Savaşın yarattığı yıkım ve acıya tanıklık edemeyecek kadar ‘teknolojik’ bir perdelemeyle karşı karşıyayız.
Savaş ‘göklerde’ cereyan ederken yeryüzünde de iş cinayetlerinde ölenlerin davaları görünür değil. Merdiven altı değil belki ama apartman altı Masquerade isimli gece kulübünde çıkan yangında boğularak hayatlarını kaybeden 29 işçinin davasını takip eden basın kuruluşu o kadar azdı ki o ailelerin acısını duyurmak önemli.
Çağlayan Adliyesi 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 13 kez gidip gelen ailelerin duygularını tutanaklar yazmasa da gözlem kaydediyor.
Aileler çok yorgun. Zira çoğu talepleri kabul edilmiyor, yakınlarının ölümüne sebebiyet verenlerle yüz yüze gelmekten yorgunlar. Duruşma salonundaki her şey ailelere kayıplarını hatırlatıyor gibi… Çocuğu, kocası ya da kardeşinin hakkını aramanın o kritik anında duygusunu karşı tarafa geçirmek, duyulmak istiyorlar. Gülşen Aladağ da hayatını kaybettiğinde 19 yaşında olan oğlu Onur Aladağ için mahkeme heyetine karşı konuşurken benzer bir ruh halindeydi:
Onur soğuğu sevmezdi, üstüne kar yağdı. Uyuyamıyorum, ilaç kullanıyorum. Adalet diye bir şey kalmamış. Ne olur bir şey yapın.

Kader Uzun (kardeşini kaybetti), Gülsen Kaya ( oğlunu kaybetti), Gülşen Aladağ (oğlunu kaybetti), Yadigar Çayır (oğlunu kaybetti)
“Bir şeyler yapın” haykırışının altında ne var? Masquerade isimli gece kulübü yaklaşık iki yıl önce Ramazan ayında büyük bir tadilat geçiriyordu. Sonradan büyük tadilat için ruhsat alınmadığı ortaya çıktı. Tadilat sırasında çıkan yangında 29 insan öldü. Yangın neden çıktı, neden yangın önlemleri devreye giremedi, neden görevi olmadığı halde kulüp çalışanları tadilat döneminde oradaydı, neden işçilar kaçamadı da yöneticiler, taşeron işverenler kaçabildi? 2 Nisan 2024’te öğle saatlerinde çıkan yangında 29 insan nasıl öldü ? Yargılama sürecinin bu sorulara yanıt üretmesi gerekiyor. Şu ana kadar iki bilirkişi raporu bu sorulara yanıt veremedi. Müşteki avukatların talepleri üzerine yeni bir bilirkişi raporu istendi ama dört aydır, iki duruşmadır rapor bir türlü dosyaya gelmedi. Ailelerin avukatları duruşmada bu konuyu da gündeme getirdi. Yeni heyette avukat yerine idare hukukçusu olması gerektiğini savundular. Çünkü bilirkişi heyetinin raporu kamu görevlileri (belediye personeli) ile ilgili.
Bir raporun neden dört aydır dosyaya girmiyor? Avukat Ahmet Avcı’nın duruşmadaki konuşması yanıt olabilir mi, belki:
Bu dava iki parti arasına sıkışmış bir dava, AKP ve CHP’nin arasına. AKP’li İBB o dönemki yangın raporunu düzenleyen belediye. O rapordan sonra başka rapor alınmıyor. Mekanın kullanım amacı değişse de ne AK Partili belediye (İBB), ne valilik, ne kaymakamlık ne de Beşiktaş Belediyesi bu işe müdahale ediyor. Kendi dönemlerine sirayet eden bir kusur olduğu için ne AKP’li ne CHP’li siyasetçi var. Bu nedenle bu davanın yetim ve öksüz olduğunu söylüyorum. Kartalkaya’da 8 ayda karar çıktı. Burada bir bilirkişi raporunun alınmasını dört aydır bekliyoruz. 29 aile kendi başına. Hepsi yoksul insanlar. Siyasi bir baskı olmadığı için toplum da basın da bu davayı takip etmiyor.
Müşteki avukat Orhan Müezzinoğlu da 2018’de Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı olan Yasemin Saral’ın (sanık) her duruşmaya gelmediğini, Beşiktaş Belediye personeli olmasına rağmen Bodrum’da yaşadığını belirterek, söz konusu iş yerine verilen çalışma ruhsatında imzası olduğunu, ruhsat tarihinde belediyede olup olmadığının araştırılmasını istedi. Ancak mahkeme bu talebi kabul etmedi.

Masquerade’deki yangında hayatını kaybeden Şivan Dolu’nun yakınları
Mağdur ailelerin avukatlarından ve aynı zamanda Kartalkaya yangını avukatlarından Onur Fırat Kaynun da kamu görevlisi olup da duruşmalara gelmeyen sanıklar olduğu vurguladı. Aziz İhsan Aktaş soruşturmasından tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın da tanık olarak dinlenmesini talep etti.
Davada dört kişi tutuklu şu an: İşletme sahipleri Şehzade Şekergümüş, Mehmet Memduh Ceylan, işletmedeki tadilatları yapan taşeron firma sahipleri Çağatay Altunel ve Kahraman Erdem tahliye talebinde bulundular. Mahkeme tutukluluğun devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 18 Mayıs’ta.
Bu sanıklar ‘bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçlamasıyla yargılanıyorlar. Ancak yakınlarını kaybeden aileler ve avukatları deliller kapsamında sanıkların ‘olası kast’ suçlamasıyla ek savunma vermesi gerektiğini söylediler.
“Anneyim ben, bunlar (sanıklar) nefes alıyor bizim çocuklarımız ise toprağın altında çürüyor.” Bu ağır cümleyi mahkeme heyeti, sanıklar, sanık yakınları ne kadar duydu bilinmez ama T24 yazarlarından, psikiyatrist Türkay Demir’in T24 Yıllık’taki bir yazısı geldi aklıma…

Masquerade gece kulübünde DJ’lik yapan Gökay, Tevlek ailesinin tek çoğuydu
“Toplumsal yapının üçüncüleri (bağımsız yargı¸özgür medya, özerk akademi vs.) tanıklık ederek, inkarı kırarak anlam yaratma kapasitesini geliştirebilir. Tanıklık olmadan travma temsil edilemez; temsil edilmeyen travmanın yası tutulamaz ve yas tutulmazsa ölü üçüncü kalıcı hale gelir.” Yas bile tutamayan ailelerin acılarına tanıklık eden, o acıyı tanıyan, o acıyı temsil eden kurumların yaşaması ümidiyle…
