Katar’daki göçmen işçilerin durumu, 2022 Dünya Kupası hazırlıklarında yaşanan skandallarla dünya gündeminde daha fazla tartışılmaya başlandı. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC), Dünya Kupası’nda ilk şut atılana kadar 4.000 civarı işçinin hazırlıklar nedeniyle ölmesinin beklendiği yönündeki açıklaması da tepkileri artırdı. Katar’da yalnızca Dünya Kupası hazırlıklarında çalışanlar değil, genel olarak göçmen işçilerin çoğunluğu kölelik koşullarında çalışmaya mahkum ediliyor.
Toplam nüfusu 2 milyon civarı olan ülke, aslında kişi başına gelir düzeyi bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biri...
EĞİTİM KENTİ’NİN YOKSULLARI
Equaltimes haber sitesinde Kumar Smith imzasıyla yayımlanan makale, Katar’da özellikle göçmen işçilerin içinde yaşadığı kabusu özetliyor. Smith, son yıllarda batının önde gelen kurumlarının ve Georgetown, Cornell, Northwestern, Carnegie Mellon gibi ABD’nin en prestijli üniversitelerinin, petrol zengini Katar’da, Eğitim Kenti’nde kendi yerleşkelerini kurduğunu hatırlattığı yazısında, bu okullarda işçi olarak çalışanların durumuna değiniyor. Şimdiki Katar Emiri’nin annesi ve önceki Emir’in eşlerinden biri tarafından kurulan Katar Vakfı tarafından finanse edilen Eğitim Kenti, öğrencilere ve iyi para ödenen öğretim üyesi kadrosuna birinci sınıf imkanlar sunuyor olmakla övünüyor. Batı üniversiteleri Katar’daki yerleşkelerin yönetimi karşılığında Katar’dan büyük paralar kazanıyor. Öyle ki, Eğitim Kenti’ndeki Cornell Üniversitesi’nden bir kaynak, New York Ithaca’daki tıp fakültesinin fonlarının yüzde 10-12’sini doğrudan doğruya Katar’dan sağladığını belirtiyor.
Bu okullarda çalışan temizlik işçileri ve ahçılar için ise tablo çok daha farklı. Düşük ücretlerle çalıştırılan akademik olmayan destek personelin çoğunluğu Filipinler, Hindistan, Pakistan, Kenya ve Nepalli işçilerden oluşuyor. İşçiler, en temel haklarının, kendilerine ayda 230 dolardan daha düşük ücret ödeyen üniversiteler ve taşeron firmalarca çiğnendiğine dikkat çekiyor.
GELMEK İÇİN PARA ÖDENİYOR
Eğitim Kenti’nde çalışan bir Filipinli işçi, 330 dolar aylık sözüyle işe alındığını, ancak kendisine yalnızca 220 dolar ödendiğini söylüyor. Aynı işçi Katar’a gelmeden önce bir otelde çalışacağı sözünün verildiğini ve bu işi alabilmek için 660 dolar para ödediğini anlatıyor. Aslında çalışma izni karşılığında para almanın yasak olduğu Katar’da yasa hükümlerinin uygulandığına nadiren rastlanıyor.
Önde gelen üniversitelerden birinde taşeron firmaya bağlı olarak büro işlerinde çalışan bir başka işçi ise günde 8 saat çalıştırılmak üzere işe alındığını ancak gerçekte çalışma süresinin 12 saat ile 15 saat arasında değiştiğini anlatıyor. Gıda maddeleri ve ulaşımın ABD’den daha pahalı olduğu Katar’da, iki yıldan daha uzun süredir bu işte çalışan işçinin ücreti ise yalnızca 247 dolar.
İşçilerin talebi, Katar’a gelmeden önce kendilerine verilen sözlerin tutulmasından ibaret. Bu talepler, geçinebilecekleri bir ücret, düzenli iş saatleri ve koşulların dayanılmaz olduğu durumda iş değiştirme hakkı...
Ülkeden çıkış bile patronun iznine tabi
Göçmen işçiler Katar’da özel sektör işgücünün yüzde 95’inden fazlasını oluşturuyor. Katar vatandaşlığına kabul edilmeleri ise neredeyse imkansız. Bu durum, birkaç nesil boyunca Katar’da yaşamış, Arapça konuşan ve ülkenin resmi dininin gereklerini yerine getirenler için bile geçerli.
İşçilerin doğrudan doğruya patrona bağlı oldukları Katar’da, işçiler işlerini kaybettiklerinde ülkeden ayrılmak zorunda. Ancak ülkeden ayrılmak için dahi patronun imzaladığı resmi “çıkış izni” gerekiyor. En iyi futbolcular için bile geçerli olan bu kural, istismardan yakınan göçmen işçilerin bir çöl devletinde adeta hapis hayatı yaşadıkları anlamına geliyor. Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Salil Shetty, Göçün Karanlık Yüzü başlıklı raporun yayınlanmasının ardından Kasım ayında yaptığı bir açıklamada, “Bu kadar çok sayıda göçmen işçinin dünyanın en zengin ülkelerinden birinde bu denli acımasız bir sömürüye maruz kalmasının hiçbir mazereti olamaz” yorumunu yapıyor.