, bomba atmıyoruz; sadece ölen insanlarımızı anıyoruz ama etrafımız yüzlerce polis tarafından sarılıyor. 7 canımız yanarak öldü. O zaman neredeydiler? 5 yılda yıkmadıkları binayı yangından 3 gün sonra yıktılar” dedi.
Maden işçilerinin çağrısını duyduklarını belirten Bulut, “Neden bu insanlar üç beş kuruşa çalışıyor ve haklarını bile alamıyor?” diye konuştu.
“İşyerine kim ruhsat verdiyse, kim göz yumduysa en ağır şekilde cezalandırılması lazım”
Patlamada hayatını kaybeden Esma Gikan’ın eşi Aytekin Gikan ise işyerinde hiçbir önlem olmadığını belirterek, “Biz aileler olarak küçükbaşlarla değil, büyükbaşlarla derdimiz var. Bu işyerine kim ruhsat verdiyse, kim göz yumduysa en ağır şekilde cezalandırılması lazım. Eşimi kaybettikten sonra çocuklarımla baş başa kaldım. Biz karakol, mahkeme bilmezdik ama bugün maalesef her yerdeyiz. Oransal ailesi ise mahkemede ‘Benim aylık gelirim 100 bin lira, bir evim, bir arabam var’ diyor. Bu insanlar sefa sürerken işçiler bir öğününü dışarıda zor yiyor” dedi.
“Yemek için verilen para 100 TL idi. Yemekhane, dinlenme alanı yoktu; hiçbir tedbir, denetim yoktu. İş güvenliği eğitimi verilseydi bu insanlar adeta canlı bomba gibi çalışmazdı” diyen Gikan, mahalle sakinlerinin şikayetlerinin dikkate alınmadığını söyledi.
“Kurtuluş Oransal, ‘İstediğin yere şikayet et, arkamda devlet var’ diyordu. Bu ‘devlet’ dedikleri kişinin Ali Osman Akat olduğu ortaya çıktı. Devlet mensuplarıyla fotoğrafları olduğu için kendine güveniyordu. Mahkemede de bize ve avukatlara parmak sallayıp hakaret etti” dedi.
KBB Başkanı Tahir Büyükakın’ın da Dilovası zabıtasının işyerini denetlemek için girdiğinde koli koli parfüm alarak çıktığını söylediğini aktaran Gikan, gerçek sorumluların yargılanmasını istediklerini ifade etti.