Misafir değil göçmen işçi - Tuğçe Şentürk

Siyasi, ekonomik ya da ülkelerindeki çatışmalar nedeniyle kitlesel ya da bireysel olarak ülkelerini terk etmek zorunda kalan çok sayıda göçmen Türkiye’de hayatlarını devam ettirmeye çalışıyor.

Ülkelerin koydukları yasal kısıtlılıklar nedeniyle yasadışı yollara başvurmak zorunda kalan göçmenleri bekleyen ilk zorluk göç edilmesi planlanan ülkeye yapılan yolculukta başlar. Çoğu zaman insan taşımaya uygun olmayan teknelerde zorlu, tehlikeli bir yolculuktur bu. Geçtiğimiz kasım ayında İstanbul Boğazı’nda Afgan göçmenleri taşıyan teknenin batması sonucu 33 göçmen yaşamını yitirdi. Yine yakın tarihlerde Mersin açıklarından 131 göçmeni taşıyan balıkçı teknesine batmak üzereyken müdahale edildi. Devletlerin sıkı sınır politikaları nedeniyle Ege ve Akdeniz suları her yıl onlarca göçmene mezar oluyor.

Göçmenler sadece yollarda değil, çalışırken de ölüyor. Onlar göç ettikleri ülkede hayatlarını idame ettirebilmek için emek güçlerini satmak zorunda kalan, enformel işgücü piyasasına dahil olan işçilerdir aynı zamanda. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre, 2014 yılında yaşamını yitiren 1886 işçinin 53’ü göçmen işçidir. Her türlü işçi sağlığı ve iş güvenliği önemlerinden uzak, başta sağlık hakkı olmak üzere temel haklardan mahrum bırakılarak çalışmaktadırlar.

Göçmenlerin uyrukları, hukuki statüleri ne olursa olsun mücadele ettikleri zorluklar aynıdır. Hükümet tarafından ayrıcalıklı bir konum sağlanmış gibi görülen Suriyeli göçmenler için de durum benzerdir. 2011 yılından beri Türkiye’ye giriş yapan Suriyeli göçmenler “misafir” olarak adlandırılıyor. Hukuki terminolojide yeri olmayan “misafir” kavramı devletin bazı yükümlülüklerden kurtulmasını sağlıyor. Kamplarda yaşayan Suriyeliler AFAD’ın sağladığı bazı hizmetlerden yararlanabilirken, kamp dışında yaşayan Suriyeli göçmenler için herhangi bir sistematik uygulama getirilmemiştir. Kaldı ki Suriyeli göçmenler kamplarda kalmayı tercih etmemektedir. Medyada sıkça zabıta ve polis tarafından yakalanıp zorla kampa götürülen Suriyeli göçmenlerin haberleri yer alıyor. Çünkü hükümet sadece Suriyeli göçmenler için sınır politikasında bir esneklik yapmakla yetinmiştir. Ancak kamplarda ya da kamp dışında insanca hayatlarını sürdürmelerini sağlayacak bir alt yapı geliştirilmemiştir. Yani devlet sınırlarını açıyor ama sınırları içinde sistematik bir politika geliştirip, insanca yaşamalarına dair herhangi bir sorumluluk üstlenmiyor.

Devletin Suriyeli göçmenlere yönelik kapsayıcı olmayan bu politikası, “misafir” olarak adlandırılmaları, hukuki olarak herhangi bir koruyucu yasa kapsamına dahil edilmemeleri, keyfi uygulamalara yol açıyor. Geçtiğimiz kasım ayında Antalya Valiliği, tebligatla kentteki 1500 Suriyeliden kenti terk etmelerini istedi. Suriyelilerin geri gönderilmesine ilişkin açıklama Antalya’daki inşaat ve tarım işverenlerini korkutmuş olmalı ki valiliğin açıklamasının hemen ardından Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Meclisi Tarım Meslek Grubu üyesinden bir açıklama geldi. Tarım sektöründe son yıllarda eleman sıkıntısı yaşandığı ve Suriyelilerin gelmesiyle bu sıkıntının bir nebze olsa da çözüldüğü, Suriyelilerin tarım sektöründe çalışmasının elzem olduğu açıklaması yapıldı. Açıklamanın devamında ise, Antalya’da sera ve pamuk tarlalarında çalışan göçmen işçilerin karınlarının aç olduğu ve doyurulmaları gerektiği ayrıca Suriyelilerin zor durumlarda ve her şartta çalıştıkları belirtildi. Aslında bu açıklama Suriyeli göçmen işçilerin emeğinin bölgedeki sermaye tarafından nasıl sömürüldüğünü, Suriyelilerin elden kaçırılmak istenmeyen, ucuz işgücü kaynağı olduğunu göstermektedir. Göç yolculuğunun başından itibaren can güvenliğinden ve temel insan haklarından yoksun olan göçmenleri yolculuklarının sonunda da farklı koşulların beklemediği açıktır. Göç ettikleri ülkelerde hayatlarına emek güçlerini satarak devam etmektedirler. Bu noktada, işçi sınıfının sömürülen göçmen işçiler için de mücadele yürütmesi, göçmenlerin insanca bir yaşam ve çalışma koşulları için verdiği mücadelelerde yanında olması şarttır.