Hep işçiler mi ölecek? - Serhat Korkmaz

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin (İSİG) raporuna göre 2013'te 59'u çocuk olmak üzere en az 1,235 işçi hayatını kaybetti. Ama durum hâlâ hayatını kaybeden set işçisi Selin Erdem'in annesinin dediği gibi, "Adalet saraylara girmiş. Halk ona ulaşamıyor
 
Bu ülkede ölümlerin listesi tutuluyor. Toplumsal hafızamızdan silinmesinler diye. Kadın cinayetleri, çocuk cinayetleri, faili meçhul cinayetler, iş cinayetleri… Berkin Elvan öldürüldüğünde, çocuk cinayetlerinin hanesine bir isim daha eklendi. Ve bir parantez açıldı: “Güncelleniyor”. Böylesi soğuk bir kelimenin bu denli can yakacağını düşünebilir miydik? 
 
Türkiye ’de hemen her gün güncellenen bir liste daha var: İş cinayetleri. 20 Mart’ta o listeye 10 işçi daha eklendi. Mersin-Adana seferini yapan yolcu treni, Akdeniz ilçesinde işçileri taşıyan servis aracına çarptı ve 10 işçi yaşamını yitirdi. DHA muhabiri kaza mahallini şöyle tarif ediyordu: “Burası savaş alanı gibi.” İddiaya göre hemzemin geçidin bariyeri, tren geçecek olmasına rağmen açıktı. Yani ölüm göz göre göre gelmişti. 2013 yılında 433 işçi de yollarda hayatını kaybetti. 
 
“Adalet saraylara girmiş”
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) raporuna göre 2013’te 59’u çocuk olmak üzere en az 1,235 işçi hayatını kaybetti. En az diyorum çünkü basına yansımayan iş cinayetleri bu rakama dahil değil. En çok ölüm inşaat sektöründe gerçekleşti. Her yanımızın TOKİ binalarıyla donatıldığı, AVM’ler ülkesinde en çok ölümün inşaat sektöründe gerçekleşmesi tesadüf değil elbette. Esenyurt’ta çadırda yanarak can veren 11 işçiyi hatırlıyor muyuz? Onların öldüğü yerde, şimdi bir alışveriş merkezi var. 
 
İş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin yakınları, her ayın ilk pazar günü Galatasaray Lisesi önünde bir araya geliyor. Çocuklarının, eşlerinin, kardeşlerinin davalarındaki gelişmeleri paylaşıyorlar. Birbirlerinin davalarına gidiyorlar. Adalet arıyorlar kısacası. Fakat adalet çıkmıyor bir türlü o mahkemelerden. Hayatını kaybeden set işçisi Selin Erdem’in annesinin dediği gibi: “Adalet saraylara girmiş. Halk ona ulaşamıyor.” Yalnızca adalet talep etmiyorlar. Bir daha iş cinayeti olmasın, başkalarının da canı yanmasın diye mücadele ediyorlar. 13 yaşındaki Ahmet Yıldız, ruhsatsız bir işyerinde kaçak olarak çalıştırılırken daha hızlı çalışsın diye güvenlik sensörü kapatılmış pres makinasına sıkışarak 14 Mart 2013’te hayatını kaybetti. Ahmet Yıldız’ın davasında verilen karar, mahkemelerin iş cinayetlerine bakışını iyi özetliyordu. Mahkeme Ekim 2013’te verdiği kararında işveren Ali Koç’u önce taksirle adam öldürme suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Bu ceza çeşitli gerekçelerle 4 yıl 2 aylık hapis cezasına indirildi. Ardından yine çeşitli gerekçelerle günlük 20 TL üzerinden 30 bin 40 TL adli para cezasına çevrildi. Ve cezanın 24 aylık taksitler halinde ödenmesine karar verildi. 
 
Acı düştüğü yerde
İşverenler kâr hırsıyla iş güvenliği önlemlerini almıyor. Devlet denetlemiyor. Mahkemelerden adalet çıkmıyor. Sendikalar dahi iş cinayetlerine karşı sesini yeterince yükseltmiyor. Toplum sus pus. Her zaman olduğu gibi acı düştüğü yerde kalıyor, kıpırdamıyor. Sanayi Devrimi’nin ortaya çıktığı 18. yüzyıl İngilteresi’nde işçiler olumsuz çalışma koşullarına sahiptiler. Düşük ücretlerle uzun saatler boyunca çalışıyorlardı. Çocuklar, kadınlar en ağır işlerde çalıştırılıyordu. İş cinayetleri ve meslek hastalıkları had safhadaydı. Neredeyse üç yüzyıl geçmesine rağmen değişen pek fazla bir şey yok. İşçiler yine ölüyor. Yine uzun sürelerle ve düşük ücretlerle çalıştırılıyor. Peki, “Bunlar hep kapitalizm” deyip işin içinden çıkabilir miyiz? Televizyonun karşısında Mersinli işçilerin “trafik kazası” haberini izlerken yüzümüzü buruşturmakla yetinebilir miyiz? Cevabını siz verin.